10 Aralık 2011 Cumartesi günü, Özgür Yazarlar Birliği tarafından düzenlenen ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe Kampusu'nda gerçekleştirilen sempozyumda konuşmacıydım.
Sempozyumun üçüncü oturumunda yer alacaktım. Konum, İkinci Yeni Yoksullara Sırt Çevirdi mi? başlığını taşıyordu. Binimle aynı oturumda bulunacak olan iki konuşmacı belirli özürlerle toplantıya katılmayacaktı. Öyle de oldu. Planlananın ötesinde bir performans bekliyordu bizi. Hakkıyla üstesinden gelmeliydik...
Tebliğimin ilk kısmında İkinci Yeni'nin oluşum süreci üzerinde durdum. Devrin sosyal manzarasını çizdim. Özellikle, Menderes Dönemi ile İkinci Yeni arasında kurulan sebep sonuç ilişkisini, deliller sunarak inceledim. Attilâ İlhan'ın, Asım Bezirci'nin ve Muzaffer İlhan Erdost'un bu minvaldeki yaklaşımlarını özetledim. Bu isimlerden Attilâ İlhan ve Asım Bezirci'nin, İkinci Yeni'nin Menderes Diktası'na boyun eğmiş şairler tarafından kurulduğunu, bu yüzden sinik, kapalı, soyut, anlamsız vb. özellikler taşıdığını iddia ettiklerini vurguladım. Buradan yola çıkarak, DP'nin o dönemde yüzde 53 oyla iktidar olduğunu, bununsa halkın teveccühünü almış olmak anlamına geldiğini, haliyle Menderes Diktası diye bir şeyden bahsetmemizin mümkün olamayacağını belirttim.
İkinci Yeni'nin oluşum sürecinde etkili olan edebî şartları da kısaca açıkladım. Zira, bu yönüyle İkinci Yeni şiiri, ta Tanzimat'tan beri süregelen bir zinciri, Milli Edebiyat, Memleketçi Edebiyat, Toplumcu Zihniyet ve şiiri sıfır noktasına indiren Garip (Birinci Yeni) zincirini tam tersi bir istikamette duruyordu. Bu yeni şiir bireyi önceliyor, estetiğe değer veriyor, tasannuya yöneliyordu. Böylece, Cumhuriyet'le birlikte ağırlıklı olarak Anadolucu ve zamanla Kemalist bir nitelik alan genel edebiyat ortamına karşıt bir yapılanma vaziyeti alıyordu. Oysa bu şiir hareketine mensup şairlerden bahseden kaynaklar, pek çoğu hakkında "Kemalistlik!" nitelemesi yapıyordu. Demek ki siyaseten Kemalist olma tercihlerine rağmen İkinci Yeni şairleri, resmî edebiyat zincirinin ötesinde bir tutumun sahibi olmuşlar, deyim yerindeyse resmî edebiyat kanonuna bir şekilde çelme takmışlardı...
Bu arada, İkinci Yeni'nin isim babası Muzaffer İlhan Erdost'un İkinci Yeni şairlerinin pek çoğunu "küçük burjuva" özelikleri gösteren tipler olarak anmış olduğunu da hatırlatarak, isteseler de bu şairlerin topluma yeterince kulak veremeyeceğini belirttim.
Bu genel bilgileri sunduktan sonra asıl konumuza geçtim. Bu minvalde sözü Cemal Süreya'nın otobiyografisinden yararlanarak, Dersim mağduru bir ailenin mensubu olduğunu belirttim. Şair ve ailesinin birdenbire yoksullaşmış olduğunu, bununla birlikte, şiirlerinde bu sürece yeterince gönderme yapmadığını ve rejimle hesaplaşmadığını dile getirdim. Hatta son yıllarında Türk ulusalcısı bir siyasi oluşumun da içinde yer alarak, iyice gericileştiğini vurguladım.
İkinci Yeni ile ilgili yaptığım çalışmalarda genellikle şu yedi ismi tercih ediyorum: Cemal Süreya, Ece Ayhan, Edip Cansever, İlhan Berk, Sezai Karakoç, Ülkü Tamer ve Turgut Uyar... Fakat bu kez İlhan Berk'i kendime ait bir gerekçeden ötürü tebliğ dışı tuttum. Diğer altı şairin "yoksulluk" ile ilgisine temas ettim ve somut deliller (metinler) sundum.
Oldukça geniş şahıs kadrosu ve onların hayli geniş külliyatı içinden, işimi 20 dakikada (bu tür toplantılarda konuşma süresi bu kadardır) bitirecek şekilde, derli toplu bir sunum yaptım. Bu çerçevede: Cemal Süreya'nın Göçebe, Onlar İçin Minibüs Şarkısı; Edip Cansever'in Masa da Masaymış Ha, Dipsiz Testi, Pesüs; Ece Ayhan'ın Meçhul Öğrenci Anıtı, Turgut Uyar'ın Tel Cambazının Kendi Başına Söylediği Şiir, Tel Cambazının Tel Üstündeki Durumunu Anlatır Şiirdir, Büyük Gurbetçi, Malatyalı Abdo İçin Bir Konuşma; Ülkü Tamer'in Kırda Bir Pazar Günü, Şiir İçin Cevaplar, Oyuncaklar: At, Mayın Tarlasında Maniler, Bir Bakırcının Ardından, İhtiyar ve en sonunda Sezai Karakoç'un Çatı şiirini örnek metin parçaları da okuyarak yerine göre anlattım, işaret ettim, andım.
Bununla birlikte, daha konuşmam biter bitmez, dinleyicilerden birisi, Turgut Uyar'dan az örnek verdiğime alındığını söyledi. Ardından birileri de akademik normları aşındırır pozisyonlar da sergileyerek benim tebliğimde hiç bir şekilde konu edinmediğim, dahası etmeme gerek görmediğim "sosyal", "adalet", "toplum" ve "toplumsallık" ile ilgili sorulara muhatap kılındım. Yapılacak tek şey sükûnetle karşılamak ve olabildiğince aydınlatıcı bilgiler vermekti.
Demek ki bazıları konuşulanı dinlemiyor, konu dışına çıkarak kendi ezberine göre muhatabını yargılama hevesine düşüyordu...
Bu ise, farklı bir İkinci Yeni yoksulluğu anlamı taşıyordu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



