İsmini hatırlayamadığım Ortaçağ Haçlı Savaşlarını anlatan bir film izlemiştim. Filmde tapınak şövalyesi olan baba, yıllar sonra bir çarpışma esnasında şövalye olan gayri meşru çocuğuyla (tesadüfen) karşılaşır. Birlikte girdikleri bir savaşta baba ağır yaralanır, son nefesini verirken Papaz ona "bütün günahların için af dile!" diye telkinde bulunur. Aslında bu telkin aynı zamanda bir günah çıkarmadır ve "incilin itiraf et kurtul" ayetine dayanır... Baba karşısında duran tapınak şövalyesi gayrı meşru oğlunun gözlerinin içine bakarak -bu sırada kamera bir babaya bir oğla yoğunlaşır-"biri hariç bütün günahlarımdan pişmanım" der ve ruhunu teslim eder. Babanın ölürken pişmanlık duymadığı günah ile kastettiği oğludur. Zira noktada baba, zina yaparak çocuk sahibi olmaktan dolayı pişmanlık ve vicdan azabı duymuyor, bilakis övünüyor... Babanın bu övüncünde iki şey saklıdır; birincisi İsa'nın babasız doğmasını ilahi bir mucize olarak algılamaktan yoksun Hıristiyan inancının zinayı meşru görmesi, diğeri ise günah yoluyla doğan erkek çoğunun bir tapınakçı olarak Müslümanlara karşı savaşmasının verdiği gurur... Batı'nın bu bakış açısı bir yaşam biçimine dönüşmüş ve tarih boyunca da hep böyle devam etmiştir.
Bu anlamda Batı'nın "Batı" oluşunun iki ayağı vardır; birincisi tahrip edilmiş İncil'in ilahi mesajları ters yüz ederek insanı ve tanrıyı algılayış biçimi diğeri ise tarih boyunca Doğu'ya karşı düşmanca tutumlarıdır. Batı'nın bu davranış biçimi tarih boyunca onların sağlıklı düşünmesinin önünde en büyük engel olmuştur. Bu yüzden ne Batı "Şark"laşabilmiş ne de Doğu "Garp"laşabilmiştir. Her iki medeniyet özleri itibariyle birbirinin zıddı ve dünya/din algıları tamamıyla birbirinden farklıdır.
Filmdeki günahkâr Baba'nın "biri hariç bütün günahlarımdan pişmanım" sözü İncil'de bir fahişenin taşlanma olayının anlatıldığı bölümle örtüşür. Hikâyeye göre bir fahişenin (Magdelena) taşlandığı sırada oradan geçen İsa'nın; "kim günahsız ise o taş atsın!" diyerek hem kendisi hem de bütün oradakilerin günahkâr olduğunu kabul etmiş olur. Oradaki herkes günahkâr olduğu için İsa da dâhil hiç kimse taş atmaz. Bu olay aynı zamanda Hıristiyanların günah algısını belirler. Bizim inancımıza göre Peygamberler masum iken Hıristiyanlığa göre -İsa'nın şahsında olduğu gibi- günahkârdır. Zira "ben günahım!" diyen İsa'nın yolunu takip eden her bir Hıristiyan'ın günahtan arınarak öbür tarafa gitmesi mümkün değildir. Çünkü Hıristiyan inancına göre doğan çocuklar dahi günahkâr doğup, günahkâr ölürler. Hıristiyan Batı'nın düşünce ve davranış biçimi gelenek üzerinden okunduğunda dinden kaynaklanan bir algılayışlarının olduğunu ve temelde Doğu inanç ve düşüncesinden ayrıldığını görürüz. İranlı düşünür Daryuş Sayegan, Doğu ve Batı'nın farklı din ve dünya algısını "Batı Karşısında Asya" adlı kitabında inanç ve felsefe üzerinden değerlendirirken oldukça yerinde bir tespitte bulunur ve "nihilizm akımının Batı uygarlığının içinden çıkması ve zamanla güçlenerek sonunda dünyayı kuşatması bir rastlantı değildir" der. Kitabında Batı'nın tanrısız bir dünya tasarladığını ve bunun mücadelesini vermeye çalıştığını anlatır. Özellikle edebi ve felsefi metinler üzerinden yaptığı çözümlemelerle Doğu'nun Batılaşamayacağını ayrıca Doğulu ve Batılı olmanın bir "öz" meselesi olduğunu vurgular. Tıpkı şövalye filmindeki "zina ve piçlik" olgusunun İsa'nın "ben günahım" sözüyle örtüşerek "öz"den gelen bir algıya dönüşmesine benzer. Bu davranış ve algı biçimi bir Doğulunun doğal ortamda türkü çığırmasına, bir Batılının ise o doğal ortamı nasıl değiştirip dönüştürmeye çabalamasında görebiliriz. Bu aynı zamanda Doğu'nun duygusal, Batı'nın akılcı olduğu gerçeğine bizi götürür.
Aynı şekilde Doğu ve Batı medeniyetlerinin algı farklılığını demokratik taleplerle sokağa dökülen "Arap Baharı" ve ekonomik kriz dolayısıyla sokağa dökülen ve adına "Avrupa Sonbaharı" denilen Batı ayaklanmasında görmek mümkündür. İki farklı coğrafyadaki bu isyanlar aynı şekilde Doğu ve Batı'nın dünya görüşünün bir sonucudur. Batı'nın dünyevi/çıkarcı/vahşi refleksi ekonomik krizle "madde" uğruna onları harekete geçirirken, Doğu'nun irfani/duygusal/insani refleksi onları "özgürlük" uğruna harekete geçirmektedir. Zira Libya gibi ekonomik zenginliği ve refah düzeyi yüksek olan bir ülkede 'Arap Baharı'nın yaşanması bunun açık göstergesidir. Örneğin ekonomik nedenlerle insanların Batı'da sokağa dökülmesi Marks'ın "insanı ekonomik hayvandır" fikrini teyit ederken, Doğu'da insanların ekonomik -her tür yoksulluğuna rağmen- nedenlerle değil de özgürlük için sokağa dökülmeleri onun bu fikrini çürütmektedir. İhamını ait olduğu medeniyetten alarak fikirlerini oluşturan Marks, Batı'nın bilinçaltını göstererek bir hakikati ortaya koymuştur. Aynı şekilde onun bu fikirleri Doğu için herhangi bir değer ifade etmemektedir. Belki bu yüzden Türk solu Marksizmi Anadolu topraklarında başarılı olabilmesi için "Asya Tipi Üretim Tarzı" fikri üzerinde yoğunlaşmış, İngiltere'de beklenen devrim Rusya'da gerçekleşmiş, İşçi sınıfının yapacağı Ploretar devrimi Çin'de köylü sınıfı tarafından gerçekleştirilmiştir.
Chang Tzu kitabında; "Dzi Gung, Han ırmağının kuzey kıyısına ulaştığında bahçıvanlıkla meşgul olan bir ihtiyar gördü. O zorlukla kuyunun içine ulaşan bir ark yapmıştı. Testisini dolduruyor, suyu arklara döküyor ve bin bir güçlükle kıymet-i harbiyesi olmayan bir sonuç elde ediyordu. Dzi Gung ona şöyle dedi: 'Günde yüz arkı sulayabileceğin ve az bir meşakkatle daha çok sonuç alabileceğin bir alet var. Ondan yararlanmak istemez misin?' Bahçıvan başını kaldırıp ona bakış fırlattı ve 'nasıl bir şeymiş o?' dedi. Dzi Gung dedi ki: 'Arkası ağır ve ucu hafif bir tahtadan bir piramit yap. Bu yolla daha çok su elde edeceksin. Bu yönteme zincirle çekme yöntemi derler!' Yaşlı Bahçıvan önce irkildi, sonra tebessüm ederek şöyle dedi: Hocam dedi ki, kim makineden yararlanırsa işlerini de makine gibi yapar ve kim işlerini makine gibi yaparsa kalbi makineye dönüşür. Kimin kalbi makineleşirse masumiyetini yitirir. Kim masumiyetini yitirirse zihni sarsılır ve sarsılmış zihin Tao'ya uygun değildir. Bu işten habersiz olduğumdan değil, ama onu kullanmaktan hayâ ederim." diye bir hikâyeye yer verir. Bu hikâye aynı zamanda Doğu ve Batı düşünce ve algılayış farklılığını tanımlayan güzel kıssadan hisse niteliğindedir.
Zira bu Çin hikâyesinde görüleceği gibi; Batı'nın varoluş gayesi ve övünç vesilesi olan teknoloji Çin için masumiyetin yitmesine neden olan bir utanç göstergesidir. Batı'nın medeniyet olarak takdim ettiği değer, Çin için barbarlık nedenidir. Yine Batı için bir isyan nedeni olan fakirlik/yoksulluk Hindistan'da dini bir vecibe ve ulaşılması gereken bir üst merhaledir. Burada Batı zenginliği kutsarken, Doğu ilahi ve insani olanı kutsamaktadır. Hikâyedeki Bahçıvan'ın "makine ile işini gören makineleşir" dediği teknoloji, bugün Batı uygarlığının vahşileşmesine ve insanlıktan uzaklaşmasına neden olmuştur. Geçen yüzyılın iki büyük savaşı, Japonya'ya atılan atom bombaları, Bosna, Afganistan ve Irak'ta yapılan katliamlar bunlardan yalnızca birkaçıdır.
Doğu, doğudur Batı da batı hakikatini gözden kaçırmadan bu iki medeniyetin kodlarını okumak ve olayları derinliğine değerlendirmek gerekir. Bu iki farklı algıyı göz ardı ederek ne tarih ne din ve medeniyet değerlendirmesi yapabiliriz. Ortadoğu'daki özgürlük ve demokratik ayaklanmalar ile Avrupa'daki ekonomik nedenlerle gerçekleşen ayaklanmaları bu iki medeniyetin kodlarıyla açıklamak ve değerlendirmek zorundayız. Yoksa zahire bakıp aldananlar gibi yanlış değerlendirmeler yapar, yanlış sonuçlara varabiliriz..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



