Çocukların en renkli yıllarını nasıl heba ederiz, derdinde; büyükler. Başlarına sardığımız imtihan kâbusu ile hayatlarını zehir ettiğimizin farkında bile değilizdir üstelik. Anne babaların dilinde emir kipi ile "hadi çalışsana, ne duruyorsun, üç ay kaldı, beş hafta kaldı" cümleleri bizler belki farkında değilizdir ama.
Minikler için neredeyse "idam günü" gibi bir gerilim yumağına dönüşmüştür.
İlkokuldan beri imtihan kâbusları ile bir başına bıraktığımız çocuklarımıza, ruh hastalığı için davetiye çıkarmaktayız.
Yaklaşan SBS sınavlarından nasıl tedirgin olduklarını görmek bile istememekteyiz.
Kar yağdı, her yan masal kadar güzel.
Dikkat ediyorum, sokaklarda yeterince çocuk yok.
Sömestr tatilinde bile onlar dershanedeler.
Ağır çalışma koşullarında bir başınalar.
Yağan karlara, bir tahta parçasına tutunup, küçük bir tümsekten kaymaya hasretler.
Kartopu oynamaya bile vakitleri yok, çözülmeyi bekleyen yüzlerce test onları beklemekte.
Biz çocukluğumuzda kar yağdığında saatlerce kardan kadın yapardık.
Her bahçede, cam önünde, kapı yanında çocukların gururla birbirleri ile tanıştırdıkları kardan adamları vardı.
Güneş çıkıp eriyince üzüldüğümüz, ardında kalan kömür gözlerine, havuç burnuna hüzünlendiğimiz.
Ne konuşmaya zaman var çocuklarımızla, ne birlikte gezmeye.
Yaşlıların masal ve hikâyelerinden de habersizler.
Evlerde zaten büyükler yok.
Olanlar da, söyle biraz eskilerden sohbete başlasa.
Anne babalarda kaş göz oynamakta:
"Kızım sen odana geç, babaannen yine eskilere başladı, gelmez sonu" demektir bu kaş işaretlerinin anlamı.
Büyüklerden, masallardan uzak bu devre, tahmini zor olmayan olumsuzlukları barındırmakta. Ailenin birlikte olamaması, kopukluğu, birlikte bir şeyler paylaşamamak.
Gezip görülecek yerleri zaman yokluğundan ertelemek.
Hele hele çocukların gönüllerince oyun oynayamaması.
Gelecekte bayağı zorlayacak onları.
Hep büyük gibi davranmak.
Hep tasalı, endişeli bir ruh hali ile testlerden, imtihan kâbusundan başka bir şey düşünememek onların ruh sağlığını sarsacak gibi.
Asıl tehlike imtihanı kazanamadığında sahne almakta.
Eş dost çocukları kazandığında, bu durumu kendi şerefleri sarsıldı zannı ile algılayan aileler; çocuklarına yeni bir manevi işkenceye başlamaktalar.
"Bak Ahmet beyin oğluna kazandı, sen ağzını açtın, bizi de rezil ettin." Oysa pek çok yenilgiden sonra asıl zaferin geldiği çocuğa anlatılmalıdır.
Bu imtihanları kaybeden pek çok çocuk, çok güzel başarılara imza atabilmektedir.
Fakat önce çocukluğunu doya doya yaşamalı.
Zira büyük olacak ama asla bir daha çocuk olamayacak.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




