Hayatımız boyunca hemen her vesile ile Rabbimizden faydalı ilim talebinde bulunuruz. Okunan Kur'an ayetlerinin ardından topluca bir dua etmek istesek, sıraladığımız onca güzellik arasında müstesna bir yerdedir "faydalı ilim" talebimiz. Hac veya umre ziyaretimiz vesilesiyle ikram edilen zemzemi içmeden önce ise "Allah'ım! Senden faydalı ilim, geniş rızık..." diye başlayıp devam eden değişmez bir duamız vardır. Sözünden sohbetinden istifade ettiğimiz insanlara "Allah ilmini artırsın" temennisini gönülden gelerek yaparız. Velhasıl faydalı ilim, adını andığımızda dahi ağzımızın tatlandığı, her duada biraz daha ümitlendiğimiz bir güzel temennidir. Hele az çok okuyan, soran sorgulayan biriysek hem "bilgi"nin çekiciliğine kolaylıkla kapılır, hem de "bilene" gıpta ile dolarız.
İlmin, alimlerin yaptığı ve beni en çok etkileyen tanımlarından biri "olanı olduğu gibi kavramak, idrak etmek" ifadesidir. Olanı olduğu gibi idrak etmek... İnsanoğlu, şu kainatta kendisi gibi var olan ve dahi kendi şehadetine sunulmuş "şeyleri" olduğu gibi kavramaktan ne kadar da aciz! Zaman zaman uzaktan veya yakından bağlantılı olduğumuz, kendi zihin dünyamızda anlamlandırmaya çalıştığımız her "şey", ilme olan muhtaçlığımızı derinden hissettirir. Ama ne yazık ki, günlük hayatımızda eşimiz, çocuklarımız, dostlarımız dahil ilişkide olduğumuz insanlar ve olaylar hakkında "olanı olduğu gibi kavramak" gibi bir derde düşmektense, zanlarımızın peşine takılıp gitmeyi tercih ederiz. Bazen hakikati ters yüz edip bize gösteren ve böylece canımızı acıtmayan, sorumluluğu karşımızdakine yükleyen kaçışlara yürürüz zanlarımızın ardından. İnsan, gerek kendi hayatının, gerekse tanıklık ettiği nice hayatların, hakikatten yüz çevirmek suretiyle ne büyük haksızlıklara sebep olduğunu görünce, Rasulullah'ın (sav), "Rabbim bana eşyanın hakikatini göster" duasına tutunmak ve hiç bırakmak istemiyor! Eşya, Arap dilinde "şey"in çoğulu. Şey'e gelince, o öyle bir kelime ki, tam da kastettiği mana ile dillerde dolaşıyor. Bazen bir insan, bazen bir duygu, bazen bir söz, bazense dolaptan çıkardığımız bir bardak oluveriyor. Eşyanın hakikatinin kendisine gösterilmesine talip olmaya gelince, eninde sonunda kendiyle yüzleşmeye götürüyor insanı. Olanı benim zannettiğim gibi değil de, gerçekte olduğu gibi kavramaya çalışmak; zanlarımın bana oynadığı oyunları kabul etmek, acizliğimle ve cahilliğimle yüzleşmek.
Bazen masamın üzerine yığdığım kitaplara bakıp derin bir iç çekiş eşliğinde, tarifsiz bir telaş yaşarım. Okunmayı bekleyen ve her gün bir yenisi eklenen kitaplar, "yakalanması imkânsız bir kuş"un gökyüzüne yükselişi karşındaki çaresizliği ve özlemi getirir yüreğime. Böyle zamanlarda Allah'ın kendisine "Rabbim ilmimi artır" diye dua etmesini öğütlediği ( Taha 20/114) Allah Rasul'ünün (sav) duasıyla iktifa etmez, "Rabbim katından bir ilim gönder" derim, sanki ilmin onun katından gelenden gayrisi mevcutmuşçasına. Belki dünyevileşmiş bir ilim anlayışının muhayyileme bulaşmasından, belki de kendi cılız çabalarımı neticeye ulaştıracak olanın, Alîm olan Allah (cc) olduğunu fark edişimdendir illa da "katından" diye vurgulayışım. Sarkacın her iki ucuna da dokunduğumu biliyorum. Lakin bu günlerde bir muştu gibi okuduğum ayetler, yeni bir ufuk açtı gönlümde: "Derken, ergenlik çağını aştığı zaman keskin bir muhakeme gücü ve [derin] bir kavrayış yeteneği bahşettik ona; iyilik yapanları Biz işte böyle ödüllendiririz."(Yusuf 12/22) Ayette geçen "hükmen" ifadesini keskin bir muhakeme gücü, "ilmen" ifadesini ise derin bir kavrayış yeteneği olarak çeviriyor merhum Muhammed Esed.
Hz. Yusuf'un (as), kuyulardan, esir pazarlarından geçen hayat yolculuğunun, ilk gençlik yıllarına uğradığı günlerde, Rabbinin ona ikramını anlatan bu mübarek ayetler, "İyilik yapanları Biz işte böyle ödüllendiririz" diyerek, nasıl da bizim kuyularımıza, bizim esirliklerimize uzanıyor ve her durumda gösterilen iyi olma ve iyi kalma gayretlerinin iki güzel lütufla ödüllendirileceğini müjdeliyor: İlim ve hikmet.
Masamın üzerindeki kitapların satırlarında veya kavlimle dile getirdiğim dualarda kalmayıp, hayatıma, evime, eşime, çocuklarıma, ötelerden hayır duamı bekleyen babama, anneme, yazmaya, çizmeye, gitmeye, gelmeye tüm yapıp ettiklerime uzanıyor "katından" göndereceği ilim. İlim ve amelin böylesi buluşması karşısında, yaşadığımız her şey, en küçüğünden en büyüğüne kadar "farklı bir muhakeme gücüne" ve "bilme"ye götüren adımlar oluyor. Ve her yönüyle hayat, ilim ve hikmet talep edenlerin duasına dönüşüveriyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



