Her birimizin günlük hayatında ilginç olaylar vardır. Bir günün bitiminde arkadaşımla birlikte mûtat bir vaziyette eve dönüyorduk. Üsküdar Bağlarbaşı'nda bir ara sokakta trafik sıkışıklığında ilerlemeye çalışırken, orta yaşlarda başı örtülü bir bayan, önümüzdeki, yanımızdaki arabalara yanaşıp bir şeyler söylemeye çalışıyordu. Yanına vardığından olumlu cevap alamayınca bir diğerinin yanına gidiyordu
Bize yanaştığında biz de tereddüt kaldık, hiçbir tepki vermemeyi yeğledik. Umudunu kesince geldiği istikamete doğru geri gitti. Trafik biraz ilerleyince kendinden biraz daha yaşlı başka bir bayanla birlikte olduklarını gördük. Kol kola girip, ileriye doğru yürümeye başladılar. Kimseden olumlu cevap alamamışlardı.
Vicdan azabı çekmedik desek yalan olur. Öylesine darda kalınacak bir yer olmamasına rağmen, onlar niçin böyle bir şeye tevessül etmişlerdi? Ne istiyorlardı, çünkü biraz ilerisi Altunizade'den Üsküdar'a inen ana cadde idi.
Tereddüt-korku karışımı duygular, onların ne istediklerini dahi sormamıza engel oldu. Çünkü büyük şehirlerde akla hayale gelmedik olaylar yaşanıyordu. Yardım isteme bahanesiyle insanların başlarına gelenler, iyi niyetleri ve yardımlaşma duygusunu fena halde zedelemişti. Bunun üzerine arkadaşım geçmişte yaşanmış meşhur olayı hatırlattı.
Zamanın birinde adamın biri çölde aç, susuz kalmış... Çaresizlik içinde çevreden geçecek birinden yardım beklerken, atıyla oradan geçen biri, perişan vaziyetteki adamı görmüş ve yanaşıp yardım etmek için atından inmiş.
Yardım bekleyen kişi çevik bir hareketle atın üzerine atlayıp oradan uzaklaşmaya başlamış... Atın sahibi karmaşık duygular yaşamasına rağmen, "iyilik hırsızı"nın arkasından bağırmış: "Dur, dinle!" diye. İyilik düşmanı hırsız, biraz uzaklaştıktan sonra kendini güvenceye alınca durmuş ve yönünü adama doğru çevirdiğinde, "adam gibi adam" yüksek sesle şöyle demiş: "Sakın yaptığın bu hareketi kimseye anlatma! Anlatırsan herkesin içindeki iyilik etme duygusunu yok edersin!"
Yaşadığımız olay tazeliğini zihnimizde koruyup gönlümüzde burukluğunu yaşatırken, bir yandan da olup bitenlerle ilgili sohbetimizi sürdürüyorduk. Yakın bir geçmişte yaşanmış vahim bir olayı hatırladım.
Olay, yıllardır tanıdığım bir dostumun (AB) başında geçmişti. Uzun zamandan beri yaşadığı semtte, adına leke sürdürmemek için her türlü "çamur"dan uzak durmaya gayret eden dostum, bir gün yaşlı bir kadının alışveriş merkezinden aldıklarını götürmesi için yardım talebinde bulunması üzerine, eşyalarını arabasına alır ve istediği yere kadar götürür. "Tamam, burası" dediği yerde onu indirip eşyalarını indirmesine yardım ederken, kadın yırtınırcasına bağırmaya başlar: "Bu adam bana sarkıntılık ediyor!" diye.
Çevredeki iş yerlerinden insanlar dikkat kesilip bakmaya başlar, bazıları o kişiyi tanıdığı için yanına koşarlar. Şaşkınlık içinde, "Hacı abi! Hayırdır, neler oluyor?" derler... Kadının edepsizliğine duydukları nefret, tanıdıkları kişinin karakterine duydukları saygı, onları harekete geçirir, kadını edepsizlik etmemesi için uyarmaya çalışırlar.
Dostum iftira karşısında eli kolu bağlı kalmıştır, ne yapacağını bilemez. Böyle bir harekete ve hakarete maruz kalmaktan dolayı kan beynine sıçramış, kıpkırmızı kesilmiştir. Çünkü hayatında aklında bile geçiremeyeceği bir iftira ile karşı karşıya kalmıştır. Çevreden gelen insanların tavrı, kadının boş yere çırpındığının farkına varmasına sebep olmuş, daha sonra susmak zorunda kalmıştır.
Çevreden tanıyanların ifadesine göre, meğer ileri derecede olmasa da aklı pek yerinde olmayan bir kadınmış... Kadın ne yapmak istemişti? Fakat böyle bir iftiraya maruz kalmak, her türlü yardımı kendine ibadet bilen dostumun iyilik etme duygusunu zedelemişti. Bundan sonra yoğurdu üflemek zorunda kalacaktı.
Bir insanın özünde / mayasında bozukluk varsa, zamanın hangi diliminde yaşarsa yaşasın, ortam oluştuğunda kendini belli edecek bir yol bulmaktadır. Vebal duygusunun yalama olduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. Ne korkunç bir haldir ki mümini de münkiri de, yaptığının hesabını vereceğini ya da yaptıklarının hesabının sorulacağını aklına getirmek istemiyor. "Yaptıklarının karşılığını göreceği" inancını yitirmesi onu "insanlık"tan çıkarmaktadır.
Kimseye güvenemez olduk, çünkü herkes kendine tanınan kredileri sonuna kadar kullanmış bulunmaktadır. Dikkat ediniz bütün geri dönüşler hep hasarlıdır. Maddî imkânların kuşattığı insanlar, zorlu bir sınavdan geçiyor, fakat kimse bunun farkında bile olmak istemiyor.
Çevremizde o kadar çok ibretlik olay yaşanmaktadır ki, kimse bunlardan ibret almak istemiyor. Düşünebiliyor musunuz, ibretlik olmaya razı olunuyor da, ibret almaya razı olunmuyor. Ne haldir bu hal? Bu kadar mı insanlar, insanî değerlerini yitirdi?
Hayır, bu işin işinde bir iş var. Şeytan devrede, âgâh olmak ve şeytana eyvallah etmemek gerekir. Toplumda bazı kesimlerin sosyal içerikli hayrî yardımlara sürekli karşı çıktığını biliyoruz. Acaba bu karşı çıkanlar, insanlar arasındaki yardımlaşma duygusunu sabote etmek için yukarıda anlatılan hareketleri organize ediyor olmasınlar? Bakın bunlar bile insanın aklına geliyor. Oysa "Her isteyeni Hızır bil!" anlayışı insanda hep eylemde olmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



