Kıskançlık bir tür psikolojik hastalık mı? Tıbbi hastalık olduğunu söylüyor psikologlar. Psikiyatrın alanına girmeyeceğim. Kıskanmayı olumlu anlamıyla algılarsak insanı güzelliğe götüren olduğunu görmekte zorluk çekmeyiz. Güzel bir durum, fiil ve olay sonucu oluşan kıskançlığın iki türü var. Birincisi; güzel olan karşısında insanın o güzelliği takdir edip estetik bir haz alması veya kendisinin de o güzelliğe erişmeye çalışmasıdır. Buna imrenmek de diyebiliriz bir yönüyle. İkincisi ise; kıskançlık kin, nefret, haset, elinden geldiğince engellemeye dönmüştür. Günümüzde kıskançlığın imrenme yönüne haset karışmıştır. İnsanlar imrenmeyi ya unutmuş ya da hasetle karıştırarak "onun var niye benim yok" basitliğine indirgemiştir. Kıskanmanın olumlu anlamı adeta yürürlükten kalktı. Nerede bir güzellik varsa takdir etmek, elinden geldiğince yardımcı olmak, hiç değilse o güzelliği görmek yerine; tektir etmek, elinden geldiğince engel olmak, engellemek elinden gelmiyorsa çamur atmak, olmadı görmezden gelmek revaçta. İnsan kötülükle ne elde edebilir? Hadi soruyorum; kötülük yapan kötü bir şöhretten başka ne elde etmiş, ne kazanmıştır? Güzelliği kıskananlar cevaplasın bu soruyu.
Edebiyatımızda güzel bir eser vereni takdir etmek, imrenmek, görmek yerine; tıyneti çeşitli kötülüklerle dolu, kin ve nefretten son raddesine kadar saldırgan hale gelmiş bazıları hemen kötülemeye, aşağılamaya, eserin güzelliğine engel olamayınca çamur atmaya kalkışıyorlar. Bu, kendine ait bir eser ortaya koyamayanlara ne desek aslında boş. Bunlar yazılı, görsel ve sanal âlemde hakaretlerini gezdiriyor. Hayatı boyunca hiçbir şekilde takdire şayan bir eser ortaya koyamamış bunlar, Türkçeye, özgün ve yeni bir eser kazandırmış her şair yazarı kötüleme ve çamur atma derdindeler. Başka dertleri yok.
Bu tür insanlara şunu söylüyorum; kötülediğiniz şair ve yazarların yazdıkları eserlerinden daha güzel bir eser ortaya koymaya çalışın. Fıtratınızda olan güzelliği ortaya çıkarın. Fıtratınız güzel, çünkü Allah her insanı güzellik üzerine yaratmıştır, ama siz kötülük tabiatına bürünmüş kir sıçratmaya çalışıyorsunuz.
Bu dünyada kötülük yapan hiç kimse hayırla yad edilmemiştir. Ama iyilik yapan ise hayırla yad edildiği gibi ismi tarihin silinmez tahtasına silinmemecesine yazılmıştır.
İyi, yerde kalmaz bunu unutmayın! İyinin sahibi büyük insanlıktır. Sizin gibi küçük beyinlilerin havlayışlarına güler büyük insanlık! Kötüyü kimse sahiplenmez, kötü ortalık malı gibi ortada kalır; silinir defolur gider. Belki yaşarken bazı insanları gazabınızla korkuttuğunuz için onlar sahip çıkıyor gibi görünebilir. Ama unutmayın bu dünyadan göçtüğünüz gün adınızı kimse anmaz; çünkü kin, nefret ve haset sahiplerini kimse anmıyor! Ama iyilik sahiplerini anmayı bırakın aynen onun gibi yaşamaya çalışıyor insanlar. Sizin gibilerin adını sanını kimse bilmiyor. Şöhret olmak için çamur atmaya çalışmayın, çamur yüzünüzü bulayıp insanlığınızı görünmez kılıyor. Sizin gibiler kendi kendini övüyor, kendini kral sanıyor. Kral olsanız ne yazar. Ölüm herkesi eşitlemiyor mu bu dünyadaki maceranın sonucu itibariyle. Eşitliyor. Sizi Allah'a havale ediyoruz!
Gelin bunlara cevap niteliğindeki şiir olan Nazım Hikmet'in Cevap No 2'sinden bir parça okuyalım;
"İki serseri var :
İkinci serseri
halkın alınterinden altın yapanlara
kendi kafatasında hurma rakısı sunar
Ben hızımı asırlardan almışım,
bende her mısra bir yanardağ hatırlatır.
Ben ne halkın alınterinden on para çalmışım
ne bir şairin cebinden bir satır...
İki serseri var :
İkinci serseri,
meydana dört topaç gibi saldığım dört eseri
sanmış ki yazmışım kendileri
için.
Halbuki benim
bir serseriye hitap eden
ikinci yazım işte budur"
835 Satır içinde Sesini Kaybeden Şehir - Nazım Hikmet (Ocak 2008 - YKY)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



