Bu hafta ne çok acı yaşanmış. 1 Şubat Muhammed Es'ad Erbilî Hazretlerinin, 3 Şubat Ali Ulvi Kurucu Beyin, 4 Şubat Mahmud Es'ad Coşan Hocaefendinin, 4 Şubat İskilipli Atıf Hocanın, 5 Şubat Hacı Veyiszade'nin vefatlarının sene-i devriyeleridir.
Kimisi şehadete erdi, kimisi eceli ile öldü, kimisi trafik kazasında ömrünü tamamladı.
Her birisi Türkiyemiz için ömrünü, hayatını vakfetti.
Bugün Türkiye'de İslâm, hayatın, devletin, milletin asıl ve esas unsuru ise her birinin bunda emeği, bereketi, duası vardır.
Dünyabizim.com., haberkultur.net gibi internet siteleri, Millî Gazetemizin hem Kültür-Sanat sayfası hem de haber sayfası ayrı ayrı haber yapmak suretiyle velilerimizi, şehidlerimizi andı, anıyoruz. Her birisine ayrı ayrı rahmetler diliyoruz.
Onların manevî himmetlerine, şefaatlerine, bereketlerine, dualarına mazhar oluruz, inşallah.
Hacı Veyis Hocaefendi ile iki evladı, torunları İslâm davasına, milletimiz adına en güzel hizmetleri yapmıştır.
Torunu Ali Ulvi Kurucu Beyin ifadesi ile dedesinin hayatını şöyle özetlemek mümkün: "Konya'da Dolav Mahallesi Ulu Camii'nde elli sene maaşsız imamlık yapmıştır. Dedemin fazileti, himmeti ve din gayreti, tarihlere geçecek destanlık bir hadisedir."
Onun ve onların din gayretini okumadıkça, bilmedikçe bugünlerin kıymetini idrak edemeyiz.
Rahmete vesile olması temennisi ve duasıyla onları yâd etmek bizlerin vazifesidir.
Kürt-Türk İslâm kardeşliği
Hacı Veyis Efendinin hizmetleri, kardeşlik şuuru bugünkü meselelerin çözümü için tarihî bir örnektir. İslâm kardeşliğini tesis etmediğiniz sürece hiçbir açılım hiçbir meseleyi halletmeye yaramayacaktır. Devletin de, milletin de birliği, beraberliği, kardeşliği bu tarihî hadiselerde saklıdır.
Ali Ulvi Kurucu Bey, Hatıralar'ında bu çok önemli hadiseyi şöyle anlatıyor:
"Dedemin, birlikte bulunduğumuz son beş yıl içinde evde on defa akşam yemeği yediğini bilmiyorum. Akşam yemeği için koskoca bir tencereye et suyuna tirit yaptırırdı. Koca tencereye ağzına kadar ekmek doğranırdı. Çoğu zaman bu tencereyi onun camisine ben götürürdüm.
Akşam yemeğini caminin medreselerinde oturan muhacirlerle birlikte yerdi. Bunlar, Şark İsyanı sebebiyle Van civarından buraya sürülmüş Kürtlerdi. İçlerinde daha önce Şam tarafından gelmiş Seyyid aileleri de vardı.
Hükümet bunları sürmüş, getirmiş, buraya atmıştı. Onlara sahip çıkmak Müslüman halka düşmüştü. Dedemin mütevellisi olduğu Cevizaltı Medresesi'nde terk edilmiş yirmi iki oda vardı. Dedem bu göçmenleri oralara yerleştirdi. Ayrıca caminin bulunduğu Dolav mahallesinde yeri müsaid olanların evlerine de birer aile verdi. Birkaç da boş ev buldu. Sürgünlerin arasında varlıklı, görgülü aileler vardı. Burada mahrumiyet ve sıkıntı içinde idiler.
Dedem, erkeklerini akşam namazından sonra camide alıkoyar, onlarla sohbet eder, kitap okurdu. Bu arada yemeği yerler, yatsıdan sonra yerlerine giderlerdi.
Bu insanların kazançları ve varlıkları az, yiyecekleri kıt olduğu için mevcut erzakları kadın ve çocuklara kalsın diye, dedem erkekleri camide ağırlardı.
Dedem ve diğer Müslümanlar, sürgün edilen ve çoğu mazlum olan bu insanlara sahip çıktılar. Müslümanlar arasında, dinsiz bazı idareciler yüzünden uyanması muhakkak olan kin ve fitne hislerinin dalbudak salmasını önlediler. Zulme uğrayanlar, bu kötülüğün sadece belli bir zümrenin eseri olduğunu, diğer Müslüman kardeşlerinin bu suça katılmadığını, aksine, kendilerine el uzatıp gönüllerini açtıklarını görerek teselli buldular."
Yine bu hadiselerde Hacı Veyis Efendi, hanımı Muhsine Hanıma şöyle söylemiştir:
-Muhsine! Bunların içinde bir de sâdât var. Peygamber evladı var. Bunlara hizmet benim din borcumdur. Namazım neyse bu odur. Peygamberim emrediyor...
Her bir satır, o yıllardan bugünlere memleketimizde uyandırılmak istenen fitnelere karşı ne denli teyakkuzda bulunmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Hacı Veyis Efendi ve Konya halkı İslâm kardeşliğinin öngördüğü bütün fedakârlıkları ve hizmetleri hakkıyla yerlerine getirmiş, hepimize örnek ve ibret olacak tavırlar sergilemiştir. Van'dan sürgün edilen kardeşlerimiz de aynı uyanıklık içinde, bütün bunları yapanların gerçek Müslümanlık şuurundan yoksun bir zümrenin zulmü olduğunu, hakikatte Müslüman halkın kendilerine sahip çıktıklarını gördükçe hayatta büyük teselliler bulmuşlar, en ağır zulümler altında dahi İslâm kardeşliğinden taviz vermemişlerdir.
Aynı yüksek duygular ve İslâm kardeşliği şuuru ve ideali devlete, millete, halklara hakim olmadıkça daha başka nice fitneler uyanacaktır. Bütün fitnelerin ateşi, bu duyguları en güçlü biçimde tesis etmektir.
Karakolda Kur'an dersi
O yıllar Kur'an okutmanın yasak olduğu yıllardır. En küçük bir ihbarda baskın yapılır, şehirde polis, köylerde jandarma Kur'an okutulmasını engellemek için azami bir çaba gösterirdi.
Bunlara rağmen Hakk vazifesini yerine getirmekle vazifeli büyüklerimiz her fırsatta Kur'an'ı talebelere öğretmek için aynı zamanda büyük bir sıkıntıyı da göze alırdı.
Yine Ali Ulvi Bey, dedesinin karakolda Kur'an öğretmesini şöyle anlatıyor:
"Dedemin korkup çekinmeyle filan alakası yok. Bir keresinde talebe okuttuğu için karakola çağrıldığında, sırasını beklerken yanındaki masada oturan komisere sormuş:
-Oğlum sen, Kur'an-ı Kerim okumayı, namaz surelerini bilir misin?
-Nerede Hocam, öğrenemedim!
-Öyleyse şu fırsatı değerlendirelim, gel sana Fatiha'yı öğretivereyim de yadigârım olsun...
1935 öncesinde inkılaplar çok sert idi. Kur'an öğretenler adeta kaçaktılar. Polis yakalayacak, jandarma önünü kesecek. İşte dedem gibi o günlerde Kur'an için çalışan fedakârların aşkı ve gayreti, Kur'an okuttuğu için tevfikini beklerken, polise Kur'an öğretmeye çalışacak bir derecede idi. Allah hepsine rahmet eylesin.
Dedemin bu korkusuzluğu onun tam hür bir insan oluşundan ileri geliyordu. Şöyle derdi:
-Bu dünyada hür kimdir? Allah'a kul olan!.. Oğlum, Allah'a kul olan, nefsin esaretinden, kulların esaretinden kurtulur. Allah'tan gayrı her şey masivadır. Masiva fanidir. Fani olandan korkma, şirktir, şirkin büyüğüdür. Yalnız Allah'tan korkacaksın!.."
Bu tam velilerde bulunan bir iman ve tevekküldü." O velilerin imanları ve tevekkülleri sadece kendi nefisleri için değildi. İman ağacının kurumaması, o günün ve bugünün Türkiyesinde imanlı nesillerin yok, eksik olmaması içindi.
İman ağacımızı nurlandıran her bir veliyi rahmetle anıyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



