Öyle iç acıtıcı, öyle sarsıcı, öyle çirkin, öyle kötü, öyle gayr-i insani, gayr-i dini, gayr-i ahlaki olaylar yaşanıyor ki Türkiye'de insan bazen kendi kendine sormadan edemiyor: İdam cezası tekrar geri mi gelmeli?
Gazetelerin meşhur üçüncü sayfalarından, kan, kin, öfke, çirkinlik, zulüm ve ahlaksızlık fışkırıyor. Cinayet, gasp, hırsızlık, dolandırıcılık, adam kaldırma, çocuk kaçırma, organ tacirliği, uyuşturucu tacirliği, silah kaçakçılığı, tecavüz, vs.
Bilcümle gayr-i dini, gayr-i ahlaki, gayr-i insani ve gayr-i kanuni olay haber bültenlerindeki yerini aldıkça bir toplumsal cinnet geçirdiğimizi düşünmeden edemiyoruz. Bu tür vakalar artık vaka-i adiyeden sayıldığından olsa gerek artık bir normalleşme ve normalleştirme ile karşı karşıya olduğumuz şüphesi de güçleniveriyor.
Evvelki gün Mardin'de yaşanan olayın neyle nasıl açıklanacağı meselesini psikologlara, kriminologlara, sosyologlara, suç bilimcilere ve din adamlarına bırakmakla birlikte 44 kişinin öldürülmesiyle sonuçlanan olayın faillerinin nasıl bir ruh hali içerisinde olduklarını, nasıl bir ahlaka sahip olduklarını, nasıl böyle bir katliama girişebildiklerini sorgulamadan edemiyor insan.
Bu insanlar insan suretinde gezen başka varlıklar mıdır acaba? Nasıl bir eğitim aldılar? Nasıl bir aileden geliyorlar? Hangi dine inanıyorlar? Yatsı namazına durmuş bir kalabalığın üzerine ateş açan ve çoluk çocuk, kadın erkek, yaşlı genç herkesi kurşunların hedefi haline getiren bu insanları harekete geçiren yegâne saik töre midir? Eğer töre ise bu töreyi üreten zihinler hangi kültürel, dini, antropolojik, sosyolojik, ekonomik, hukuki ve ahlaki kaynaklardan beslenmektedirler?
Bir nişan merasimini basarak sadece öfkelendiği insanları değil, aynı zamanda kendilerini öfkelendiren olaya ortak olanları da cezalandıran bu insanlar yaptıklarının uhrevi karşılığını belli ki unutmuşlardır. Acaba dünyada çekecekleri cezanın kendilerine hafif geleceğini düşündüklerinden midir ki bu elim olaya imza atabilme cesaretini göstermişlerdir?
Bunları düşünmeye vakti olmuş mudur bilinmez ama kısaca kurgulamak gerekirse, olayın faillerinin düşünceleri şu mu dur: "Ben cinayet işlerim, ağırlaştırılmış müebbet alırım, idam da edilmem, çünkü idam cezası da kalktı, devlet baba bana mahpusta krallar gibi bakar, bakarsın bir af çıkar, paçayı yırtarım."
Suç ve ceza denklemindeki hassas nokta eğer insanları suçtan vazgeçirecek caydırıcı cezaların verilmesi ise idam cezasının bilerek ve isteyerek, hunharca insan öldüren bütün suçlular için geri getirilmesi gerekmez mi? İşlediği suç karşısında kendisinin de benzer bir akıbetle karşılaşacağını bilen kişi söz konusu suçu işler mi?
Bu soruyu hukukçuların, sosyologların, psikologların tartışması gerekiyor. İdam cezasının yasama organında ve devletin yetkili hukuk organlarında tekrar gündeme getirilmesi gerekiyor. Eğer ortada bir suç varsa; bu suça verilen ceza suçu işleyenleri işledikleri suçla orantılı olarak cezalandırmıyorsa ortada hak, hukuk ve adalet yok demektir. Bu noktada devreye başka mülahazalar girer ki Türkiye'nin 90'lı yıllarda siyasi amaçlarla kaldırdığı idam cezası bu mülahazalara örnek gösterilebilir.
Şimdi elleri vicdanlara koyup düşünmek gerek. Acaba nerede hata yapıldı?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




