Mardin katliamından önce yazmış olduğumuz ve 9 Mayıs günü yayınlanan "Bunların hesabını nasıl vereceksiniz" başlıklı yazımızın birinci bölümü olan 'son cinayetler ve idam cezasının önemi"ne temas etmiş olduğumuz kısmını yenilemek ve devam etmek istiyoruz inşaallah.
O günkü yazımız da:
"Memleketimiz de istisnalar hariç, kime sorsanız 'Ben de Allah'a inanıyorum' cevabını alacaksınız. Yine aynı şahsa; Cenab-ı Allah, kâinat nizamı olan Kur'ân-ı Kerim'inde: "Ey akıl sahipleri, kısasda sizin için hayat vardır. Umulur ki; suç işlemekten sakınırsınız." (Bakara-179) buyurmaktadır. Toplumun menfaatı için idam cezasının olması lâzımdır ve şarttır.
Memleketimizde bir yıl içinde meydana gelen cinayet sayısını eminim ki, Emniyet Genel Müdürlüğü dahi günlük icmâl yapmakta zorlanmaktadır. Çünkü neredeyse her saat memleketin her köşesinde cinayet işlenmekte, canı isteyen istediğini öldürmekten çekinmemektedir. Caydırıcı bir ceza olmayınca, tabii netice de bu olur. Meselâ, son günlerde ağabeyi, yengesi ve onların dört çocuğunu öldüren katil yakalandı, en son 9 erimizin şehid olduğu mayını patlatan hâin yakalansa, mevcut şartlarda bunlara ne ceza verilecektir? Misaller çoğaltılır, daha çok şey yazılır ama bunlar neye yarar ki?..
İslâm'ın kısas emri karşısında tepki göstererek 'Çağdışı' diyenlerin yakınlarından herhangi biri bugünkü cinayetlerdeki gibi öldürülecek olsalar, o zaman aynı kimseler bir defa değil, mevcut kanunların bazı suçlara 'Üç defa ağırlaştırılmış müebbet hapis' cezası verdiği gibi, 'Yüz defa idam' cezası verilmesini talep edeceklerdir." demiştik.
Bugün, katilin 3-5 sene yatıp infaz kanunundan veya getirilen bir aftan istifade ile hapisten çıkışı, verilen cezadan memnun olmayan maktülün yakınlarını harekete geçirmesi neticesi, kan davası devam etmekte, yeni cinayetler ve yeni kan davalarına sebep olmaktadır. Veya aynı şahıs yeni cinayetler işlemekten çekinmemektedir. Zaten katili affetme hiçbir idarenin hakkı da değildir.
"Kim bir cana kıyarsa, bütün insanları öldürmüş gibi olur." (Maide-32) diyen ilâhi hükme muhatap olan insanlık; önüne geleni, canının istediğini öldürmek durumunda olanlar için, idam cezasının en büyük caydırıcı güç olarak tekrar yürürlüğü girmesi, için mecliste grubu bulunan partiler, partililer ittifak halinde çalışmaları gerekmektedir. Bu yapılırken de, hiçbir şekilde ürkeklik gösterilmemesi veya sözde 'Medeni dünya ne der'e değer verilmemelidir. Bize bazı şeyler telkin eden emperyalist güç odakları, kendi ülkelerinde istediklerini yaptıkları bir gerçek değil midir?
'Zulme rıza, zulümdür' düsturu ile hareket etmek gerekir. Yılda binlerce nisanın katledilmesi, buna gereken cezanın verilmemesinden daha büyük zulüm olur mu. Laik veya sözde medeni olmak için idamı kaldırarak, Allah'ın hükümleri ile mücadele etmek mecburiyetinde misiniz Allah aşkına...
En son ve en acı Mardin katliamının izahı için hiç bir sebep ve saik öne sürülemez. Hele insanlıktan nasipsiz bir veya iki kişinin dahi ittifak ederek yapamıyacağı böyle bir facianın, 8-10 kişi tarafından işlenmiş olması karşısında çok acil kararla gereken müeyyidenin uygulamaya konması şarttır ve bunun geciktirilmemesi icap eder.
'Kutlu Doğum Haftası' dolayısı ile ilâhi okuyan çocukların E-Muhtıra konusu olduğu bir memlekette, Allah korkusundan yoksun bir topluluk, caydırıcı bir ceza da olmayınca, işte böyle 44 kişi de katledilir, daha fazlasını da... Ama gerçekten Allah inancına sahip olan kimse ise bir karıncayı dahi öldürmekten Allah'tan korkar.
Şöyle bir tarihimize bakalım; bizim tarihimizde, hatta bin yıllık tarihimizde, günümüzde bir yılda işlenen cinayetlerle rakam olarak mukayese edilecek bir sayı kesinlikle mevcut değildir. İnsanlar da, topluluklar da hata yapabilir. İdam cezasının kaldırılması da böyle bir hatadır. Hatadan dönmek ise fert ve topluluklar için bir fazilet olsa gerektir.
Aksi halde işlenen bu kadar cinayetler karşısında caydırıcı önlem almayan mes'ul kişiler bunun vebalinden dünya, ahiret kurtulamayacaklardır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



