Yoğun bir fikriyat fukaralığının istila ediciliği karşısında, gaye güdücü hakikî insanların omuzlarındaki yük, dünden daha da ağır bugün... Malûm: "Davası olmayan adam değildir." Trajik bir hikâye bizimkisi hakikaten... Kapitalizmin kalbi yoktur, arkadaşlar! İnsan (beşer), çoğu kez hadsizliğinin kurbanıdır. Sürüleşmiş kalabalıklar, insan denilen varlığın katilidir. Esasında, "ideolojiler öldü" yaygarasıyla gençliği idealsizleştiren yahut canlı bir leş haline getiren sistem, bir insan çöplüğü inşa etmiştir.
Mesele şu: Bir ikoncanlarımız eksikti. Onları da edindik en nihayetinde! Evet... Öyle diyorlar onlara: İkoncan! Nihat Genç'in tabiriyle, "kelek karpuz gibi" sahneledikleri şeyler, ekranları ve sayfaları istila ederken, "arz-talep" mevzusunun bir müddet sonra, kayıtsız şartsız "talep" şeklini aldığını da unutmamak lâzım.
Yeni bir familya olarak ikoncanların bir de kokana türleri var. Güneşi pek seviyorlar. Fakat malûmun ilanıdır ki, sırtlarını dönüyorlar güneşe, bakıyorlar ama görmüyorlar. Duruşu, yatışı, bakışı, diğer insanlara nazaran farklıymış her birinin... Yaşasın çağdaş yaşam! "Yok denilecek kadar küçüklükte bikinilerini gözlerimiz zor seçse de", diye başlayan cümlelerin kahramanı onlar. Üstündekini taşımayı biliyormuş ikoncan olabilmiş bayanlar... Gerçekten baydılar ama! Şahsiyetsizlik bu kanaatimce... Değer, insana değil, yürüyen kıyafete veriliyor! O elbisenin içinde kim var, insan mı, ya da başka bir şey mi? Bunlar "ilerici" şimdi öyle mi, modern ve hatta medeni? Bunu, insanın, yâni Adem'in siluetleşmesi, et-kemik yığınına dönüvermesi olarak da adlandırabiliriz. Şu süreç dâhilinde, hissizlik, his kaybı, mânâsızlık, ciğerimizi deşiyor! Koskoca bir ciğersizlik bırakılıyor miras olarak...
Ne diyor Galip Erdem: "Başucunuzda davul çalmaktan vazgeçmeyeceğiz." Tercihe saygı duymak bahsine hiç girmeyelim; çıkamayız içinden. Tercihsizlik de bir tercihtir ya, neyse... Tarafsızlığın da bir taraf olması misali! Ona benziyor, ondan oluyor, onu örnek alıyor! Haddizatında, "kişi sevdiği ile beraber" değil mi? Ve yine: "Kime benzerseniz, ondan olursunuz."
Sahte cennetinden şuh kahkahaları yükseliyor insanoğlunun.
Türk Dil Kurumu'na başvurarak, ikon nedir, bakıyorum hemen. Fransızca köklü bir kelime olduğunu görüyorum. Kelimenin Türkçe karşılığı şu: "Bir kişi, düşünce, akım veya herhangi bir şeyi tek başına simgeleyen ve anlatan şekil veya resim." Neymiş demek ki... Simgeymiş, şekilmiş! -Can eki alınca da canlı bir şeyler kast ediliyor herhalde. Pekiyi, neyin simgesi, neyin şekli ola ki onlar? Bu mühim meseleye dair yorumda bulunan malûm gazetedeki malûm kadın, "Bu sözcük nereden çıktı? Kimin icadı? Bir yerlerde biri var mı, 'Bu lafı magazin tarihine ben kazandırdım ama bana ait olduğu bilinmiyor' diyen... Bir zahmet o kişi parmak kaldırsın..." diye feryat ediyor. Şaka gibi ama gerçek! Türkiye şakalar ülkesi olmuş durumda. Malûm "seçkin zümre" işin vesilesi elbette... Onlar sebep olacak, esas meselelerimizi kurcalayacağız, davul çalmaya devam edeceğiz! Allah hepimizi ıslah eylesin.
Sahi, kaç kelimeyle konuşur bu ikoncanlar?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



