Batı Kolonyalizmine karşı çıkıp darbe ile iktidara gelen "deli" diktatörlerin daha sonra Firavunlaştığını görüyoruz. Bu "deli"ye karşı operasyon yapan işgalci Batı ise yeni bir "kukla" bulup, "vur-sat"a devam ediyor. Bakın deli Kaddafi'ye ilk taşı deli Sarkozy attı! Müslümanların da milli iradeleri ile kendilerini yönetme hakkı vardır. Yeter ki, zulme isyan etmeye devam edelim!
Saddam'ı hatırlayın, 1990'da yapılan ilk Körfez operasyonu ile önceki gün Kaddafi'ye karşı başlatılan operasyonlar ne kadar da birbirine benziyor. Yıllarca İran'a karşı savaşırken, başta ABD olmak üzere Batılı devletlerden her türlü silah ve para desteği alan Irak'ın devrik lideri Saddam Hüseyin, Kuveyt'e dahletmeye karar verdiği an işgal güçlerini tepesinde buldu. Hem de kendisine silahları bizzat getiren Rumsfeld'in Başkan Yardımcısı görevinde bulunduğu Amerika vurdu onu.
Libya diktatörü Muammer Kaddafi'nin durumu da aynı. 3 gün önce oğlu Seyfülislam açıkça itiraf etti. Geçen yılki seçimlerde Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy'e, tonla para aktardıklarını söyledi. Şöyle dedi: "Deli ve soytarı Sarkozy, seçim kampanyasını bizim gönderdiğimiz paralarla kazandı. Libya halkının paralarını iade etsin!" Ve daha Libya halkının paralarını niye Sarkozy'e peşkeş çektiklerini açıklayamadan kafasına Fransız jetlerinden fırlatılan füzeleri yemeye başladı.
Kaddafi silah almadı, Sarkozy kızdı!
Çok değil daha birkaç ay önce Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy, Tunus olayları baş gösterdiğinde Tunus'un devrik diktatörü Zeynel Abidin Bin Ali'ye destek vermek, gösterileri bastırmak için polis yardımı önermiş ve Afrika ve dünya kamuoyundan büyük tepki görmüştü. 3 yıl önce de aynı Sarkozy, Paris'e gelen Kaddafi'nin ayaklarına kırmızı halılar sererek onu karşılamıştı. O günlerde Sarkozy ile Kaddafi, Paris'te 12 milyar Euro'luk silah sözleşmesi imzaladı. Fakat Kaddafi daha sonra 14 adet Rafale savaş uçağı alma sözünü tutmadı. Çünkü kimsenin almadığı bu uçakları alacak kadar enayi olmadığını düşündü.
Aynı Fransa, şimdi ise herkesten önce Libya'yı ilk vuran ülke oldu. Çıkarlar, petrol, emperyal güç iddiası ve test edilecek yeni silahlar söz konusu olduğunda Batı için bir gün önce 'meşru lider' olan biri, anında 'zalim diktatör'e dönüşebiliyor demek ki!
İslam ülkelerinde, Afrika'da, Ortadoğu'da toplumların bilinçaltında var olan Batı algısı bellidir; işgalci ve sömürgeci!
Saddam'dan, Mübarek'ten, Binali'den, Kaddafi'den nefret eden kitleler, en az aynı şiddette Batı saldırganlığından ve sömürgeciliğinden de nefret etmektedir. Zaten haysiyetli hiçbir millet, "Gelin bizi ehilleştirin, bize demokrasi ihraç edin" diye sızlanarak Batı'nın kanlı ellerinden derman beklemez!
Müslümanlara 3. seçenek hakkı bırakılmıyor
2003'teki Irak ve Afganistan işgallerinde de görüldüğü gibi yıllardır Saddam'ın zulmünden bizar olmuş Iraklılar, Saddam'ın ardından çok daha şiddetli bir şekilde Amerikan işgaline karşı çıktı. Müslümanlar yıllardır hep zalim diktatör ile Batılı işgalciler arasında tercihe zorlanıyor. Üçüncü bir seçenek hakkı bırakılmıyor bize! Belki de şu soruya verilebilecek cevap kangrenleşmiş dertlerimizin çözümünün de adresidir. Soru şu: Niye Müslümanların da kendi kaderlerini belirleyecek milli bir irade ortaya koymasına, milli bir refleks göstermesine izin vermiyor Batılı işgalciler? Tunus ve Mısır'daki gibi bir öz dönüşüme neden Bahreyn'de, Yemen'de, Libya da müsaade edilmiyor?
Bundan önceki "Büyü bozuldu, uyanma vakti!" başlıklı yazımda, Mübarek gibi diktatörlerin aşağıya baktıkları an, altlarındaki zeminin bittiğini görüp düşmeye başladıklarını Kaddafi'nin yapması gerekenin de sadece aşağıya bakmak olduğunu çünkü 42 yıllık kleptokratik Kaddafi yönetimi için ayaklarının altındaki zeminin tükendiğini söylemiştim. Ancak Türkiye gibi arabulucu ülkelerin çağrılarına rağmen Kaddafi, inatla kendi halkının isyanının kanla bastıracağı yanılgısına kapıldı. Artık ne kendi halkı ne de yıllardır para ve silah alışverişinde bulunarak iktidarını tahkim eden Batılı dostları için Kaddafi'nin bir "değeri" kalmadı.
Irak ve Afganistan işgallerinde hava saldırılarının ardından kara harekatına girişerek iki üç hafta içinde olayları sonuçlandırıp bu ülkelere "demokrasi" ve "özgürlük" getireceği iddiasındaki ABD'nin Libya'da mesafeli durması da sadece bir kandırmacadan ibaret. Zira kara harekatına başladığı andan itibaren işgal ettiği ülkeleri tamamen kaosa mahkum eden, her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran ABD, kendi kamuoyunu yeni bir işgal için ikna edemeyeceğini bildiğinden şimdilik Fransızları öne sürdü. Amerika böylelikle, stratejik ve taktiksel nedenlerle, Libya'ya karşı girişilen uluslararası müdahalenin meşruiyetini tehlikeye atmak istemiyor!
"Şafak Yolculuğu Operasyonu" adı verilen harekat için Batılı saldırganlığın gösterdiği hassasiyeti, yıllardır Ortadoğu'nun kalbinde her türlü devlet terörizmini sergileyen işgalci ve soykırımcı İsrail'e karşı neden sergilemediğini ise biz iyi biliyoruz. Kaddafi'den beter zalimlikler yapan, Saddam'ı mumla aratan, yancısı Mübarek'in devrilmesine bile ses çıkarmayan Batı, İsrail'in saldırganlığına, hukuksuzluğuna, nükleer silahlarına ve BM'nin hiçbir kararını uygulamamasına da her zamanki gibi kör kalıyor! İslam ülkelerine gösterdikleri "cesareti", hiçbir zaman İsrail için de göstermeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar!
İslam dünyasının, İslam Konferansı Örgütü İKÖ'nün, Arap Birliği'nin devreye girerek durumun vehametini Kaddafi'ye anlatması ve çekip gitmesi sürecinde inisiyatif alması gerekirdi.
Batılı ülkeler için bir ülkeden ucuz petrol almanın hazzından ziyade artık o ülke insanlarına cep telefonu, bilgisayar ve ülke yönetimine yeni silahlar satabilmek çok daha cazip.
Operasyon ve kukla bulma oyunu dursun!
Geri bırakılmış ülkelerde ve diktatörlükle yönetilen İslam ülkelerinde, yıllardır oynanan bir oyun var. Batı Kolonyalizminden şikayet ederek darbelerle iktidara gelen tüm diktatörler daha sonra Batılılarla "iyi ilişkiler" geliştirip yarım asır boyunca kendi halklarına Firavunluk taslamaya başlıyorlar. Libya'nın da, Irak ve Afganistan gibi kaosa teslim edilmemesi için, operasyonların biran önce durdurulup, Libya halkının milli iradesini yansıtabileceği güvenli bir ortam oluşturulmalıdır. Aksi halde Libya'nın başına konulacak yeni "kukla", sadece ve sadece iç savaş ortamında kan gölüne dönüşecek bir Libya demektir...
19 Mart 2003'te ABD ve İngiltere'nin Irak işgalini başlattığı tarihti. 19 Mart 2011 tarihi ise Batı koalisyonunun Libya'ya bombardımana başladığı tarih oldu. "Libya Irak olur mu?" sorularının nasıl sonuçlanacağını görmek için işgallerin başlangıç tarihindeki paralelliğin bir ipucu barındırdığına inanıyorum...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




