Yeni fark ettim, bu yazı Milli Gazete'de yayınlanan iki yüzüncü yazım. İki yüz yazı, iki yüz sızı.
Yazıyla sızının sese dayalı uyumu mest edebilir sizi. Kastım bu uyum değil. Bundan kaynaklanan kekre tat hiç değil. Daha derinlerde olup biten bir şeylerin çağrışımı peşindeyim.
Yazı sanatının iki taraflı halleriyle ilgili bir mustaripliktir benimkisi. İki taraflı hallerin açıklamasını şöyle yapabilirim: Her şey zıddıyla mukim. Yazı tamamlanıp gün yüzüne çıkana, yani kendisiyle birlikte oluşacak gönençli yahut kederli bir doyum yaşanana kadar, halden hale getirip götürür yazarı.
Öznesini dünyanın merkezinde hisseden yazardan bahsediyorum elbette. O, odak noktada oluşun getireceği tatlı baskının tabii bir neticesi olarak bütün okların hedefinde konuşlanmıştır. Kabuller, retler, önemseyişler, küçümseyişler, övgüler, yergiler... Hepsi ona dönüktür, çünkü çekim ve cazibe ondadır.
Söylemeye gerek olmamakla birlikte, söz bir kere yola çıktı: İşaret zamirimizin süsü, en başta, evet, en başta, Hakk'a ve O'nun rahmetinden vücut bulmuş 'hukuk'un sağaltıcı disiplinine sıkı sıkıya bağlıdır. Bunu tek ve temel ölçüt olarak almıştır. Dünyanın "merkez"inde oluşun bir başka söyleniş biçimi, tekerrür edilişidir bu.
Öncü bir muvahhid kimliği taşımaktır yazarınızın boyun borcu. Şu halde, çok (iki) yüzlü olmayacaktır. Öylesi yüzsüzlerin hâl ve gidişatları karşısında mağdur olacak, lakin karşısındakilerin zalimane tarzlarıyla mukavemet etmeyecektir.
Demek ki onun mukavemeti çok yüzlü değil, çok yönlüdür. Bütün eşhas, bütün eşya, bütün bir dünya etki alanı... Geniş bir açı, bin bir boyutlu bir mekân, kâinatı kuşatan bir bakış. Her halükarda, antenlerini net bir ayarla hassaslaştıracak, duyargalarını istim üzerinde tutacaktır. Projektörlerini, zifiri karanlıkları yok edecek bir nitelikle hadimi olduğu özgün (mümin) duruş sahiplerinin hizmetine sunacaktır.
Sızı sahibinin hayatında numaraya yer yoktur. Derinlik numaraya ihtiyaç hissetmez. Sözü taklaya sürükleyenlerin, dahası uçuruma itekleyenlerin anlamakta zorlanacağı bir şeyden bahsediyoruz: Emanete hainlik etmez, kaleminin sahibi kendisidir. Doğruya doğru, eğriye eğri diyebilmenin hürriyetini tercih etmiştir. Haliyle, kardeşleri kadar, kastedicileri de olacaktır.
Bütün bunları bilinçle bilerek buradadır kardeşiniz. Nitekim, yazıyla/sızıyla ilk sözleştiği günlerde, bir şiir söylemiştir, tercüman olsun diye bütün zamanlarda, kendine. İşte o şiir, Mayıs 1986'da Ankara'da yayımlanan Yoğunluk dergisinin ilk sayısından (s. 21) gelip konuyor buraya, iki yüzüncü yazı hatırına:
ISLIKLAMA
başımı indirmemi istiyorlardı - kaldırıyordum daha
belimi kırmamı istiyorlardı - dikleştiriyordum daha
ağzımı kapatmamı istiyorlardı - açıyordum açıyordum açıyordum daha...
bol okumalı bir aşkın yolcusuyum çocuklar!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



