Herkes ve her şey hızla kendi içine çekiliyor. Bir öz kalmadığına göre, siz iç dedimse lütfen kabuk anlayınız. Kabuktan çıkıp dünyamıza gelenler geldikleri yere yeniden avdet ediyorlar. Sorumluluk sahipleri bile evlerine değil -çünkü onların evleri kalmadı- kabuklarına çekiliyorlar.
Çoktandır kimsenin dili öze dönüşten bahsetmeye cesaret edemiyor. Issız yerlerde cesaretin elbisesini giyip kahramanlık taslayan bir kelimenin kafiye sıcaklığına sırtlarını yaslıyorlar. Onların gözünü korkutup sırtını ısıtan bu kelimenin adı esarettir.
Siyasette olanlarla edebiyatta olanlar ne kadar birbirine benziyor. Buna 'bu bir kıyamet alametidir' deyip kabuğumuza çekilmek kolay. Fakat ya kıyamet kopmazsa kabuğumuza çekilmemiz neye yarayacak?
Evet, siyasetin başına gelenler edebiyatın başına geliyor bugün. Edebiyatta güttüğümüz siyasetle, siyasette yaptığımız edebiyat ortak bir amaca hizmet ediyor: İnsan egosunu şişirmek!
İnsanlara seyislik etmek, onlara at muamelesi yapmayı gerektirmez. Kendilerine at muamelesi yapıldığından şikâyetçi olanlar da bunu kanıksayıp olaylara bakarken at gözlüğü takmak zorunda değildirler.
İnsanı insan adına çekip çevirmenin adıdır siyaset. En büyük vasfı dirayettir. İnsanları gütmek demek, güdülerini disiplin altına alıp yekdiğeriyle olumlu davranışlar içerisine girebilecek kıvama getirmektir. Eğer herkes gütmeye, yönetmeye, idare etmeye kalkmış olsa "yönetme" eylemini iyi yönetememiş oluruz ve bu fiilin kamuslardaki sarayı yıkılır.
Ve yine şayet edebiyatı bir iktidar aracı olarak kullananlar varsa bu kudretlerini neye ve kime karşı kullanacaklarını bilmek hakkımızdır. Siyasetteki iktidar arzusu ile edebiyattaki muktedir olma hevesi kendi bağlamlarından koparılarak bir saltanat kavgasına dönüşebilir. Saltanat ne yazık ki bizim geleneksel kompleks ve saplantımızdır. Birlikte çekip çevirmenin doğuracağı ahengin güzelliğini hayal derecesinde dahi yaşamamış olanlar kolektif hareket ve bilinci muhtemel karşı saldırı olarak algılamaya yatkındırlar.
Edebiyattaki tek adam olma kompleksinin de bundan farklı bir yanı yoktur. Bir şair yoğun ilgi, alkış ve teveccühle tek adam olup iktidara gelse, acaba ilk icraatı ne olur? Mücadele edip yiyecek başka kimse kalmadığından, herhalde kendi kendisini yer! Zira kendinden başka uzanabileceği bir yer kalmamıştır. En büyük şair odur, en derin dizeleri o söylemiştir ve geleceğe kalabilecek şairler listesine ismini şimdiden yazdırmıştır. Gazetelerde boy boy resimleri çıkmış, kendisiyle nehir hatta deniz söyleşiler yapılmış, ödüller almış, devlet erkânının sofrasına kabul edilmiş ve şiiri ders kitaplarında yayınlanmıştır. Bu ihtiras ve marazi yarışın edebiyatla açıklanabilir bir tarafı olduğunu hiç sanmıyorum.
Eğer şiir bir sahici dilse, bu dilin insana verdiği kendini ifade etme güç ve imkânı bütün iltifat ve ödüllerin üzerindedir. Şayet bir şair bunu derinden yaşayamıyor illa kendi büyüklüğü için bir dış destek arıyorsa, şiir yazsa da şair değildir. Keza, iktidara gelen bir siyasetçi ulaştığı bu noktayla kendi varlığında hangi boşluğu doldurma heyecanı yaşamaktadır?
Kendi adıma konuşacak olursam, siyasi bir başarı sonucu hedeflediğim noktada iktidar olsam, müthiş kaygı ve korku yaşarım. Çünkü bireysel kudreti toplumsalsal hedefler için kullanamama acziyetine düşmekten ve emaneti yerli yerinde kullanamamaktan endişe ederim. Beni bu konuda endişe ve korkudan kurtaracak olan uygulamalarıma şahit olan herkestir. İdareciler bazen kılıçla doğrultulur, bazen nasihatle, bazen de büyük mahcubiyet ve mağlubiyetlerle.
İnsan ne zamanki kendini put olmaktan çıkarırsa içi hava dolu egosu ağırlıklarından kurtularak benliğini bulmuş olur. Siyasetçiler ve de edebiyatçılar dünyada kapladıkları yerin büyüklüğünce büyük oldukları yanılgısını terk etmedikçe edebiyat da siyaset de zihnimizde yerli yerine oturmayacaktır.
En çok hayal kırıklıklarının yaşandığı iki saha edebiyat ve siyaset. Eğer toplum olumlu bir dönüşüm geçirecekse edebiyat ve siyasetin bunda payı her alandan fazla olacaktır. Toplumun edebiyat yargısını şekillendiren edebiyattan ziyade nasıl edebiyatçılar ve edebiyatçı tavrıysa, toplumun siyaset tavrını biçimlendiren de yine siyasetten ziyade siyasetçiler ve siyasi tavırdır.
Türkiye şu an tam da bu hassas eşiktedir. Kim ki hedefini geniş tutar, edebiyatın da siyasetin de kudret iksirinin uhrevi hedefi tutturmaktan geçtiğini görüp fark ederse mutlak mutluluk üzere iktidara gelmiş demektir.



Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



