Muhafazakâr kanallardan birinde ki en eskilerden ve esaslılardan sayılıyor, bir arabeskçinin veya türkücünün yaptığı bir "şov" programını gördüm kanal değiştirirken. Normalde, gayet hızlı şekilde geçiyorum bu türden programları ve söz konusu kanalı. Zekeriya Beyaz'ın bir otelde uygunsuz bir yayını izlediğinin anlaşılması üzerine sarf ettiği "sosyolojik araştırma yapıyorum" cümlesini, muhafazakâr kanallardaki bu tür şarkıcı-türkücü taifenin (ki seyircili bir programdı ve seyirciler de bu ülkenin muhafazakâr insanlarından oluşuyordu görüntü itibariyle) yaptıkları "şov" programları ve bilumum tuhaf isimli köy-gecekondu eksenli diziler için uygulamak, bazen bu toplumun insan malzemesini anlamak açısından gerekebiliyor.
Eğer ki, kendinize böyle bir gerekçe bulamazsanız, zaten bahsi geçen yapımları ve hatta bahsi geçen kanalları izlemeyi de insanın içi pek kaldırmıyor (bu izleyememe durumuna diğer yaygın kanallar da dahil).
Muhafazakâr kanalların ilki kurulduğunda İslami hassasiyeti olan insanların ne kadar heyecanlandığını ve sevindiğini hatırlıyorum. Daha sonraları o kanallardan biri, yayın politikasını ve mantalitesini öyle bir değiştirmişti ki, hâlâ halk arasında "paraları bilmem kimlere yedirdiler" gibilerinden bir karşılık bulmaktadır bu değişim.
Gerçi, bugün gelinen noktaya bakınca, o kanalın şarkıcı, türkücü, arabeskçi taifesinden kadın veya erkek magazin figürlerine yaptırdığı programlarla, bugünün "önde gelen" muhafazakâr kanallarının programları arasında da tavır ve üslup olarak zerre fark yok.
İddia ve ideal kalmadığı zaman geriye kalanın sadece bir ceset olduğunun somut halini yaşıyoruz bir bakıma. Ucuz, seviyesiz, estetikten ve zevkten yoksun yapımlar, bilgilendirmek değil de beyin yıkamayı önceleyen programlar ve neticesinde de fikri ve zihni üretimsizlikten dolayı, aradan binlerce yıl geçse yan yana gelmesi mümkün olmayanların bir araya gelmesi, Müslümanların liberallerin fikir ve düşüncelerine muhtaç halleri.
Bilgi çağı ve yeni ekonomi gibi kavramların gündeme geldiği, iletişimin tahmin edilenden de öte çok büyük bir etki ve anlam kazandığı bir dünyada, televizyon ve sinema gibi araçları kullanarak, kuru bir propagandadan çok daha fazlasını gerçekleştirmek mümkün.
Canlı yayınlanan savaşlar, televizyondan izlenen halk ayaklanmaları, internetteki facebook, twitter gibi sosyal ağlar vasıtasıyla örgütlenen insanlar türünden realiteler söz konusuyken, İslami hassasiyete sahip olduğunu iddia eden kanalların bazıları abuk subuk "şov"larla, beşinci sınıf gecekondu dizileriyle, duygu sömürüsüyle dini duyguları harmanlayıp çorbaya çeviren ve insanlara herhangi bir bilinç ve bilgi sunmayan garipliklerle dolu maalesef. "Aptal kutusu" deyiminin adeta hakkını verme çabasına girmiş bazıları.
Başlangıçta bahsettiğim "şov" programından ibretlik manzaraya geçelim şimdi. (Şunu belirtmeli, bu kanalı televizyonumdan neden silmemiş olduğumu da bilmiyorum.) Kanal değiştirirken dikkatimi çekmesinin nedeni, o anki manzaranın öylesine tuhaf ve bir sürreal tablo misali ilk anda anlamsız gelmesiydi.
Çok meşhur bir arabeskçiyi bir sandalyeye oturtmuşlar (ki duayen kabul edilenlerden), başında da programın sunucusu olan türkücü, konuk olan bir diğer arabeskçi-türkücü karışımı birisi ve bir sihirbaz duruyorlar. Sihirbaz efendi, meşhur olanın önce ayakkabısını çıkarıyor ve çıkarırken de konuk olan arabeskçi-türkücü karışımı vatandaş sihirbaza adeta bir kralın (yani meşhur olanın) soytarısı edalarıyla yardımcı oluyor.
Ayakkabı, ardından çorap çıkıyor ve sihirbaz çorabı burnuna götürüp "çok kötü koktuğu" mealinde bir işaret yapıyor. Bu esnada, meşhur olana saygıda kusur etmeyen arabeskçi-türkücü karışımı vatandaş, çıkan çorabı sihirbazın elinden alıp "mis gibi" koktuğunu söyleyiveriyor.
Önce ayakkabı ve sonra da çorap çıkarken ve en sonunda da çorapla ilgili ilkokul çocuğu zekâsına bile hakaret sayılacak espriler yapılırken, stüdyoda bulunan pek necip halkımız da abartısız şekilde gülmekten yerlere yatıyor. Bu sürecin sonuna doğru kahkahalar ve kendinden geçen insan sayısı da artıyor.
Bu saçma sapan sahne, yaklaşık bir dakika ya sürdü ya sürmedi. O an, insanların böylesi bir şeye, bırakın komik bulmayı, nasıl olup da katlanabildiklerini merak ettim. Herkes halinden gayet memnun, hiçbir aykırılık ve absürdlük yokmuş ve her şey gayet normalmiş gibi önce alkışladılar, sonra kahkahalarla güldüler.
Söz konusu program da muhtemelen gayet iyi rating aldı ve pek sayın muhafazakâr kanalımız da iyi rating yapan programa yağan reklâmlarla kasasını doldurdu. Muhtemelen ertesi akşam da, dini duyguları kabartan bir program vardı aynı saatte.
Bu kısacık an ve insanların verdikleri tepkiler (duydukları memnuniyet), böylesi yapımların gördüğü ilgi, insanları uyutan, hiçbir şey vermeyen, inançlarını ve duygularını istismardan öteye gitmeyen yapımları sunan muhafazakâr kanalların, tabir-i caizse "helva"ya çevirdiği muhafazakâr kesimin, en ciddi ve netameli meselelere bile duyarsız kalmasını sağladığı ortaya çıkıyor böylelikle.
1980 darbesinin ve 24 Ocak kararlarının, daha sonra da ANAP hükümetlerinin bu ülkenin insanlarını apolitize etmesinin benzeri, bu dönemde de bilhassa İslami hassasiyeti olan insanlar kapitalist ahlaka ve pragmatizme alıştırılıyorlar. Kendi küçük çıkarlarını tatmin edebiliyorlarsa, geriye kalan insanlar için dertlenmek, onlara faydalı olabilmek gibi idealler rafa kalkıyor.
Bir taraftan, Hak dava uğruna Hz.İbrahim'in babasına bile karşı geldiğini dinleyip gözyaşı döküyorlar, öte taraftan da kendi ikballerine zarar getirecek doğruları görmezden geliyor, sıkıntıları, feryatları es geçebiliyorlar. Çıkan çoraba gülenler, giyecek çorabı bile olmayanlara karşı da sorumlu olacaklar ilahi adalet önünde. Açlıktan 2,5 aylık bebeğin ölmesini "prime time" kuşağında söz konusu etmeyenler, aynı zaman dilimini bayağı "şov"lara ayırarak kandırabilirler kendilerini.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



