Ziyaret edeceğimiz son mülteci kampındayız: 1948'de kurulan ve 18 bin nüfuslu Handenun Mülteci Kampı... Daha önce üzerlerinden geçen yüksek gerilim hattı nedeniyle kanser oranının bir hayli fazla olduğu kamp, İHH gönüllülerinin bağışları sayesinde, hattın yer altına alınmasıyla, bu çok önemli probleminden kurtulmuş. Handenun Kampı'nda yine bir dikiş kursuna düşüyor yolumuz. Burası da İHH'nın geçim sıkıntısı çeken Filistinli hanımlara meslek edindirmek ve iş imkanı sağlamak üzere kurulmuş bir kurs. Üzerinde Erzurum İHH Gönüllüleri'nin katkılarıyla açıldığına dair bir yazının bulunduğu tabelayı görünce doğrusu çok duygulandım. Çünkü o sırada yanımızda bulunan ve ekibimize Erzurum'dan katılan Zeynep Hanım'ın bu projenin gerçekleşmesi için arkadaşlarıyla çalıştığını öğrenmiştim. Kendimi Zeynep Hanım'ın yerine koyup, âdeta onun heyecanına ortak olmuştum sanki. Filistinli hanımların el emeği, göz nuru, işlemeli abayelerin asıldığı askılardan, 20-25 adetini seçip ayırdık. Satın alınan bu abayeler, şu anda İstanbul'da Yetim Destekleme Merkezi'nde alıcılarını bekliyor..
Artık ayrılık zamanı. Hava karardı. Ekibimizdeki hanımlarla birlikte akşam-bir tür vedâ- yemeği yiyip, bavullarımızı toplamak üzere otelimize dönüyoruz. Sabaha karşı havalanan uçağımızla, Şam'ın sisleri arasından sıyrılıp, İstanbul'un sisli sabahına ulaştığımızda, geride bıraktığımız binlerce parçalanmış hayatın izlerini de beraberimizde getiriyoruz. Ve kurban bayramı, gerçekten hiç bilmediğim bir yüzüyle gülümsüyor bana: Kurban, kilometreler ötesine muhabbet, hayır ve bereket taşımanın ne inanılmaz bir yoluymuş!
Şimdi, bu bayramdan geriye iki şey kaldı: Tenef Çölü'nde yüreğinin yangınını kağıda döken İntisar Hanım'ın mısraları ve oğluma verdiğim söz üzerine çölden getirdiğim bir avuç kum...
İlk Satırda Sitem *
İlk satırda sitem sayfanın geri kalanına ne yazayım ey ümmetim!
Arap oluşumu bana çok gördünüz ve aslımı inkâr ettiniz.
Her dili öğrettiniz ama kendi dilimi unuttunuz.
Bavulum her türlü göç ve gurbet için hazır.
Hala bir pasaporta ihtiyacım var,
Bir de oturum kabulüne.
İlk satırda sitem, sayfanın geri kalanına ne yazayım ey ümmetim!
Uzak mesafelerden süratle döndüm,
Yeşil ve mavi gözler iltifat etti bana.
Ve siz siyah gözlerinizi benim bakışlarımdan kaçırdınız.
Uzak mesafelerden sevdiklerimin kokusunu duyarım
Ve sınırları geçerim ümidiyle döndüm.
Vizeme onay verilmesine beklemeye durdum.
Görevli eliyle işaret etti bana.
O an kendi kendime dedim ki: "Sorunum halloldu".
Ve gürleyerek bağırdı: "Evraklarını al ve dönmemek üzere git".
Kalbimin atışları hızlandı ve gözlerim yaşla doldu.
Sordum ona "niçin?"
"Aynı ırkın çocukları olduğumuz için mi?"
Dedi ki: "Sen kör müsün? Aynaya bak cevabını alacaksın?".
Ayna aramak üzere koştum; sorumun gizemini aramak için.
Gördüğüm şeye hayret ettim.
Alnımda yazılıymış ve bütün dillerde yazılmış,
Okuma bilmeyen bile okuyabilirmiş: "Mülteci!.. Sana gurbetten başka yer yok."
Hikâyemi yazmak istedim, kâğıtlarım bitti mürekkebim tükendi.
Eğer yazarsam isyankâr olacağım, eğer susarsam davamda kaybetmiş.
İlk satırda sitem sayfanın geri kalanına ne yazayım ey ümmetim!
Gömleğimi yırttım ve kan damarlarımı mürekkep yaptım.
Yazdım ve yazdığım hikâyemi rüzgârla savurdum.
Gömleğimin ucuna da imzamı attım:
"Mültecidir; mektuplaşmak isterseniz adresi yoktur!"
* (Bu şiir Arapça aslından tercüme edilmiştir.)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



