Van'daki depremden sonra klasikleşmiş yetkili demeçlerine bolca rastladık. Bazıları, ya farkında olmadan ya da farkında olduğu halde umursamadan, kendi ihmallerini itiraf ettiler. Yapılması gerekenlerin bugüne kadar kendileri tarafından yapılmadığını, "Şunların şunların yapılması gerekir. Aksi takdirde sonucu çok kötü olur" cinsinden ifadelerle beyan ettiler.
Depremin üzerinden bir süre geçtikten sonra, yaşanan aksaklıkların, yoksunlukların, organizasyon eksikliklerinin hatırlatılmasına ve idarecilerin bocaladığının ifade edilmesine tepki gösterenler oldu. İnsanların, depremin üzerinden neredeyse 1 ay geçtiği şu günlerde hala çadır alamadığı, çoluğunu çocuğunu bir barınağa yerleştiremediği, akıbetlerine dair hemen hiçbir şeyin belli olmadığı hesaba katılınca, acaba bu "devlet yok" eleştirisine tepki gösterenler ne düşünüyorlardır?
Büyük şehirleri yönetenlerin, sanki idareci kendileri değilmiş gibi "durum tespiti" yapmalarına kimsenin sesi çıkmıyor ve 17 Ağustos depreminden bugüne kadar nelerin yapıldığının hesabı sorulmuyor. Ancak, açık bir "yönetememe" tablosuna en ufak bir eleştiri gelince, kendini siper edenlerin de arkası kesilmiyor.
Önce yardım taleplerini geri çevirip, aradan zaman geçtikten sonra (ki enkaz altındaki insanlar için saatin, dakikanın önemi olduğu ortada) yardım isteğinde bulunmak, resmen bir bocalamayı gösteriyordu mesela. Aynı şekilde, depremin üzerinden neredeyse 1 ay geçtiği halde çadır alamamış insanların, kendi imkanlarıyla ve karaborsa fiyatlara branda alıp derme çatma barınaklar yapması da bu olumsuz tabloyu tamamlıyor. Devlet, kötü zamanında vatandaşın yanında olmayacaksa ne zaman olacak?
Soğuktan tir tir titreyen, çaresizlikten hasarlı evlerine girip yatmak zorunda kalan insanların hakkını savunmak yerine, haklı veya haksız olduğuna bakmadan eleştirilere kendilerini siper edenler, manasız bir savunma mekanizmasıyla hareket ediyorlar. Anlayamadıkları, yaşanan organizasyon eksikliğine getirilen eleştirilerin siyasi kaygıyla değil, çoluk-çocuğun, insanların mağduriyetlerine binaen yöneltilen eleştiriler olması. Çadır alamayan ve ister istemez galeyana gelen ahali, valiyi protesto edince biber gazını yiyorlar mesela. Dünyanın neresinde bu görüntüye rastlanabilir acaba? Sorsanız, "Türkiye'de güzel şeyler oluyor" derler.
İstanbul'da (maazallah) büyük bir deprem olursa Türkiye'nin belini doğrultamayacağını söyleyenler var ve işin garibi, bu kimseler yıllardan beri İstanbul'u yönetiyor. Deprem adına hangi tedbirlerin alındığını sorsanız cevap kocaman bir hiç olacak muhtemelen. Pardon, oraya buraya konulmuş kerameti kendinden menkul konteynerler var elbette, es geçmemek lazım.
Türkiye'nin depreme dayanıklı binalarla imar edilmesi düştü birden bire akıllara. Muhtemelen bir iki ay sonra hatırlayan bile çıkmayacak ve Allah korusun, bir dahaki depreme kadar da unutulup gidilecek. Gerçi, böylesi bir şey mümkün müdür ve hangi kaynakla bu iş yapılabilir gibi sorular sorulmuyor her zamanki gibi. 400 milyar lira (yani 400 milyar katrilyon eski parayla) gibi "uçuk kaçık" bir rakam telaffuz ediliyor ve bu muazzam rakam kimseyi kıpırdatmıyor bile. Birkaç milyar liralık ilave gelir için bile vergi üzerine vergi koyan ve ilave kaynak olur diyerek bu günlerde bedelli askerliği gündeme alan Türkiye, 400 milyar lirayı topyekün bir "kentsel dönüşüme" nasıl harcayacak? İşin ilginci de, bu projenin kaynağı olarak 2B arazilerinin satışının gösterilmesi. Bu sayede, o mesele de aradan çıkacak yani.
1999 depreminden sonra depremin yaralarını sarmak ve deprem için alınacak tedbirlerde harcanmak üzere alınmaya başlanan ve daha sonra kalıcı olan özel iletişim vergisi (deprem vergisi diye bir şey yok deniyor ama kanundaki gerekçe tam da depremle ilgili) hesabında biriken yaklaşık 25-30 milyar lira tabir-i caizse "uçmuş" malum. "Yol, su, elektrik" olarak bize döndüğü söyleniyor ama bahsi geçen o hizmetler için de alınan vergiler var halihazırda. Hem muhtemel bir İstanbul depreminin Türkiye için "korkunç" olacağı söyleniyor, öte taraftan ise tedbir için toplanan kaynaklar "yol, su, elektrik"e gidiyor. Anlayan varsa beri gelsin. Bütçenin açıklarını kapatmaya veya faiz ödemelerine gittiği nedense söylenmiyor.
"Deprem var, devlet yok" manşetine bozulan ahali, kendilerini soğukta titreyen, çoluğunu çocuğunu güvenli bir yere yerleştirememenin sıkıntısını çeken insanların yerine koyup bir değerlendirme yaparlarsa, deprem tedbiri için toplanan paraların başka yerlere nasıl olup da harcandığının hesabını da sorar. Ancak, mevcut şartlarda pek de beklenen bir şey değil bu.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



