milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • DALGA ASKERİ AŞAMADI
  • KRAMPLARI ÇÖZÜCÜ,TESKİN EDİCİ,(ÇANOTU)
  • SİYONİST KATİLLER TUTUKLANABİLİR
  • ÜMMET, İSLAM BİRLİĞİ'Nİ BEKLİYOR
  • KADIN GARSON ZORUNLULUĞU
  • DEVLET DE ÖZAL'IN ÖLÜMÜNÜ ŞÜPHELİ BULDU
  • YA ALLAH!
  • YENİ BİR DÜZEN KURMANIN VAKTİ GELDİ
  • MÜSLÜMAN GENÇLER İSTANBUL'DA BULUŞTU
  • FETİH NAMAZI

İflas eden anlaşma Fast food Dayton

29 EKİM 2009
PER 01:01

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Yirminci yüzyılın sonuna gelindiğinde, Avrupa'nın orta yerinde ve tüm dünyanın gözleri önünde, İkinci Cihan Harbi'nden sonraki en büyük katliamın gerçekleşeceğini hiç kimse düşünemezdi. Ancak, kimsenin aklına bile getirmek istemediğini Sırp Çetnikler ve Hırvat Ustaşalar gerçekleştirdiler. Slovenya ve Hırvatistan'ın bağımsızlıklarını ilan ettikten kısa bir süre sonra BM'ye kabul edilmesi, Bosna-Hersek'i de, fiilen parçalanan Yugoslavya'dan ayrılmaya mecbur bıraktı. 15 Ekim 1991'de bağımzlık kararı alan Rahmetli Aliya İzzetbegoviç [Alija İzetbegovic] liderliğindeki Bosna-Hersek, 29 Şubat 1992 tarihinde halk oylamasına gitti. Bosna-Hersek'in bağımsız bir devlet olarak uluslararası arenada yasallık kazanması Sırp ve Hırvatları harekete geçirdi. Mart 1992'de, tepeden tırnağa silahlı Sırplar, ellerinde hiçbir şeyleri olmayan Müslüman Boşnaklara saldırmaya başladı.

Rahmetli Aliya'nın "Gerçekten iyilik ile kötülüğün mücadelesiydi bu, insan ile canavarın mücadelesiydi" sözleri, Müslüman Boşnakların karşı karşıya kaldığı durumu ve verilen mücadeleyi net bir şekilde ifade etmektedir. Rahmetli Aliya'nın bu sözleri söylerken ne kadar haklı olduğu, Sırp milliyetçi Voyislav Seselj'nin "Bosnalı Müslümanlar, Müslümanlaştırılmış Sırplardır. Bu Müslümanlar gerçek milliyetlerine dönmemekte direnirlerse, onları Anadolu'ya süreriz" sözlerinden açıkça anlaşılabilir. Başlattıkları kanlı şarlatanlığın finalini de kendilerine yakışır bir şekilde yapma kararı alan Sırplar, Temmuz 1995'de birkaç gün içinde, bugüne kadar tespit edilen kadarıyla 8 binden fazla Srebrenitsalı [Srebranica] Müslüman Boşnak'ı şehit ettiler. Savaşı sonlandıran Dayton Anlaşmasının imzalandığı 14 Aralık 1995 tarihine kadar ise, yaklaşık 250 bin Müslüman Boşnak şehit oldu.

Sırplar ve Hırvatlar, sadece Müslümanları değil, Bosna'nın hafızasını da ortadan kaldırmayı hedefliyordu. Sırp Çentiklerin, işgal ettikleri bölgelerde bulunan tüm kütüphane ve camileri yok etmeye çalışmaları, özellikle entelektüelleri, kültürel ve dini liderleri, öğretmenleri, avukatları, doktorları ve sanatçıları ortadan kaldırmaya çalışmaları bunun en somut göstergesidir. Saraybosna tepelerinden şehri bombalayan Sırpların bu saldırganlığından, Saraybosna Devlet Kütüphanesi de nasibini aldı. Tarihin en büyük yangınlarından birine sahne olan Saraybosna Devlet Kütüphanesi'nde, bir milyon yüz binden fazla cilt kitap kütüphane ile birlikte kül oldu. Ayrıca Foça'daki Çinili Cami, Ferhadiye ve Arnavudiye Camileri bu saldırılarda tahrip olan tarihi eserlerden sadece birkaçıdır. 9 Kasım 1993 tarihinde Hırvat topçusunun Mostar Köprüsü'nü hedef seçmesi de bir teasdüf değildi. Aksine bilinçli bir hafıza silme çabasıydı.

İçinde bulundukları tüm zorlu şartlara rağmen, Müslüman Boşnakların teslim olma niyeti yoktu. Onlar, bütün matematiksel hesaplar askeri kozları elinde bulunduran, katillerin kazanacağını işaret ederken bile direnmeye devam ettiler. Uygulanan silah ambargosuna rağmen Müslüman Boşnaklar, Avrupa'nın en donanımlı dördüncü büyük ordusunu durdurmayı başardılar. Hatta Boşnaklar bir adım ileri daha giderek, savaşın başında Bosna-Hersek'in yüzde 70'ini ele geçiren Sırplardan, topraklarını geri almaya başladılar. 1995 yılına gelindiğinde, müthiş bir ivme yakalayan Bosna-Hersek Ordusunun, Sırpları yenigiye uğratacağı belli oldu. Rahmetli Aliya, 1994 yılındaki AGİT toplantısında yaptığı konuşmada durumu şu şekilde özetliyordu: "Beklenmeyen, hatta bazılarınız için anlaşılması güç bir direniş gösterdik. Savaşın başında sadece tüfekle silahlanmış 20 ila 150 kişilik yüz civarında gruptan, Sırp ordusunun saldırgan askerlerinden birkaç on bin askeri, binden fazla tank ve zırhlı aracı devre dışı bırakan 150 bin kişilik bir ordu inşa ettik."

Adil olmayan barış

Savaşın Müslümanlar lehine sonuçlanacağını anlayan Batılılar, oluşturdukları Temas Grubu vasıtasıyla, daha 1994 yılında bir Bosna-Hersek planı hazırlamışlardı. Boşnakların kabul etmesi için sunulan bu plan, aslında saldırgan tarafı ödüllendiriyordu. Temas Grubu'nun hazırladığı plan Bosna-Hersek topraklarının, Boşnak-Hırvat Federasyonu ile Sırplar arasında yüzde 51-49 esasına göre bölünmesini öngörüyordu. Ekim 1995'de, Bosna Ordusunun ilerleyişini durdurması ve hazırlanan planı kabul etmesi için Boşnaklara baskılar başladı. Öyle ki, Richard Hoolbroke, Zagrep'teki Amerika Büyükelçiliğinde yapılan bir toplantı esnasında Bosna-Hersek Ordusu Genel Kurmay Başkanı Rasim Delic'e: "İlerlemeniz boşuna. Elinizden gelen her şeyi yapsanız bile yüzde 51-49 sınırına dönerek aldığınız topraklardan geri çekilmek zorunda kalacaksınız" diyebilmişti.

Rahmetli Aliya, yoğun baskılara daha fazla direnemedi ve Dayton Anlaşması'na kadar uzanan süreci kabul etmek zorunda kaldı. Hırvatistan Devlet Başkanı Franyo Tucman [Franjo Tudman], Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic ve Bosna-Hersek Devlet Başkanı Aliya İzzetbegoviç, Ohio, Dayton'daki Amerikan Hava Kuvvetleri Üssü'nde ABD'li yetkililerin gözetimi altında üç hafta boyunca devam eden [1-21 Kasım 1995], barış görüşmelerine başladılar. Savaşı bitiren ve Bosna-Hersek'in yol haritasını çizen Dayton Anlaşması, 14 Aralık 1995 tarihinde, Paris'te imzalandı. Rahmetli Aliya, Dayton'u imzalama kararını nasıl aldığını şu sözlerle ifade ediyor: "Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak bugüne kadar ki en zor işim Dayton'daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim muzaffer bir komutan olarak anılmak değil ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşması ile dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlık duygularına ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ancak çok zor olan başka bir şey vardı; eve "savaşa devam ediyoruz" cümlesi ile dönmek. Bu yapılması neredeyse imkânsız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş gibi hissediyorum."

Dayton Anlaşması'na göre, Bosna-Hersek, Bosna-Hersek Federasyonu ve Sırp Cumhuriyeti [Republika Srpska] olmak üzere iki entiteden oluşuyor. Entiteleri birbirinden ayıran sınırların hukuken gerçekliği bulunmuyor. Yaklaşık bin 400 km uzunluğundaki bu sanal sınır, İstikrar Gücü [Stabilization Force-SFOR] tarafından denetleniyor ve bir ara hat ile birinden ayrılıyor. Bosna-Hersek Federasyonu tüm ülkenin yüzde 51.46'sını, Sırp Cumhuriyeti ise yüzde 48.52'sini oluşturuyor. Bosna-Hersek Federasyonu nüfusunun yüzde 52.18'ini Boşnaklar, yüzde 22.13'ünü Hırvatlar ve yüzde 17.51'ini Sırplar oluşturmaktadır. Bu oranlar Sırp Cumhuriyeti için yüzde 28.26 Boşnak, yüzde 9.40 Hırvat ve yüzde 55.40 Sırp şeklindedir.

Aslına bakılırsa, Dayton ile tanımlanan, Bosna-Hersek'in gerçek bir ülke olduğundan söz etmek mümkün değil. Uluslararası sınırları olan ancak bu sınırlar içinden yine başka sınırlar geçen bir ülkenin gerçekliğinden bahsetmek mümkün değil. Bosna-Hersek'i oluşturan iki özerk federasyon, aslında, iki ayrı küçük devletçik gibi tasarlanmış. Her bölgenin kendine ait hükümeti, parlamentosu, farklı çalışan polis sistemi, yasaları, eğitim politikaları bulunuyor.

Dayton Anlaşması, devlet içinde devletçiklere ayrılan Bosna'da, barış, güvenlik ve istikrarın sağlanması için NATO'ya önemli bir görevler yükledi. Anlaşma, NATO komutasındaki 60 bin kişilik askeri İcra Gücü'nün [Implementation Force- IFOR], Bosna-Hersek topraklarına konuşlanmasını öngörüyor. Bu sebeple savaş esnasında ülkede görev yapan BM Koruma Gücü [United Nations Protection Force-UNPROFOR], anlaşmanın imzalanmasıyla birlikte, yerini İcra Gücü'ne [Implementation Force-IFOR] bıraktı. 1996 yılı sonlarında IFOR'un isim ve asker sayısında önemli bir değişiklik yapıldı. IFOR, İstikrar Gücü [Stabilization Force-SFOR] ismini aldı. Asker sayısı da, neredeyse yarı yarıya azaltılarak, 36 bine indirildi. NATO'nun Haziran 2004'de gerçekleştirilen İstanbul Zirvesi'nde, SFOR'un sene sonunda tasfiye edilerek, yerine AB komutasında yeni bir askeri gücün yerleştirilmesine kararı alındı. İstanbul Zirvesi'nde alınan bu karar, 2 Aralık 2004 tarihinde uygulamaya konuldu. SFOR görevi 6 bin 500 kişilik Avrupa Birliği Gücü'ne [European Union Force-EUFOR] devretti. Bugün 2 bin personelden oluşan EUFOR, AB üyesi 21 ülkeye ilave olarak Türkiye, Arnavutluk, Şili, Meksika ve İsviçre'nin de yer aldığı, 26 ülkenin katılımından oluşuyor. EUFOR bünyesinde 273 personeli bulunan Türkiye, 1996 yılından beri, Bosna-Hersek Ordusu'nun modernizasyonunu destekliyor ve genç Boşnak subaylara askeri eğitim veriyor.

Dayton Anlaşması kapsamında, ülkenin sivil örgütlenmesine yardımcı olmak adına, bir de Yüksek Temsilcilik Ofisi [The Office of High Representative-OHR] kuruldu. Geniş yetkilerle donatılan Yüksek Temsilcilik Ofisi: Anlaşmanın uygulanmasını denetlemek,  taraflarla yakın ilişkide olmak, sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerini denetlemek, sivil konularda ortaya çıkabilecek sorunları çözmek, ülkeye bağışta bulunan teşkilat ve devletlerin toplantılarına katılmak, BM, AB, ABD ve Rusya Federasyonu'nu düzenli olarak bilgilendirmek ve BM Uluslararası Polis Gücü'ne yardımcı olmakla görevliydi.

ABD ve Batılı güçlerin müdahalesiyle hazırlanan Dayton Anlaşması, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana yaşanan en büyük katliamı durdurmuş ve 1996'dan bugüne bir milyondan fazla kişinin evlerine dönmesini sağlamış olabilir. Ancak Sırp tarafı adına Solobodan Miloşeviç'in imzaladığı Dayton Anlaşması, savaşa son verirken, Sırpların etnik temizlikle genişlettikleri toprakları katiller lehine güvence altına almış oldu. Bugün Boşnaklar, nüfusun çoğunluğunu oluşturmalarına rağmen topraklarının yarısını Hırvatlarla paylaşıyorlar. Ülke topraklarının diğer yarısı ise Sırplar'ın yönetiminde. Dayton'un katilleri ödüllendiren bu ve benzeri haksız şartları zamanla Bosna-Hersek'i ekonomik, sosyal ve siyasi alanda büyük sıkıntıların içerisine sürükledi.

En büyük hata

Dayton'un yok edemediği güvensizlik, evlerini terk edenlerin, diğer bir etnik grubun kontrolündeki evlerine dönmek konusunda isteksiz davranmasına sebep oldu. Neticede şehirler, bir nevi, etnik kamplar haline geldi. Savaş yıllarındaki göçlerle birlikte şehirler, tek etnik kimlikli yerleşim alanlarına dönüştü. Şehirlerdeki köprüler bile etnik ve dini ayrışma için yeterli hale geldi. Saraybosna [Sarajevo] Müslüman Boşnakların, Banya Luka [Banja Luka] Sırpların ağırlıklı yaşadığı şehirler haline geldi. Mostar'daki tarihi köprü, bu şehirde yaşayan Müslüman Boşnaklar ve Hırvatlar arasındaki ayrımı somutlaştırdı.

Uluslararası toplumun Dayton Anlaşması'nda yaptığı en büyük hata iki özerk bölgenin zayıf bir merkezi hükümete bağlanmasıydı. Dayton, bir yanda on kantona bölünmüş Bosna ve Hersek Federasyonu'nu, diğer yandan Sırp Cumhuriyeti'ni öngörüyordu. İki özerk bölge, zayıf bir merkezi hükümete bağlanmıştı. Merkezi hükümeti oluşturan bakanlara ek olarak, etnik unsurların eşit temsili adına, atanan ikişer yardımcı bürokrat ordusu oluşturmaktan başka bir getirisi olmadı. Aslında Sırplar ve genel olarak Hırvatlar, Müslümanların ülkede çoğunluğu oluşturması sebebiyle, merkezi hükümetin güçlenmesinden her zaman endişe duydular. Bu sebeple ülkenin yönetim sistemindeki tıkanıklıktan şikâyetçi olmadıkları gibi, çoğu zaman tıkanıklığa yol açıyorlar. Richard Holbrooke'un, Ağustos 1997 tarihinde söylediği "Saraybosna'daki iyi haber, ortak kurumların gerçekten kurulmuş olması, kötü haber de, pekiyi işlememesi" cümlesi de bu durumu doğrulamaktadır.

Bosna-Hersek'in önüne konulan kolaylaştırılmış Avrupa Birliği hedefi de, ülkedeki üç etnik unsurdan, sadece Boşnakların ilgisini çekiyor. Bosnalı Hırvatlar, AB üyeliği için çok az bir yolu kalan Hırvatistan'ın çifte vatandaşlığına sahipler. Saraybosna yerine Belgrat'ı başkent kabul eden Bosnalı Sırpları için de Bosna-Hersek'in AB üyeliği ihtimali bir anlam ifade etmiyor. Bosna-Hersek'ten ayrılma ütopyası onlar için daha cazip bir alternatif. 15 Haziran 2009 tarihli Avrupa Birliği kararı, Sırbistan vatandaşlarına serbest dolaşım hakkı sağlarken, Bosnalı Sırpların da Sırbistan seçeneğine her zamankinden daha sıkı sarılmasına yaraladı. Bu sebeple, Bosna-Hersek'in AB yolunda yürüyememesi ne Bosnalı Sırplar ne de Bosnalı Hırvatlar için ülkenin en önemli problemlerden biri olarak kabul edilmiyor. Bosna-Hersek'in, AB ve NATO hedefinde ilerleyememesi ve gerekli reformların yapılamaması, merkezi yönetimin güçlendirilememesi sadece Müslüman Boşnakların sorunu haline geldi. Ancak AB'nin, Hırvat ve Sırplara serbest dolaşım özgürlüğü tanıyan ve Boşnakları görmezden gelen son kararı, topluluğun, birleşik ve istikarlı bir Bosna-Hersek hedefiyle çelişiyor.

Bosna-Hersek'in her geçen gün artan sorunları, artık ne Yüksek Temsilcilik Ofisi ne de EUFOR tarafından çözülemiyor. Bunun en önemli sebebi OHR ve EUFOR'un Bosna-Hersek'teki varlığının, ABD ve AB'nin, "sömürge yönetimi" haline gelmesidir. Ülke sivil alanda OHR, askeri alanda EUFOR, iç güvenlik alanında BM Uluslararası Polis Gücü ve AB Polis Misyonu, ekonomik alanda Dünya Bankası ve IMF eliyle ABD ve AB tarafından yönetilirken, aksini söylemek zaten mümkün değildir. Dayton Antlaşması'nın yaşayan tek maddesi, "Bonn Yetkileri" doğrultusunda, halkın seçtiği parlamento, hükümet ve yerel yönetim temsilcileri ve yöneticilerini görevden alabilme; seçimleri iptal etme; parlamentoyu, entite meclislerini ve yerel düzeyde belediye meclislerini dağıtma; valileri ve bürokratları atama ve görevden alma gibi geniş yetkilere sahip olan Yüksek Temsilcilik Ofisi'dir. Yüksek Temsilcilik Ofisi'ne atanan kişiler de, ABD ve AB'nin, Bosna-Hersek'teki "sömürge valisi" gibi çalışarak bu durumu doğrulamaktadır.

Dayton Anlaşması'nın, Müslüman Boşnaklar ve Bosna-Hersek'in hiçbir derdine şifa olmamasının en temel sebebi, sorunun kaynağıyla örtüşmeyen bir çözüm modeli sunarak, Sırp Cumhuriyeti gibi bir ucubeye hayat imkânı sağlamasıdır. Richard Holbrooke'un şu sözleri aslında bunun açık bir itirafıdır: "Dayton Barış Anlaşması'nın en ciddi kusuru, bir tek ülkede birbirine hasım iki ordu bırakmasıdır, bunlar da Sırpların ordusuyla, Hırvat-Müslüman Federasyonu'nun ordusudur. İkinci bir sorun, Bosna'nın Sırp kesiminin "Republika Srpska" adını sürdürmesine izin vermemizdi. Karadzic'in kendi icat ettiği ismi sürdürmesine izin vermenin bizim sandığımızdan daha büyük bir ödün olduğu sonradan anlaşıldı."

Sırp ve Hırvat unsurların ülke yönetimini işlemez hale getirdiği Bosna-Hersek, uygulanan neoliberal ekonomik politikalarla da, küresel kapitalist sistemin bir parçası haline geldi. Kapitalist sınıfın bulunmadığı Bosna-Hersek için bunun anlamı ülkenin yabancı sermayeye teslim edilmesiydi. Planlanan oldu ve başlatılan özelleştirme kampanyası neticesinde ülkedeki işletmelerin büyük çoğunluğu, Hırvatistan, Avusturya ve Slovenya başta olmak üzere olmak üzere Almanya, Hollanda, Kuveyt, Sırbistan-Karadağ ve İtalya gibi ülkelerden gelen sermaye gruplarının eline geçti. Ülkenin eğitimi sistemi de neoliberal politikalardan nasibini aldı. Başta üniversiteler olmak üzere eğitim kurumları özel sektöre açıldı. Özel okulların açılmasıyla birlikte daha pahalı hale gelen eğitim, zaten ekonomik sıkıntılarla boğuşan Bosna halkı için, her geçen gün daha da ağırlaşan bir büyük yük haline dönüştü.

Sorunlar daha da arttı

Ne var ki, uygulanan neoliberal politikalar Bosna-Hersek'in sorunlarını daha da artırdı. Ülkedeki fakirlik, işsizlik ve her yeni gün birkaçı kapanan küçük ve orta ölçekli iş yerleri bu söylediklerimizi doğruluyor. Yüzde 20'si yoksulluk sınırının altında, yüzde 30'u ise bu sınıra yakın yaşayan Bosna-Hersek'te işsizlik oranı da oldukça yüksek. Ülkede her ay binlerce kişi işsizler ordusuna katılıyor. Bosna-Hersek Federasyonu'nda işsizlik oranı yüzde 40, Sırp Cumhuriyeti'nde ise yüzde 35'ler seviyesinde. Bosna-Hersek Federasyonu 2009 bütçesinde 284 milyon dolar, Sırp Cumhuriyeti bütçesinde ise 97 milyon dolar azaltmaya gidiliyor. Bu azaltmadaki temel amaç, ülkenin genel bütçesindeki 480 milyon dolarlık açığı dizginlemek.

Bosna-Hersek'in içinde bulunduğu sosyal ve ahlaki sıkıntıların, ekonomik sıkıntılardan aşağı kalır bir yanı yok. Organize suç örgütleri, kaçakçılık, özellikle gençler arasında yaygın olan uyuşturucu madde kullanımı ve fuhuş, eğitim sistemi dâhil devletin her kademesine sirayet eden rüşvet, vergi kaçakçılığı ve kayıt dışı ekonomi Bosna-Hersek'in hâlâ çözülemeyen önemli sorunlardan sadece birkaçı. Ancak Bosna-Hersek'te yaşanan sosyal ve ahlaki çöküntü beklenen bir durumdu. Bosna-Hersek, benimsediği bir yasa ile 6 Nisan 1992-1 Ocak 2006 tarihleri arasında vatandaşlığa kabul edilenlerin dosyalarını incelemek üzere bir komisyon kurdu. ABD'nin baskısıyla kurulan bu komisyon, vatandaşlıkların iptalinde son kararı verecek olan, hükümete tavsiyelerini sunuyordu. Toplam bin 500 dosyayı inceleyen komisyon, "yasal prosedürlerin yerine getirilmediğine" karar verdiği, 488 kişinin vatandaşlığını geri aldı.

Vatandaşlığı iptal edilenlerin büyük çoğunluğu; Mısır, Tunus, Cezayir, Sudan, Suudi Arabistan ve Türkiye başta olmak üzere, dünyanın her yanından Bosna-Hersek'in savunması için gelen Mücahit Birlikleri'nin [Odred El-Mudzahedin] mensubuydu. Savaştan sonra Bosna-Hersek'te evlenerek, yaşamını ülkenin kırsal bölgelerinde devam ettiren bu mücahitlerin sınırdışı edilmesi, birçok ailenin dağılmasına ve yüzlerce çocuğun babasız kalmasına sebep olduğu gibi, en büyük zararı yine bu ülkeye verdi. Neticede madde boşluk kabul etmez; Mücahitler, Bosna-Hersek'ten sınırdışı edilince, yerlerini suç örgütleri, kaçakçılar, uyuşturucu satıcıları ve fuhuş aldı.

Bosna-Hersek'in ekonomik, siyasi ve en önemlisi sosyal olarak tam bir çöküşe doğru ilerlediği ve her alanda yeniden yapılanmanın kaçınılmaz bir hale geldiği bugünlerde ülkenin yedi siyasi partisinin lideri ile AB ve ABD'den bazı üst düzey yetkililer bir araya geldiler. 9 Ekim 2009 tarihinde, AB İstikrar Gücü EUFOR'un Saraybosna civarındaki karargâhı Camp Butmir'de yapılan toplantıya; AB'nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi Olli Rehn, Yüksek Temsilci ve AB'nin Özel Temsilcisi Valentin Inzko ve Slovakya Dışişleri Bakanı Miroslav Lajcak katıldı. Görüşmelerin gerçekteki hedefi Bosna-Hersek Anayasası'nda devlet kurumlarının işlevselliğini arttıracak reformların yapılmasını sağlamaktı. Ancak toplantı beklenildiği gibi neticesiz kaldı. Ayrıca toplantıya katılan siyasi parti temsilcilerinin 20 Temmuz'a kadar belirli konularda uzlaşıya varmaları telkin edilmesine rağmen bu konuda da bir ilerleme kaydedilemediği görüldü.

Sırbistan'ın Bosnalı Sırplar, Hırvatistan'ın ise Bosnalı Hırvatlar ile yakın görüşmeler yürütmesi üzerine, Türkiye de Boşnak tarafı ile görüşmeler gerçekleştirdi. Ancak, Boşnak liderler zaten anayasada yapılması istenen reformlara karşı çıkan taraf değil. Boşnaklar, toprak bütünlüğünün sağlanması ve merkezi yönetimin güçlendirilmesini zaruri görüyorlar. Buna karşılık Sırp Cumhuriyeti Başkanı Milorad Dodik, her geçen gün tehditlerine bir yenisini ekliyor. Dodik'in son talebi elektrik sistemini Boşnak-Hırvat Federasyonu'ndan ayırmak. Taleplerinin reddedilmesi durumunda ise Sırp temsilciler ile birlikte Bosna-Hersek'deki ortak kurumlardan ayrılacağı tehdidini savuruyor. Bu Sırpların ilk tehdidi değil ve Dayton'un mevcut haliyle devam edildiği sürece de son olmayacak. Srebrenitsa Belediyesi eski Başkanı Abdurrahman Malkiç'in "Şimdiye kadar ciddi bir olay yaşanmamış olmaması, Sırpların uslandığı anlamına gelmiyor. Sırp tehdidi devam ediyor" sözleri Dayton'la geçirilen yılların ardından, olumlu yönde hiçbir değişiklik olmadığını göstermektedir.

Bosna-Hersek'in Travnik şehrinde gezinirken gördüğüm bir dükkân, aslında, Dayton Anlaşması'nın ne anlama geldiğini çok güzel izah ediyor: "Fast Food Dayton." Tüm fast foodlar gibi, Dayton Anlaşması'nın da kalorisi yüksek ama besin değeri düşük. Her ne kadar ilgi çekici olsa da, obezite başta olmak üzere, Bosna-Hersek yönetiminin yaşadığı birçok sağlıksız durumun temel sebebi Dayton'un bugünkü halidir.

Bosna-Hersek'te düzen yeniden şekillendirken Boşnak liderler Haris Slayciç [ZaBIH Genel Başkanı ve Boşnak Cumhurbaşkanı] ve Süleyman Tihiç [SDA Genel Başkanı], eğer hâlâ rahmetli Aliya'nın "Bir daha asla köle olmayacağız!" sözünü paylaşıyorlarsa; siyasi ikbal uğruna didişmeyi bir kenara bırakıp, milli menfaatler etrafında birleşmeliler. Bosna-Hersek'teki Müslüman Boşnakların ilk yapması gereken, kuklalardan [Bosnalı Sırp ve Hırvatlar] önce, kuklacılardan [ABD ve Batılılar] kurtulmaktır. Dayton'suz; bütün ve tam bağımsız Bosna-Hersek, Balkanlarda barış ve iyi bir geleceğin yegâne yoludur.

Kaynakça

Tarihe Tanıklığım, Aliya İzzetbegoviç, Kalsik, 2003.

Konuşmalar, Aliya İzzetbegoviç, Kalsik Yayınları, 2005.

Köle Olmayacağız, Aliya İzzetbegoviç, Fide, 2007.

Bosna'nın Kısa Tarihi, Noel Malcolm, Om Yayınevi, 1999.

Bosna, Müslümanlara Son Uyarı, Reco Çauşeviç, Third World Relief Agency, İstanbul, 1994

Bir Savaşı Bitirmek, Richard Holbrooke, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, Ekim 1999.

Parçalanan Yugoslavya, Bosna'da Etnik Savaş, Catherine Samary, Yazın Yayıncılık, İstanbul, 1995.

Birleşmiş Milletler Kararlarında Eski Yugoslavya ve Bosna Hersek, Dayanışma Vakfı Yayını, İstanbul, 1996.

Yeni Dünya Düzeni'nin Av Sahası, Tanıl Bora, Birikim 1994

Dağılan Yugoslavya Mozaiğinde Bosna, Necmettin Alkan, Beyan Yayınları, İstanbul, 1995

Balkanlar El Kitabı Cilt 2, Çağdaş Balkanlar, KaraM Vadi Yayınları, Ankara, Mart 2007.

Bosna-Hersek Barış Süreci , Osman Karatay, KaraM Araştırma ve Yayıncılık, Ankara, Kasım 2002

Tarihin İzinde Balkanlar ve ABD, Yusuf Küpeli, Öncü Kitap, Ankara, Nisan 2000.

Bosna-Hersek ve Türkiye, Mediha Akarslan, Ağaç Yayıncılık, İstanbul, Mart 1993

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 29.10.2009 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: iflas, müslüman, aliya, çin,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Ayhan Demir

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Bitmedi, devam edecek...
    2. Seçim çözüm getirir mi?
    3. Boşnak Nene Hatun: Fata Orlovic
    4. İyi geceler Sırbistan!
    5. Başmüftülük abluka altında
    6. Provokasyonlar
    7. Yıktın perdeyi eyledin viran
    8. At sırtında Balkanlar
    9. Vatan haini, vatanıma gelemez
    10. Aynadaki Balkanlar
    1. Bulgaristan'da neler oluyor?
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Telafer Bursa’dır, Bağdat İstanbul...
    4. Şecaat arz ederken sirkatin söylemek...
    5. Mücahitlere Amerikan vetosu
    6. Kalemiye’yi kırdılar, belimizi büktüler...
    7. Zambaklar ve şehitler ülkesi Bosna-Hersek
    8. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    9. Yitik sevdanın şarkıları
    10. Hafızamızda Balkanların bir yeri olmalı
    1. Makedonya’da Müslüman direnişi: Yücel Hareketi
    2. İlk Bosna şehidimiz: Selami Yurdan
    3. Katil İsrail, yeryüzünden defol!
    4. Arnavutluk'ta neler oluyor?
    5. İsrail artık hesap vermeli
    6. Makedonya seçimleri ve düşündürdükleri...
    7. Selma Fazlic’ten, Kiraz Lekesi
    8. Biri bu Sırpları durdursun
    9. Türk ordusu Gazze’ye
    10. Tek çözüm; İsrail’i ortadan kaldırmak
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. Ya Allah!
    2. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    3. Müslüman gençler İstanbul'da buluştu
    4. Yargı sürecini beklememiz lâzım
    5. Kur'an'la hayat bulan bir nesle doğru
    6. Kur'an'a hizmet en büyük şereftir
    7. Şırnak'ta bir üsteğmen şehit düştü
    8. Din kültürü dersleri ilahiyat fakültelerine devredildi
    9. Doktora kılıçla saldıran zanlı gözaltında
    10. Fetih namazı
  • Diğer

    1. Filistin'de ulusal uzlaşı hükümeti kurulması istendi
    2. Rajoy: "İspanol bankalarına hiçbir kurtarma olmayacak"
    3. 2012-ALS sonuçları açıklandı
    4. Esed'in başına 450 bin dolar ödül koydu
    5. Yunan gazeteciler greve çıktı
    6. Bahreynli aktivist el-Havaca açlık grevine son veriyor
    7. Saad el-Matlabi: "PKK ve PEJAK meselesinin çözümü Erbil'de"
    8. Askeri operasyonlar Hama'da da katliam boyutuna vardı: 50 ölü
    9. Erken düşen süt dişleri gelişim problemlerine yol açıyor
    10. Vücutta kene yoksa bile KKKA belirtilerine dikkat
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    8. İstanbul, İslam dünyasının liderlerine ev sahipliği yapacak
    9. Terör Dehşeti
    10. Kahraman polis can kaybını önledi
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek