Bilindiği gibi bir mü'minin ilk ibadeti namazla başlıyor. Namaz dinin esası ve özüdür.
Namaz, bize, beden ve ruh temizliği kazandıran "koruyucu bir nur"dur. Müslüman'ın Allah (c.c) ile olan en etkili "iletişim bağı" dır. Bütün sünnet namazlar, "farz namazlar" için bir ön hazırlıktır.
Bütün farz namazlar da "Cuma namazı" içindir.
Bir ömür boyu kılınan namazlar ise, Müslüman'ı "hac ibadetine" hazırlıyor.
Hac ibadetinin özü de Efendimizin buyurduğu gibi; "Arafat'ta vakfeye durmak"tır.
Daha açık bir ifadeyle; "bir mü'minin günahlarından arınması ve yeniden doğması" demektir. Bu yönüyle hac ibadeti var olan ibadetlerin sonuncusudur.
Bu sene Mevlâ'm bize Hacc'a gitmeyi nasip etti. Hac ibadeti, gerçekten farklı ve özelliği olan bir ibadet şekli. Dünyanın her tarafından gelen milyonlarca insanların oluşturduğu bir "mahşeri topluluk..."
Rengi, dili, ırkı, ülkesi ve yaşam tarzları ayrı olan bu mahşeri kalabalık, "tek gaye uğrunda" bir araya gelmeleri, hangi ülkenin dinlerinde ve yaşam tarzlarında vardır?
İşte size eşitlik, işte size kardeşlik, işte size insanlık, işte size birlik, işte size tek vücut olma modeli.
Dünyada başka bir örneği var mı?
Zenginiyle-fakiriyle, siyahıyla-beyazıyla, şöhretlisiyle-şöretsiziyle, güçlüsü ile güçsüzü ile 5 milyon insanı aynı gaye ve aynı kıyafetler içerisinde "tek vücut" yapan hak dinin son ibadeti...
Dünyanın her ülkesinden gelen 5 milyon insan burada kendini hiç yabancı hissetmiyor.
Çünkü burası babamız "Hz. Âdem aleyhisselamın" ana vatanı.
Yani, "bizim baba ocağımız."
Bizler buraya baba ocağına geldik. Aslımızı ve kaynağımızı görmeye geldik. İnsan kendini baba ocağında hiç yalnız hissedebilir mi?
Bu kadar büyük bir mahşeri kalabalık, bu kadar büyük bir heyecan ve coşku, haliyle büyük zorlukları da beraberinde getiriyor.
Bu zorluklar boşuna değil. İnsan gerçek, "sabrı ve tahammülü" burada öğreniyor.
Kadınıyla, erkeğiyle "mahşerin bir kesitini" çağrıştıran "Hac ibadeti," insanı kendine getiriyor.
Arafat'a vakfeye durmak; "Bir Müslüman'ın dönüm noktasını" oluşturuyor.
Geçmişin sorgulandığı ve geleceğin plânlandığı bir "hesap anı".
Kimsenin, hiç kimseden beklentisi olmadığı o an...
Yalnız ve yalnız Yüce Yaratan'dan beklentisi olduğu o an...
"Af dilemek ve tertemiz yeni bir sayfa açabilmek..."
Bunu elde etmenin heyecanı ve inancı içinde, milyonlarca feryatlar arşı alayı inletiyor.
"Affedilmek ve bağışlanmak..."
"Hac ibadeti," hayat boyu bir defa yapılan bir ibadet ama zorlu bir ibadet... Sabrın ve tahammülün zorlandığı son anlar...
Normal zamanlarda cesaret edemediğimiz zorluklara karşı, insanda büyük bir potansiyel oluşuyor...
"Hacılık vasfını" kazanmak öyle kolay olmuyor.
Hacılık vasfından daha zor olan, "Hacı kalabilmek..." Allah-u Teâlâ, "Arafat'ta" kulunun bütün günahlarını affedeceğini vaat ediyor. Bunun sonucunda tertemiz bir sayfayla, herkes ülkesine ve ailesine kavuşuyor.
"Hacı olarak hayatını sürdürebiliyor mu sürdüremiyor mu?"
Bütün mesele burada...
Sonuç olarak şunu hatırlatmak istiyorum.
Bu hatırlatma başta kendimedir.
Kâbe-i tavaf yaptıktan, Arafat'ta vakfeye durduktan, Peygamber Efendimizin mekânında misafir olduktan, kötülüklerin simgesi olan şeytanları taşladıktan ve mahşeri kalabalıkları gördükten sonra hâlâ bizde olumlu bir değişiklik olmuyorsa, "kişiliğimizi ve imanımızı" yeniden sorgulamamız gerekiyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



