Sen misin, Ramazan medyaya da geldi diye yazan! Adeta benim bu sözümün geçerliliğinin olmayacağını kanıtlamak istercesine bir taarruz başlamasın mı?
Eh tabi, burası Türkiye. Eski alışkanlıklardan kopabilmek için biraz çalışma yapmak, ezber bozmak gerekiyor.
Düşünmüştük ki, olumsuzlukları öne çıkararak hayatı bu ülkede yaşayanlara zindan eden yazarlık dönemi sona ersin.
Ne dersin!
Biz hiç öyle şeylere alışık bir toplum muyuz. Durduk yere bir Nurcan vakası çıktı ki 'şort' kısa, tartışması uzun.
Tevatürler tahmin edileceği gibi muhtelif. Kızımızın anlatımına göre belediye otobüsünde hanım kızımızın bacakları açıkta olduğu için öfkelenmiş bir 'hayvan' arkadaş.
Bu hayvan deyişim espri filan değil.
Ciddi ciddi kampanya yürüttüler bu 'hayvan' üstüne. Sosyal medya dönemine girdik ya, önüne gelen istediği hakareti salvo yapıp sallayabiliyor. Cüneyt Özdemir'i bile çabucak içine alan kampanya 'bulun şu hayvanı' başlığıyla cenderesine aldığını sıkıştırdı, üstüne aşağılık twitlerle kim olduğunu bilmediğimiz ama suçlu ilan ettiğimiz adamı bir anda göndere bayrak gibi çekip sonra çuval gibi indiriverdik. Ramazaniyelik medyanın allayıp pulladığı habere göre sporcu kızımızın şortu birinin gözüne batmış, tüm otobüsün gözü önünde saldırıya uğramış Nurcan kardeşimiz.
Sonra ortaya çıktı ki...
Ramazan'dan bir gün önce yaşanmış bu olay. Ramazan'a taşınması için gözümüze 'doğan' medya şahinliğini kuşanması gerekmiş. Otobüstekiler başka şey söylüyor, Nurcan başka. Medya başka söylüyor, şortlu kız başka, şoför başka, tutanaklar başka, sağlık raporu başka. Olayın aslının şöyle bir şey olma ihtimali genel anlatıma göre yüksek. Ayaklarını boşluğa uzatıp otobüse binen yolcuların geçmesini engelleyen Nurcan'a 'ayaklarını toplamasını' rica eden yolcu karşılığında sert sözler duyar. Yetmez hanım kızımızın çantası kalkar, 'rica'cı vatandaşa olmadık hakaretler darpla birlikte gelir. Peki şort bunun neresinde? Hızını alamayan kızımızın karakolda ve sağlık kontrolünde ortaya çıkan söylemlerinden başka bir yerde.
"Bulun şu hayvanı" dediler
Olay milli mesele haline geldi bile.
Ne sandınız, güzel bir Ramazan geçirmek mi. Oysa sizler kendi sıkıntılarınızı bir kenara bırakıp açlıktan ve yorucu yolculuklardan dolayı kamp yolunda çocuklarından bazılarını yolda ölüme bırakmak zorunda kalan Somali'ye içlendiniz 'nasıl yardım edebilirim' diye düşünüp yollar mı arıyordunuz.
Kılıçdaroğlu gibi düşünmediniz yani. 'Önce ülkendeki açlara bak!'
Bunu söyleyen 'adam'a bak hele.
Sonra 'biz hiç değilse açlıktan ölmüyoruz' vicdan sesinin yükselmesi karşısında bayramda Somali'ye gitme kararı aldı Kağıttepeli Kemal.
İnşallah Somali'ye ülkemizi şikayet etmez. Avrupa'ya gittiğinde etmişti de. Hatta İsrail televizyonuna konuşmuş, yerin dibine batırmıştı ülkesini. Koskoca İsrail'e ayıp etmiştik ya ülke olarak, ayıbımızı temizledi.
Neyse Nurcan kızımızın hadisesinde yeni bir gelişme oldu aslında. Sosyal medya da farkına varmadı pek. Saldırıya uğradığı iddia edilen kız, yönetmen Mustafa Altıoklar'ın asistanı.
Altıoklar'ın açıklaması şöyle: "Nurcan bir yılı aşkın, benim asistanlarımdan biridir. Aslan gibi bir Boşnak annenin tek başına yetiştirdiği beş çocuğun küçüğü, evin perisidir. Sporcu disiplin ve terbiyesi 10 numara, saygısı tam, gururu Balkan gururudur. Dezenformasyonun aşağılık vicdanlara kurban vermem Nurcan'ı. Sahtekar şahitler, eyyamcı otobüs şoförü ve mahalle baskısı Nurcan'ın nezdinde, tacize uğrayan kadınlar gerçeğini saklayamayacaklar. Yandaş medyanın hayasız saldırıları, genç bir kız çocuğunun hayatın en çirkin yüzüyle karşılaşmasını sağlamıştır henüz 19 yaşındayken. Nurcan, kızımın arkadaşı, duyarlı, kırılgan ama bir o kadar da cesur ve sağlam bir genç kızdır. Yandaş medya 'şöhret peşinde' olduğunu yazdı. Hasbelkader ülkenin tanınmış yönetmenlerinden birinin asistanıyken tenezzül etmediği şöhret meselesine mi kendini kaptırmış Nurcan. Olayın başlangıcından beri 'hocam sizi karıştırırlarsa çok üzülürüm' der durur çocuk. (...) Mesele şort meselesi değil kadın tacizidir, kadınlar size söylüyorum: bulun şu hayvanı."
Evet, şimdilerde Mevlana filmine hazırlanan Mustafa Altıoklar'ın açıklamaları böyle. Polise, şoföre, yolculara çakan yönetmen 'yandaş medya'ya da eleştiri oklarını yöneltiyor. Onlar verirler cevabını. Benim takıldığım bir nokta var. Altıoklar duygusal nedenlerle bir şeyi görmezden geliyor. Medyanın sunumu şort giydiği için saldırıya uğradı şeklinde. Öfkeleri kabartan da bu oldu. Nurcan'ın şortuna tüm ülkenin inançlı insanlarını sığdırıp sopa atmaya başladılar. Yalanları Nurcan'ın polis ifadesinde de ortaya çıktığı gibi deşifre olsa da inançlar üzerinden saldırıya devam ettiler. Altıoklar başka bir şeye dikkat çekiyor. Meselenin şort meselesi değil kadın tacizi olduğunu söylüyor.
Herkes suçlu bir tek Nurcan haklı!
Şimdi burada biraz duralım. Öncelikle karşımızdakine 'hayvan' diyerek aşağılamaya devam etmeli miyiz? Çünkü bir katil bile mahkeme cezasını kesene kadar 'zanlı'dır. Tek taraflı anlatımla suçladığımız 'hayvan'ın insan çıkması biraz mahcubiyete sevk etmez mi bunca laf edenleri. Ve asıl tacize uğrayan o 'hayvan' ise, ona vuran kadın için ne demeliyiz?
Doğrudur bu ülkenin de bir gerçeğidir, kadına şiddet ve taciz.
Bu suça iştirak etmek isteyecek 'vicdanlı bir insan' olduğunu düşünmüyorum. Altıoklar gibi düşündüğümüzü söyleyebiliriz bu konuda. Ama, ancak, lakin demeyi sevmem pek. Bu konuda farklı bir yol da kalmıyor. Ancak bir yanlışa dikkat çekerken başka bir yanlışa da düşmeyelim.
Nurcan'ın anlatımını doğru kabul edip polisinden şoförüne, yolculara kadar herkesi suçlu ilan etmek tam da 'medya çığırtkanları'nın istediği 'yargısız infaz' memurluğuna götürür bizi.
Oysa bilinmeli ki bir oruç ayında daha zorlu imtihanlar yaşanıyor. Kendi yaşadıklarımı söyleyeyim. Evden işe giderken yol boyu elinde sigara olan genç çocuklar ve kızların dumanına tahammül ediyorsunuz. Yol boyu dizilen kafelerde 16 saat oruç tutmanın getirdiği halsizliğe ölçüsüz kahkahalar, yiyecekler eşlik ediyor. Sahil kenarında gezer gibi yollarda, uğranılan mekanlarda sereserpe hanımların yanından geçmek zorunda kalıyorsunuz.
Bir tane Müslüman kalkıp da 'biz oruç tutuyoruz, biraz saygı gösterin' deyip ortalığı birbirine kattı mı kardeşim. Yapmaz, yapmamalı da.
Biz orucu tutarken oruç da bizi tutuyor çünkü. Orucumuza Nurcan'ın şortunu karıştırmasınlar.
Kimse yemez bu numaraları.
Şunu şurasında 'hep yalancı çıktık ama bu sefer doğruyu söylüyoruz' diyen medya esnafı; tükanı dağıtın hocam. Bu mahallede size ekmek yok! (Al sana mahalle baskısı, yazar 'mahalle' dedi, 'ekmek yok' dedi)
İnançlarınızı bilemeyeceğim. Belki Hindistan'a filan geziye çıkmalısınız. Yol boyu inekleri göreceksiniz, onlara masallar anlatın artık. Hindular için kutsal sayılan 'inek'lere 'hayvan' diyebilirsiniz belki. Hayvanlar sesiz kalacaktır ama Hindular hakaret kabul edebilir, dikkatli olmak lazım.
Bu arada haşemasıyla havuza girmek isteyen hanımefendiye 'yasak' diskuru çeken yöneticilerle ilgili haber dağarcığında bir şey yok bu arkadaşların. Olmayacağı da belli bir şey. 'Hayvan' aramaktan hak arayan 'haber'lere bakamıyorlar.
Şoför, otobüsü cami önüne çekti!
Bu arada sosyal medyada yer alan 'irtica sallamaları' da iyiydi. Genç siviller hareketi gibi. Ersin Çelik, Gülizar Sönmez başı çekti gibi geldi bana. Bakalım bundan sonra böylesi tartışmalı saldırılarda 'karşıtlaştırılıp gözden düşürülmeye çalışılan kesim'in tepkisi nasıl olacak. Espriler çok güzeldi. Hadi birkaç tane örnek vereyim: 'Şoför, başörtülü dururken mini etekli bir kıza yer veren adamı döven çarşaflılara destek için otobüsü cami önüne çekti.', '85 SA hattına yanlışlıkla binen başı açık kadına şoför, "ayağına basar kafa atarlar, ben de görmem" demiş.', 'Şoför kalkmadan önce yolculardan 3 İhlas bir Fatiha okumalarını istedi. Bilmeyenleri aşağı atıp tekbirle gaza yüklendi.', 'İETT'ye pantolonla binen kadın ceza olarak orta kapıda bekletildi. İnen yolculara yol vermekten bitap düşüp bayıldı.' Bu kadar yeter mi İETT'de irtica sallamaları'ndan...
Bütün bunlar şakası ama şu gerçek: Bekir Coşkun İETT şoförünün sağa çekip ezan okuduğunu yazdı.
Ne demiştik. Bu yıl Ramazan medyaya da geldi.
Peki medya nereye geldi?
Ramazan kim, bu ülkeyle ilişkisi ne? Bir türlü gelemeyen 'şeriat tehlikesi'nin adı olmasın bu Ramazan.
Ramazan, Ramazan, Ramazan.
Demişken aklıma da geldi Ömer Karaoğlu'nun böyle bir eseri vardı galiba. Ah, Ömer beyciğim kıs kıs gülüyorsun değil mi bu medya madrabazlıklarına.
'Çileye talip olduk' medyanın çektirdiği de ne ola!
Allah sevgili ülkemin yardımcısı olsun. Biraz dişinizi sıkın, bayrama şunun şurasında ne kaldı.
Medya esnafının 'mübarek 11 ay'ına az kaldı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



