Bugün Prof. Dr. Ahmet Lütfi Kazancı Hocaefendi'nin "Kendimi Anlatayım Dedim" başlıklı biyografisinden bahsedecektim; lâkin olmadı. Çünkü Hocaefendi'nin hayatını kaleme aldığı 624 sayfalık otobiyografisini bitirmek üzereyim. Zaten kitabı Cuma günü aldım. Kitabı bitirince biyografiden uzun uzun bahsedeceğim inşallah. Ama bu minvalde kitabı okurken tuttuğum bazı ilginç hususları aktarayım. Tabi hem hocamızın, hem de okuyucularımızın hoşgörüsüne sığınarak...
Evlenecek yaşa gelen kızların miyavlamasının anlamı...
Derler ki köyün birinde evlenme çağına gelen kız, "Artık beni evlendirin" demiş olmak için kedi gibi miyavlarmış. O zaman anne ve baba, "Çara babıca biner" (örtüsünü örtünüp ayakkabısını giyip ciddi şekilde bir işin peşine düşer, diyerek) onu evlendirme yoluna giderlermiş.
Ancak bir kız varmış ki, akranlarına göre daha bir utangaç imiş, istermiş ki anne ve babası durumdan vazife çıkarsın, bu kız evlenme çağına geldi desin. Fakat anne ve baba bir türlü bu çizgiye gelememiş.
Yine bir gün dünürler gelmiş, "Allah'ın emri, Peygamber'in kavli ile kızınızı oğlumuza istiyoruz," demişler. Demişler ama zavallı kızcağız da kapıya kulağını vermiş, hakkında çıkacak kararı merakla bekliyor. Babası özür dilemiş. Israr etmişler,
- İyi ama henüz miyavlamadı ki... cevabıyla mukabele etmiş.
Babasının bu sözünü duyan kızcağız işin sarpa sardığını, böyle giderse ölünceye kadar evde kalacağını anlamış. Artık bu işin sonu gelmeli demiş ve fırlamış ambarın üzerine çıkmış ve var gücüyle,
- Âdetiniz batsın miyaaav!... âdetiniz batsın miyaaav!... diye bağırmaya başlamış.
Evdekiler kulak vermişler bu sese,
- İşte miyavladı. Bu işe oldu gözüyle bakabilirsiniz, demişler.
Olay ne kadar doğrudur bilmiyorum. Yaşadığımız dünyanın ahvaline bakarsak olmayacak bir şey değil diyorum."(s. 507)
İmam Hâdimî'nin bal şerbeti ve cigara fetvası...
Derler ki İmam Hâdimî, şiddetle sigara aleyhinde imiş. Mısır âlimlerinin de sigara içme konusuna sıcak baktıkları, mubahtır dedikleri haberleri geliyormuş.
Hâdimî merhum hacca gitme kararı alınca, dönüşte Mısır'a uğraması ve bu konuyu Mısır uleması ile tartışması kararlaştırılmış. Gerçekten de dönüş Mısır yolu ile olmuş. Mısır âlimleri Hocaefendi'yi karşılamışlar! Bir zaman izzet ve ikramdan sonra konunun ilmî bir mecliste tartışılmasına karar verilmiş.
Meclis toplanmış, misafir olması göz önünde bulundurularak başköşe hoca efendiye layık görülmüş. Hoca:
- Ben bir bardak bal şerbeti istiyorum, sizden de arzu edenler sigaralarını yakabilirler, demiş.
Bal şerbeti geldikten sonra Hoca Efendi:
- Toplantıyı açıyorum ve misafir olmamdan dolayı ilk sözü ben alıyorum, demiş.
Daha sonra önünde bulunan bardağı kaldırmış ve:
- Efendiler, bu bardakta bal şerbeti vardır. Şu anda Nebiyy-i Muhterem (s.a.v.) Efendimiz bu meclisimize teşrif etse, ben hiç utanmadan, sıkılmadan:
- Buyur ey Allah'ın Resulü, bal şerbetidir, diyerek bu şerbeti Resulü Emin Efendimize takdim edebilirim. Siz sigara içmek mubahtır diyor, yani içilmesinde mahzur yoktur, diye iddia ediyorsunuz. Peki içinizde o büyük Resule tabakasını uzatıp, "buyur, buradan yak ey Allah'ın Resulü!..." diyebilecek bir babayiğit var mı demiş.
- Evet var, diyen bulunmamış.
Böylece tartışma, başladığı yerde bitmiş." (s. 510)
Hz. Peygamber'e göre Cennet bahçelerinden gül devşirmek...
Resulü Emin Efendimiz bir gün yanında bulunanlara:
- Cennet bahçelerine uğradığınızda orada güller devşirin, buyurur.
Ashab-ı Kiramdan Ebu Hüreyre:
- Ey Allah'ın Resulü, cennet bahçeleri ne demektir, diye sorar.
- Mescidlerdir, cevabını alır.
- Peki, güllerinin devşirilmesi nasıl olur?
Sevgili Peygamberimiz bu soruyu da şöyle cevaplandırır
- Sübhanellahi, velhamdü lillahi, vela ilahe illallahü, vallahü ekber", derseniz, cennet bahçelerinin güllerini devşirmişsiniz demektir." (s. 381.)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




