Düşünce ve fikir hürriyeti, ifade özgürlüğü gibi kavramlar aydınlar tarafından üzerinde en çok durulan, sürekli gündemde tutulan kavramlardır. Devlet, bu meseleyi de düzenlemiş birtakım kanunlar ile sınırlar getirmiştir.
Sınırların hangi boyutta olduğunu öğrenmek için kanun maddelerini okumaya gerek yoktur. Bu maddeleri ihlal eden kimselere karşı verilen cezalara bakınca meselenin boyutu anlaşılır. Bilhassa bu meselelerden ceza alanlar, yargılananlar, mahkeme huzuruna çıkanlar, düşünce hürriyeti, ifade özgürlüğü konusunda ne kadar mesafe kat ettiğimizi daha iyi görürler.
Türkiye'nin karnesinin hiç de iyi olmadığı, aydınların sık sık cezalandırıldıkları vurgulanır, durur.
Eleştiri başlığı altında pek çok kişiyi, kurumu, meseleyi ele alabilir, eleştirilerinizi hakarete varmamak şartıyla sıralayabilirsiniz. Hakaret hiçbir zamanda, zeminde, kanunda, örfte, hukukta eleştiri sınırları içinde değerlendirilemez. Hukukun temel ilkelerinden birisi eşitliktir. Kanun önünde herkes eşit ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Buna rağmen, eşit ve adil yargılanma hakkının, hukukunun pek uygulanmadığı ülkelerin başında Türkiye gelir. Zira bizdeki mahkemelerde görülen pek çok dosya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından yeniden değerlendirildiğinde devlet, yargı dolayısıyla ağır cezalar, bedeller öder.
Bugüne kadar, ödenen cezalar devletin kasasından çıkmış, milyarlarca lira çeşitli taraflara ödenmiştir. Yeni dönemde devletin öngörüsü şudur, bu cezaları yargılamayı yapan mahkemenin hâkimi, hâkimleri ödesin. Böylece hem devletin omuzlarındaki yük kalkacak hem de hâkimler daha adil bir karar vermek için titiz davranacaktır.
İfade özgürlüğü konusunda Hrant Dink'in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurusu nihayet sonuçlandı. Mahkeme, Türkiye'yi haksız ve suçlu buldu. Üstelik devletin yaptığı savunma konusunda tenkitler, itirazlar yükselince Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı yeniden durum değerlendirmesi yapmak ihtiyacını hissetti.
Türkiye'nin daha demokratik bir yapıya kavuşturulması konusunda sürekli birtakım değişimler, dönüşümler yaşanıyor.
Ergenekon Terör Örgütünün iç yapısı, faaliyetleri, bağlantıları bir bir ortaya çıktıkça, deşifre oldukça ülkemizin ne kadar derin, büyük badireler atlattığını daha açık gördük, görüyoruz. Örgütün temel felsefesi, planı, stratejisi şu, kendi istediklerinin olması için öldürmeyecekleri kimse yok. İster bir devlet adamı, ister aydın, ister kanaat önderi, ister inanç önderi, ister gazeteci olsun, hiçbirisi, yine kendi düşüncelerini savunanlar dâhil onların menzilinden, hedefinden uzak değildir. Yargı eliyle devlete düşen birinci görev bu tür planların, cinayetlerin üzerini kapatmak, dosyaları gündemden kaldırmak değil tam aksine en ciddi araştırmalarla suçun ve suçluların bütün mahiyetlerini ortaya koymaktır.
Mesele sadece ifade özgürlüğü, düşünce suçu meselesi değildir. Asıl mesele ülkenin hürriyet ve kanun ortamına devletin gerek asayiş gerekse de yargılama açısından ne derece adil ve kararlı biçimde sahip çıktığıdır. Dink öldükten sonra ifade özgürlüğü konusunda yeni ve ciddi gelişmeler yaşanmadı. Ya bu madde yürürlükten kaldırıldı ya da herkes düşüncelerini ifade etmeyi öğrendi.
Irkçılık, ayrımcılık konusunda sürekli bir yorum ve bilgi hücumuna tabi tutuluyoruz. Irkçılık, hem kanun önünde, hem de ahlâk huzurunda bir suç.
Bu suç şahsi değil, ciddi bir toplum kesimini ilgilendiriyor. Bir kıvılcımla, bir mahalleyi, bir şehri, bir ülkeyi dahi yakabilirsiniz. Olası bir tehlikenin hangi neticeleri doğuracağını kimse kestiremez. Aslında Türkiye'de yaşanılan pek çok sorunun altında aynı kategoriye giren mezhepçilik, hizipçilik, particilik anlayışı da var. Ancak hiçbirisi ırkçılık kadar tehlikeli değil. Örneğin, bugün boğuştuğumuz en önemli meselede iş geldi, Türk-Kürt çatışmasına dayandı.
Bir diğer ciddi meselede, Kamer Genç, "Bundan sonra yüksek yargı hâkimleri tayinlerini Alevî Dedeleri değil, Sünnî imamlar yapacak" demiş.
Aslında yargıda bugüne kadar ırkçılık, mezhepçilik, hizipçilik varmış, bugün bu aşikâr oldu. Devlet ifade özgürlüğü konusunda günden güne sınırların, sınırlamaların kaldırılması için adımlar atıyor. Fakat atılması gereken asıl adım, insanların her türlü nimetleriyle yaşadıkları ülkenin, vatanın değerlerine saygı duyması, sahip çıkmasıdır. Hem ırkçılar hem de onların muhalifleri karşılıklı çatışmalarla bu ülkenin asıl ve esas gücünü bertaraf etmektedir. İslâm'ın bütün değerleri bu ülkenin düşünce hayatının, sosyal ve siyasi hayatının, ulusal ve uluslar arası konumunun yegâne gücü ve dayanak noktasıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



