Modern vakitleri yaşayan müslümanlar olarak itiraz ve iddialarımız var.
Kirlenmekten şikayetçiyiz.
Fıtrata ve hakikate yaslanan bir dünya kurma iddiasındayız.
Mevcut dünya düzeni ve gidişatından müştekiyiz. Başka bir dünya, daha adil, daha ahlaklı bir toplum ve düzen istiyoruz.
Zaman zaman kimliğimize yönelen menfi kampanya ve propagandaların iftira veya iddialarından rahatsızlık içindeyiz; "biz bu değiliz, böyle değiliz" diyoruz...
Kalabalıklar içindeki insanın yalnızlaşmasına hayır diyoruz.
Zulmü ve sömürüyü reddediyoruz...
Adaletten yana olduğumuzu söylüyoruz her fırsatta.
Yitik gençliğe hayıflanıyor, soysuzlaşmaya ve ahlaksızlığa itiraz ediyor, ahlak, erdem ve değerlerimize sadakatin önemine işaret ediyoruz.
Ümmetin parça-bölüklüğüne, hizipleşmelere, iç çatışmalara üzülüyor, vahdet teklif ediyoruz...
Ulusal veya küresel düzeyde her çeşit ifsada isyan ediyoruz...
Islah iddiasındayız...
Şimdi geliniz sözkonusu şikayet ve iddialarımız karşısında bir de liyakatimizi yoklayalım.
Cidden temiz miyiz?
Daha doğrusu aklımız ve kalbimizle temizlenmeye niyetli ve gayretli miyiz?
Şikayet edip durduğumuz dünyadan vazgeçmeye ve onu, istediğimizi iddia ettiğimiz dünya ile değiştirmeye gerçekten kararlı ve hazır mıyız?
Aklımız ve yüreğimiz daha adil ve hakkaniyete dayalı bir düzene ne kadar müsait?
Ayrıcalık ve öncelik talep etmeden tüm işlerimizi sürdürebileceğimize kani miyiz?
Kendi evlerimizde nasılız?
Hane halkıyla birlikte ve "çok muyuz", yalnız mı?
İşyerimizde, makamımızda, alış-verişlerimizde yeterince adaletli ve dürüst müyüz?
Başkalarının alacak ve haklarına kendimizinki kadar titiz ve hassas mıyız mesela?
Sözlerimizde durabiliyor ve gereğinde bir takım maliyetleri göze alıyor muyuz?
Garip gelecek ama Kur'an okuyor muyuz?
Namazlarımız ne durumda?
Hangi sıklıkta anıyoruz Allah'ı (CC)...
Kısaca İslam ahlakını, fazilet ve güzelliklerini taşıyabiliyor muyuz?
Halimiz ve yaşayışımız, dünya ve ahiretten hangisini daha değerli ve öncelikli saydığımızı söylüyor bize?
Bizi aynı amentüde buluşturup kardeş kılan ilkelerimizi mi yoksa farklılıklar arzeden kimi yorum ve anlayışlarımızı mı öne çıkarıyoruz? Detaylara ait farklılıklarımızı fitnelere yol verecek derecede derinleştiriyor, gıybeti çoğaltıp yaygınlaştırıyor muyuz, yoksa kusur ve eksiklerimizi yumuşak bir dil ve hüsn-ü zann ile kardeşçe ıslaha mı çalışıyoruz?
Faaliyetlerimizde bir ortak kazançlar hanesine hizmet ettiğimiz bilinci ve "hayırda yarış" duygusu mu yoksa "örtülü bir haset ve hesapçılık" mı baskın?
İtirazımızı yönelttiğimiz çarpık ve sapkın düzene ulusal ve küresel düzeyde köstek olabilme gayretinde, ondan beri ve korunaklı mıyız yoksa kıyısından, köşesinden bir çeşit dolaylı ortaklık içinde olduğumuzdan söz edilebilir mi? Varlığımız onun için bir tehdit mi yoksa kaale almayacağı kadar etkisiz ve silik miyiz?
Kanaatkar, doymayı bilen miyiz? Doyumsuz iştahların insanı mı?
Güvenilen ve sığınılan mıyız? Güven telkin etmeyen ve kendisinden kaçılan mı?
Marufu emrediyor ve kendimiz uymaya çalışıyor muyuz?
Münkerden sakınıyor ve sakındırıyor muyuz hala?
Yoksa "bu kadar olur bu zamanda" diyenlerden miyiz?
Birilerine öfkemiz, o birileri hakkında adil davranmamıza engel oluyor mu?
Muhabbet duyduklarımızın Allah'a ve Resulüne muhabbeti ne durumda?
Bir zulme tanık olduğumuzda sıvışıp uzaklaşmayı mı sorumlu davranmayı mı seçiyoruz?
Bu arada...
Hak ve adalet mücadelesini bir derneğe, insani yardımları diğerine, çocuklarımızın eğitimini bir vakfa ya da dershaneye havale edip, "oohh, ne de rahat (!)"lıyor muyuz?
Ne dersiniz?
Şu modern zamanlar bizi, şahitliğin ve peygamber (AS)'a ümmet olmanın ne demeye geldiğini bir kere daha yoklamaya çağırmıyor mu sizce de?
Herkese ve her bir şeye "özgürlük"ten yana oluşumuzu, daha çok iktidar, daha çok refah vaad ve talebimizin bizi sevkettiği "güç" algımızı sizce de gözden geçirmek gerekmiyor mu?
Peşi sıra koştuğumuz bu vaadler ve benzerlerinin görünür (pragmatik) kazanımlarının ne tür kayıpları gözlerimizden kaçırdığı hakkında yeterince düşünüyor muyuz?
İnsan kuşkulanıyor...
Epeyice pahalı tecrübeleri var bu ümmetin.
Yeni bir dönem başlıyor, köklerimizi keşfediyoruz, "bahar"larla yeşeriyoruz derken birilerinin bahçemize kimyasal gübreler serpiştirmesine fırsat vermemeli ve uyanık durmalıyız.
O kadar çok dayak yedik ki geçen asırlarda...
Gardımızı düşürmemekte yarar var.
Aynadaki aksimizin günler geçtikçe kime ve neye benzediğini yoklamakta yarar var...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



