İnsan hayatı sadece doğum ve ölüm arasında yaşanan bir mücadeleden ibaret değildir. Pozitif bilimin hayata hedef ve amaçları olarak gördüğü şahsiyet (karekter, karizma vs.), cinsiyet (nesebini koruma) iyi bir yaşam ve ayakta kalma düşüncesinde maneviyat olmadığı sürece böyle bir hayatın hiç bir önemi yoktur.
İnsan hayatını etkileyen olaylar ve haller zaman olur geride kalır. Bu haller hatırlandıkça insana mutluluk da verebilir, acı da... Ancak yaşananlar ilerisi için birer deneyim olarak da hatırlanır. Bu bakımdan hatıralar insan ve toplum hayatında bir öneme haizdir.
Hayatımda ilginç karşıladığım bir kaç anımı sizlerle paylaşmak istiyorum.
İşte o anılar...
Sanırım 1983 yılı mevsim ilkbahardı.
Niğde'ye aşina yüzleri, eski dostları görmeye gitmiştim. Dönüş yolculuğunda vakit hayli ilerlemiş akşam karanlığı basmıştı. Son dolmuşu da kaçırmıştım.
Nevşehir yoluna çıktım ve otostopçuluğa başladım. 58 plakalı bir taksi aniden önümde durdu. Araçtakilerden biri komut verdi ve "atla!" dedi.
Arka koltuğa kuruldum.
Araçta iki iki kişi vardı. Şoförün yanındaki yüzüme bakmadan,
"Senin adın Osman değil mi?"
Şaşkınlık içindeydim. Araca bindiğimde hava karanlıktı. Ancak taksinin farlarıyla yanıma yaklaştıklarında simamı görmüş olmalılar, diye iç geçirdim.
" - Evet!"
" - Isparta 40. Piyade Alay'ında askerliğini yaptın..."
" - Evet!"
Şaşkınlığımı üzerimden atamadan sordum:
" - Peki siz nereden geliyorsunuz, nerelisiniz?"
Aynı kişi başını çevirmeden:
"Bizim nereden geldiğimizi boş ver, Sivaslıyız ve Nevşehir'e gidiyoruz."
Biraz durakladıktan sonra:
" - Bir iki gün önce sizin ilçenin Aksaray arası yol yapım çalışmalarında yapılan yolun ortasında bir küp bulunmuş... İçinde de sikkeler varmış."
" - Evet grayderler yolu kazarken koca bir küp çıkmıştı" dedim. Başka bir şey konuşmadık. Aradan sanırım altı yedi ay geçti. O sıralar İstanbul'da çalışan bir asker arkadaşımla buluşmuştum ve bu olayı anlattım. Arkadaşım da:
" - Dostum onlar hazine avcısıdırlar. Nerede sıcak bir haber anında oralara damlarlar" dedi.
1985 yılının bir bahar günü Kayseri'nin kilise ve harabeleriyle tanınmış Soğanlı köyündeyiz. Fransız film ekibi harabelerin eteklerinde onlarca figüran arasında çekim için "motor!..." diyorlar. Figüranlardan biri başlıyor ezan okumaya. Bu sırada yabancılara rehberlik eden Kültür ve Turizm Bakanlığı görevlisi bağırarak bir şeyler söylüyor ve figüran da ezan okumayı kesiyor. Çekime ara veriyorlar. Görevli yanıma yaklaşarak söyleniyor:
" - Şunlara bak ya, abdest almadan ezan okuyorlar. Olur mu böyle şey bulsunlar bir hoca okutsunlar ezanı" diyor.
1986 yılı aylardan Eylül olmalıydı. Kayseri Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nde A4 ebadlarında çizmiş olduğum desenlerimi sergilemiştim.
Sergiyi gezenlerden bir beyfendi kızı ile yanıma yanaştı ve incelikle küçük taramalarla çizmiş olduğum bir deseni göstererek:
" - Bunu daha da küçük çizebilirsiniz" dedi.
" - Mesela ne kadar küçük" dedim.
" - Bir pirinç tanesinin üzerine çizebilirsiniz..."
" - Pirinç üzerine!... Peki nasıl?"
" - Mercekle efendim mercekle. Elinize ince bir kıl veya ince bir tel alarak pirinç üzerine bir şeyler çizebilirsiniz" dedi.
Olabilir kabilinden başımı salladım, adam yanımdan uzaklaşırken kendi kendi kendime "pirinç üzerü desen!.." diye söyleniyordum.
1992 yılı, Kayseri'deyim, kitapçıları geziyorum. Bir kitapevi önündeyim. İçeri gireceğim anda karpostallara bakarken bir şey ilgimi çekiyor. Karpostallardan birini alıyorum ve desene bakıyorum. Kendi kendime, "bu desen benim yahu..." dedim. Benden habersiz basmışlardı. İçeri girdim. İşletme sahibine:
" - İyi günler, hayırlı işler. Şey... bu karpostalı soracaktım da..."
" - O mu ikiyüzelli kuruş."
" - Hayır fiyatını değil... Bu deseni kim çizmiş?"
" - Ha, o mu? Osman Aytekin."
" - Peki bunu çizeni tanıyor musunuz?"
Adamın yüzünün rengi bu soruyla birlikte değişmeye başlamıştı.
" - Hayır tanımıyorum."
"Bu deseni çizen benim" dedim.
Adam ne yapacağını bilemedi. Daha sonra:
" - O sizde kalabilir..." dedi.
" - Bu deseni yayınlarken desen sahibinden izin almanız gerekirdi. Telif ücreti diye bir şey var!..."
Bu söz üzerine:
"Haklısınız. Bu deseni getiren bir tanıdık olmalı... İstediğiniz kadar bu kartpostaldan alabilirsiniz" dedi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



