Her evlâdı bir yana dağılmış büyük âileler vardır. Onlar, bir araya geldikleri mübarek bayramları iple çekerler. Ya Ramazan bayramında, ya Kurban bayramında buluşmaları görülmeye değer. Hele içlerinde yıllarca birbirini görmemiş olanlar varsa, onların musafahası bir başka olur. Geçen haftaki toplantı da bizim için öyle oldu. Sadece yöneticilerin, yönetim kurulu üyelerinin, editörlerin ve yazarların bulunacağı bir yemekli toplantı vesilesiyle, büyük âile tıpkı bayramlarda buluşanlar gibi bir araya gelecekti. Ben de bu değerli ailenin bazı fertlerini ilk defa rûberû görecek, onlarla hasbuhal edecektim.
Şimdi İstanbul şartlarını bilmeyen Anadoludaki kardeşlerim bu söylediklerimi yadırgayacak, “yahu sizler her gün bir arada değil misiniz?” diyecektir. Değiliz. Hemen herkes yazısını eloktronik postayla gönderiyor, ara sıra gazeteye uğradığında da, artık kiminle karşılaşmışsa onunla görüşüyor.
Gazetedeki arkadaşlarla görüşmekten, konuşmaktan büyük haz duymakta ve imkan elverdiği ölçüde sıklıklı bir araya gelip hasbuhal etmeyi yürekten arzu etmekteyim. Gazeteye gidince bazan Ömer Yüksel Özek, Yılmaz Bayat, Nizamettin Özcan, Ekrem Kızıltaş, Necdet Kutsal, Abdülkadir Türker, Selami Çalışkan, İbrahim Tenekeci, Bünyamin Yılmaz, Mehmet Terzi, Selahaddin Altun, Sabri Gültekin, Nedim Odabaş, İlhami Yetiş Beylerle bazen ayak üzeri, bazen bir bardak çay içimi, bazen teşehhüt miktarı sohbet ediyor ve çok kısa zaman içinde dağarcımıza bir şeyler koyup; her defasında o mesâinin hayhuyundan uzak, çaydanlık yanıbaşımızda bir sohbet atmosferini hayalleyerek oradan ayrılıyorum.
İşte geçen hafta yapılan toplantı bu hayalimizin “kısmen” gerçekleşmiş şekliydi. Yemek ve namaz için verilen fasılaları düşün, ancak “iki bardak çay içimi” sohbet fırsatı bulabildik. Sağ tarafımda oturan Nasuhi Güngör ile sol tarafımda oturan İsmail Kıllıoğlu Beylerle ilk defa yüz yüze görüşme ve hasbuhal etme fırsatı buldum.
Aziz dostlar, Ekrem Kızıltaş, Hüseyin Goncagül, Fahri Gün, Necati Tuncer, Ali Haydar Haksal Beylerle ancak “merhabalaşacak” kadar, Mevlüt Özcan ve Mahmut Toptaş hocalarımla yine kısa müddet görüşebildik.
Toplantı dönüşünde tevâfuken aynı otobüste karşılaştığımız Mahmut Toptaş hocama, kendisini ziyaret edeceğimi söyledim. Ziyarete, “en güzel hediye kitaptır” prensibince “kitaplar güldestesi” ile gitmiştim. Yanında bulunduğum müddetçe hocamın tatlı sohbetinden ayrı, büyük bir kârım daha oldu. Muhterem hocam üç değerli eserini lutfetti: Kur’an-ı Kerim Meâli, Konferanslar ve El-Esmâü’l-Hüsnâ Şerhi…Sabrım gelmedi, tramvayda giderken bazı kısımlarını okudum. Allah kalemine kuvvet versin.
Gazetenin muhtevasını zenginleştirmek, tirajını arttırmak için gayretle çalışan değerli yöneticilere, yönetim kurulu üyelerine teşekkür ederken, kendilerinden bu aile fertlerini daha sık buluşturmalarını talep ediyoruz.
Gazete için de söyleyeceğim şudur: Şahsen ben rakamlarla uğraşmıyorum. Mühim olan, “Hak”tan yana oluştaki kararlılık ve tâvizsizliktir. Zâlime şiddetli, mazluma ve bu ümmete şefkatli tavrı devam ettirmektir. Böyle oldu mu, beklenenler de kendiliğinden gelir. İşin sırrı şurada: Biz kendimizi kime beğendirmeye çalışmalıyız? Hakk’a mı, halka mı? Unutmayalım. Hakk için yapılan ihlas, halk için yapılan ise riyâdır. Şahsen, halka beğendirecek hale düşmekten Allah’a sığınırım.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



