İktidar hırsı, şehveti, tutkusu ve tatmini insanın benliğinin, ruhunun ve zihninin köküne güve gibi yerleşirse, o kimse duygularında, düşüncelerinde ve hareketlerinde doğruyu, iyiyi ve güzeli, çarpıtmaya, yozlaştırmaya ve yıkmaya kaçınılmaz olarak yol alır. Benliği, ruhu ve zihni, kendi gerçekliklerinin öznesi olmaktan çıkarlar, iktidar hırsı, şehveti, tutkusu ve tatmininin nesnesi ve aracına dönüşürler. Onun, iktidarın istemlerine göre biçimlenme, tezahür etme, davranma ve tavır almayı kendi gerçekliklerinin yerine ikame ettikleri için, yine öğle olunduğu yanılgasına tutsak düşerler. Ama bunun farkında, bilincinde olunmadığı gibi, buna gerek olup olmadığına ihtiyaç da duyulmaz. Benlik, ruh ve zihin, en hafif, en küçük bir gevşemede kendi gerçekliklerine dönme eğilimi gösterdiklerinde, iktidar hırsı bütün gücü, imkan ve şartlarıyla harekete geçer ve dizginleri eline alıncaya kadar da dur-durak bilmez. Benliklerine, ruhlarına ve zihinlerine iktidar hırsı yerleşmiş, onun tutsağı, nesnesi olmuş kişilerde, bir takım şizofrenlik tavırların, tepkilerin gözlemlenmesi, ondaki içsel çekişme ve çatışmaların, boğuşmaların ve hafakanların bir yansıması bazan da nedeni olabilir.
İktidar hırsı, tutkusu, genel olarak bütünüyle siyaset alanına özgü bir olay şeklinde görülür, hatta özdeş tutulur. İktidar hırs ve tutkusu, kendisini nesnesi veya aracı haline dönüştürdüğü benlik, ruh ve zihin üzerindeki etkisini siyaset alanında daha somut, daha geniş öznelerde gösterebildiği için böyle bir kanaatin, algının ortaya çıkması açıklanabilir bir şeydir. Ancak mahiyetinde bir farklılığın olduğu düşünülmemelidir. Belki farklılığı nitelikte ve derecede aramak yerinde olur. Mesela tezahürü bir ticaret erbabında kâr, para ve mal düşkünlüğü, hasislik, cimrilik, tavırlarda gösterişcilik vb. biçiminde tezahür edebilirken, bir şairde, bir sinema oyuncusunda tamamen farklı boyutlarda dışa vurulabilir. Kıskançlık veya kibirlilik, saldırganlık veya münzevilik vb. gibi.
İktidar hırs ve tutkusu öncelikle siyaset alanına inhisar ettirilmesinde siyaset ile iktidar olgularının özdeş görüllmesinin payı büyüktür. Ayrıca iktidarın, siyaset gibi, ilgili öznenin kendi dışındaki diğer öznelerin kişilikleri ve hayatları üzerinde, olumlu-olumsuz etkisinin somut düzeyde gerçekleşmesi sözkonusudur. Bu etki çoğunlukla buyruklar biçiminde ortaya çıkar ve diğer öznelerin konumları durağan olarak tanımlanır ve algılanır. Dolayısıyla iktidar hırs ve tutkusunun öznesi, diğer özneyi araçsallaştırır.Bu araçsallaştırma ona kendi benliğini, varlığını gerçekleştirme doyumunu verir. Bir anlamda, Nietzsche'nin "güç istenci" ya da iradesi şeklinde nitelendirdiği bir durumdur bu. Çoğunlukla da, somut tezahür ve sonuçları itibariyle güç olarak algılanır ve tanımlanır. Onun için iktidar eşittir güç, o da eşittir siyaset denklemi kurulur. Bu denklemi tersinden de kurmak mümkündür: Siyaset=iktidar=güç.
Sanıyorum siyaseti, böyle bir denklem zaviyesinde okumak, yanlış olmasına rağmen, kolay ve pratik olduğu için, daima tercih edilir olmuştur. Belki de ülkemizde siyasetin böyle okunagelmesi, başta siyaset alanı olmak üzere, asıl sorunu oluşturmuştur. Siyaseti böyle okuduğumuz, daha doğrusu, algıladığımız için, iktidar hırs ve tutkusunun aracı olmuş benlik, ruh ve zihinler, aslında kendi güç istemlerini, gerçekte bir değerler bütünü olan siyasetin özüne yerleştirmek suretiyle, diğer özneleri araçsallaştırmanın imkanını da elde edebilmişlerdir. Siyasetin otoritercilikten, eşdeyişle zorbalıktan ayırtedilerek arındırılamaması ihtimal bundan dolayıdır. Mesela bugün, biçim olarak siyasetin kendini ifade etme ortamı şeklinde kabul edilen demokrasi içinde iktidarın ön şartı şeklinde tanımlanacak siyasi parti yapılanma ve işleyiş biçimine bakıldığında, iktidar hırs ve tutkusuyla tatmininin belirleyici olduğu açıkça görülmektedir. Siyasi parti sonuç varıp bir güç öznesine, eşdeyişle iktidar hırs ve tutkusunun nesnesi olmuş bir benliğe, ruha ve zihine dayanmaktadır. Geriye kalan bütün kurallar, kurumlar, istemler, hareketler ve etkinlikler araçsallaştırılmış unsurlar olmaktan öteye bir anlam taşımamaktadırlar. Bu benliğin, ruhun ve zihnin dumura uğratılmışlığın bir başka görünüşüdür.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



