Türkiye'deki en kıymetli hadiselerden birisi edebiyat dergilerinin yayınlanıyor olmasıdır. Türlü şikâyetlere rağmen, edebiyat dergileri Türk edebiyatı dediğimiz ana yapının merkezi ve taşıyıcısı durumundadır. Dergi olmadan edebiyattan söz etmek ağaç olmadan meyveden söz etmek gibidir.
Edebiyat dergilerine gösterilen ilgi edebiyatımıza gösterilen ilgidir. Meseleyi sadece Kültür Bakanlığının insafına terk etmek, dergilerin yaşaması için tek adres olarak orayı işaret etmek pek sağlıklı olmaz.
Nüfus, eğitim düzeyi, okul sayısı, üniversite sayısı her yıl katlanarak arttığı halde, kitap yayıncılığı son derece çeşitlendiği ve popüler eserlerin baskıları binlerle milyonlarla ifade edildiği halde edebiyat dergilerinin her gün yeni bir okur kazanamaması ne kadar düşündürücüdür. Dergilerin en ciddi sıkıntısı maalesef ilgisizliktir. Ancak olumsuzluklar ne bu yayınların devamını ne de edebiyatımızın akışını kesebilir.
Yazımızın başlığı iki dergi, iki şair idi.
İki dergimiz, Türk Edebiyatı ile İkindi Yağmuru, iki şairimiz Süleyman Çobanoğlu ve İbrahim Tenekeci.
İkindi Yağmuru'nda ikinci şiir kitabını yayınlayarak okurlarına sürpriz yapan Süleyman Çobanoğlu ile söyleşi var.
Söyleşinin üstünde Mustafa Akar ve Yusuf Genç ismi yer alıyor. Akar ve Genç aynı zamanda, Furkan Çalışkan ve Mustafa Kılıç'la birlikte derginin yayın kurulunu oluşturuyor.
İkindi Yağmuru, yeni bir hamle ile edebiyatımızda kalıcı yer edinmek istiyor. Derginin ilk şiiri yine Süleyman Çobanoğlu'na ait; Angut...
Çobanoğlu söyleşisi yüz yüze yapıldığı için daha canlı, daha sıcak bir hava doğmuş. Şiirin neye karşılık geldiğini bilmeden, Türk edebiyatı tarihinden haberdar olmadan, diğer şiirleri ve edebiyatımızdaki yerlerini kavramadan bir şairi tek başına ele alıp değerlendirmek yanlış neticeler doğurur. Yine tehlikelerden birisi de, basitlikle, kolaycılıkla birkaç klişe ifade ve hatta ithamla şairi, edebiyatı, şiiri değerlendirmektir. Böyle değerlendirmeler, kötü niyetin açık bir tezahürüdür.
Çobanoğlu şiirini sadece hece şiiri deyip özetleyeme kalkarsak tek hesabımızın ve ölçümüzün parmaklarımız olduğu anlaşılır.
"Bu vezinli şiirdir. Yaptığımız şeyin adı budur. Vezin kelimesi önemli bir kelimedir. Ölçü sadece niceliksel çağrışımı olan bir kelime, oysa vezin aynı zamanda bir dengeyi de çağrıştırır, ihtiva eder anlam itibariyle..." Çobanoğlu kendi şiirinin ölçüsünü böyle veriyor. Ve bir anda şiirini büyük Türk şiirinin akışı içinde bir yere bağlayabiliyoruz. Bu büyük hesabı bilmek, şiirin ne olduğunu bilmektir.
Vezin yıkılırsa, ölçü bozulursa, mizan kurulmazsa şiirin de, sanatın da, edebiyatın da değeri anlaşılmaz, belirlenmez.
"Vezinli şiiri, insan haysiyetine yakıştığı için tercih ettim" diyen Çobanoğlu, Türk şiirin imkânlarını açmakla kalmamış, şiiri edebiyat tarihi içinde asıl mecrasına oturtmuştur.
Söyleşide son derece önemli meseleler gündeme gelmiş. Şiirler Çağla'dan on dört yıl sonra Hudayinabit'i yayınlayarak hepimizi yeniden heyecanlandıran Çobanoğlu, şiirin kendi hayatındaki ve millet hayatındaki karşılığını açık yüreklilikle anlatıyor. Hem söyleşi hem de derginin bütünü edebiyat bilgimize, görgümüze çok şey katacaktır.
Türk Edebiyatı'nın Şubat sayısında ise Divan edebiyatı profesörü Muhsin Macit'in kaleme aldığı önemli ve güzel bir yazı yer alıyor. "Türkçenin Sözünden Çıkmayan Şair, İbrahim Tenekeci" başlığını taşıyor yazı. Kardelen dergisinden beri şairi takip eden Macit, Tenekeci'nin şiirlerine derli ve toplu bir bakışla yaklaşıyor.
Bilhassa edebî sanatlardan hareketle Tenekeci şiirini değerlendiren Macit, has şiirinin bütün imkânlarının burada parladığını vurguluyor.
Bizdeki problemlerden birincisi, akademik üslûpla ve dünyayla günümüz şiiri, sanatı, edebiyatı arasında bir bağın kurulamıyor olmasıdır. Genellikle akademisyenler göremedikleri için, bugünü yok sayarak var olmayı tercih ederler. Ancak Macit, geleneği de bugünü de birini diğerine ezdirmeden, her ikisinin de hakkını vererek yazan bir akademisyen. Yoklukla değil varlıkla ele alıyor dünü ve bugünü.
Türk şiirini, edebiyatını gelenekten geleceğe taşımak için çaba gösteriyor.
Gelenekten aldığı şiir görgüsünü, bilgisini, ölçüsünü bugünün şiirinde arıyor, uyguluyor. Bugünün şiirini geleneğin imkânlarıyla bütünleştirerek değerlendiriyor. Sonuçta ortaya şiir adına, şiir incelemesi adına son derece sağlıklı metinler, tahliller çıkıyor.
Tenekeci ve şiiri hakkında, "Kendine özgü bir dil ve özgün bir söyleyiş tarzı; alışılmamış bağdaştırmalarla deyimleri kanatlandıran; özgün benzetmeler yoğun biçimde yer alır; şair her alanına bakışı gibi dine bakışıyla da yerli bir tutum sergilemekte; onun şiiri sadelik ve samimiyetin şiiridir" ifadeleri yazıda örneklendirilerek, detaylandırılarak ispatlanmaktadır.
Edebiyatımızın nabzı dergilerde gürül gürül atmaya devam etmektedir. İki dergimiz de, iki şairimiz de bu edebiyatın en güçlü damarlarındandır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



