İslam coğrafyasında dengeler değişiyor, yeni paylaşımlar yapılıyor, kan ve gözyaşı sel gibi akıyor... Ateş altındaki Müslümanlar adeta cehennemi yaşıyor.
Dünyanın dikkatinin Libya ve Ortadoğu'da yaşanan gerginliklere yoğunlaşmasını fırsat bilen İsrail işgal devleti de Gazze'ye füze yağdırıyor. Kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden sivilleri katlediyor.
Irak'ta, Afganistan'da, Pakistan'da, Çeçenistan'da, Filipinler'de, Tayland'da, Çin'de yaşanan katliamların ve soykırımların bir başka biçimi şimdi Libya'da yaşanıyor.
İsim değiştiren Haçlı ordusu, küresel savaş organı NATO'yu devreye sokarak Libya'ya yağmur gibi bomba yağdırıyor.
Bahreyn, Yemen ve Suriye başta olmak üzere hemen her İslam ülkesi gösterilerle çalkalanıyor.
Fakat BM'den sonra uluslararası en büyük kuruluş olan İslam Konferansı Teşkilatı (İKÖ) olanı biteni seyrediyor.
Özellikle büyük sıkıntıların yaşanan bu dönemde İKÖ'nün dünya siyasetinde etkili olamaması Müslümanlar arasında büyük bir hayal kırıklığına yol açtı. İslam coğrafyasını rahatlatacak öneriler sunması, çözüme dönük ciddi adımlar atması gerekirken, yaşanan trajediyi seyretmesi, sessizliğe bürünmesi ve yaşananları Batılıların insafına terk etmesi şaşkınlıkla karşılandı.
Oysa İKÖ Genel Sekreteri Prof. Ekmeleddin İhsanoğlu 2007 yılında, Müslümanlara karşı pervasızca yapılan saldırıları engelleyebilecek caydırıcı bir güç olabilmesi, kendi iç dünyasına dışardan yapılacak müdahaleyi önleyebilmesi için "ortak ordu" kurulması yönünde bir fikir ortaya atmıştı.
İhsanoğlu, Malezya'nın başkenti Kuala Lumpur'da düzenlenen İKÖ 9. Parlamenterler Birliği Konsey toplantısında "Müslüman ülkeler arasında, İKÖ bünyesinde askeri güç oluşturulması konusunda karar alınması gerektiği"ni söylemişti.
O günkü toplantıda Prof. İhsanoğlu, teşkilatta üyelerin sorumluluklarını yerine getirmelerinin önemi üzerinde de durarak, reform çalışmaları kapsamında teşkilatın adının da değiştirilmesi gerektiğini de ifade etmişti. İhsanoğlu, ''Konferanslar, bir maksat için yapılır. Toplantı biter, konferans sona erer. Oysa bu teşkilatta ülkeler yer alıyor'' demişti.
İKÖ ana şartının soğuk savaş döneminde, o günün şartlarına göre yazıldığını, günümüz ihtiyaçlarına ise cevap veremediğini ifade eden İhsanoğlu, "Şimdi gereken düzenlemeler ve teknik çalışmalar son aşamaya geldi. Bunu önümüzdeki dönemde yapılacak olan Dışişleri Bakanları toplantısında getireceğiz. Teşkilatın isminin değişmesi konusu da o toplantıda onaylanırsa açıklayacağız" ifadelerini kullanmıştı.
Müslüman kamuoyu İKÖ Genel Sekreteri'nin bu sözleriyle heyecanlanmıştı.
Aradan geçen 4 yıla rağmen bu konuda herhangi bir adım atılmamıştır ancak İslam dünyası sabırsızlıkla bu düşüncenin pratiğe aktarılması beklentisi içerisindedir.
Bu güç oluşturulmadığı takdirde, soykırımların engellenmesi, İslam ülkelerine yönelik işgal ve müdahale tehditlerinin ortadan kaldırılması mümkün değildir.
Oysa 1969 yılında kurulan ve 57 İslam ülkesini bünyesinde barındıran İKÖ'nün ana tüzüğü, krizlere müdahale edilmesini öngörüyor. İKÖ tüzüğünün birinci maddesinde teşkilatın kuruluş amaçlarından biri "bütün Müslüman halkların asalet, bağımsızlık ve milli haklarını korumak için verdikleri mücadeleyi güçlendirmek" şeklinde tanımlanıyor. Bu da İKÖ üyesi ülkelerin olaylara müdahale etmesini meşrulaştırırken diğer yandan zorunlu kılmaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




