Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de bir savaş sahnesini şöyle tasvir eder: "Andolsun o koştukça koşanlara, Andolsun kıvılcımlar saçanlara; Sabahleyin akın edenlere. Ve tozu dumana katanlara... Derken bir topluluğun ortasına dalanlara..." (Adiyat, 1-5) İlk ayette üzerine yemin edilen "adiyat"ın atlar veya develer olduğu tefsirlerde zikredilmiştir. Dolayısıyla burada "savaş araçları" üzerine yapılan bir yemin söz konusudur. Yüce Allah'ın olumsuz bir şey üzerine yemin etmesi düşünülemeyeceğine göre bu sahnenin bizim için olumlu bir anlamı vardır. Yani biz burada çizilen savaş sahnesinin güzel bir sahne olduğuna inanırız. Zira Kur'an'daki diğer kasem ifadelerine de baktığımızda hep olumlu şeylere yemin edildiğini görürüz.
Burada ilk sormamız gereken soru şudur: Neden Yüce Allah bir savaş fotoğrafına yemin etmek sureti ile bu sahneye dikkat çekmiştir? İşte can alıcı durum burada karşımıza çıkar. Çok önemli bir "bilinçaltı tedavisi" söz konusudur burada... Bunun ne anlama geldiğinin kavranılabilmesi için ayetlerin nüzul dönemine bakmakta fayda vardır. Bu sure Mekke döneminde inmiştir ve ortada henüz bir cihat durumu söz konusu değildir. Müslümanların sayıları azdır ve güçlü taraftarları da yoktur. Hatta müşriklerin baskılarına karşı koyacak güçte bile değillerdir. Dönemin müşrik liderlerinin Efendimizden bahsederken "Onun etrafında hep fakir fukara takımı var biz onlarla eşit statüde mi olacağız? Onlarla aynı yerde mi oturacağız?" demelerine bakılırsa, Efendimizin tarafında olanların ekonomik bakımdan da zayıf ve güçsüz kimseler oldukları anlaşılır. Onlar imkânsızlıklar içerisinde ambargo ve kısıtlamalarla yaşayan sayıca az olan mazlum insanlardır. Aralarında güçlü olanlar da vardır fakat genele baktığımızda durum böyledir. İnananlar kuvvetli olmadıkları için henüz savaş ayetleri inmemiş ve savaş da emredilmemiştir.
Böylesine sıkıntılı bir dönemde Mekkî olan bu ayetlerin inmesinin hikmeti ne olsa gerektir? Ortada cihat söz konusu olmadığı halde inen ayetlerde bir savaş sahnesinin tasvir edilmesi ne içindir? Kısa ve kolay akılda kalan bu ayetleri göndererek Yüce Allah Müslümanların beyinlerine acaba neyi kodlamak istemiştir? Burada bir bilinçaltı tedavisi söz konusudur. Şöyle ki savaş olmayan bir zamanda bir savaş sahnesini tasvir eden; onu olumlu olarak gösteren ve bir yemin ile ona dikkat çeken bu ayetler, insanın bilinçaltındaki istenmeyen durumları tedavi eden bir hekim gibidir. İnsanın beyninde ve yüreğinde adeta bir şimşek gibi çakan bu kısa ve keskin ifadeler muhataplarının iç dünyalarında bir zafer marşı gibi yankılanır. Nasıl savaşa giden askerler kahramanlık marşları ile coşuyor ve bu sayede korkularını yeniyorlarsa, bu ayetler de okunduğunda işte öyle bir etki bırakır. Tabiri caizse müminlerin içindeki mücahidi uyandırır.
İnsan akıl ve his sahibi bir varlık olunca onu en çok etkileyen şeyler de haliyle sözler olur. Yüce Allah sözün gücünü kullanır ve bu kısa ayetleri Müslümanların bilinçaltlarına kodlayarak onları ilerde yapacakları cihada önceden hazırlar. Çünkü beyinler ve yürekler cihada hazırlanmadan bedenlerin cihada gitmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla bu bir bilinç hazırlığı ve bir bilinçaltı tedavisidir. Başka bir ifadeyle bilinç yenilenmesidir. Nefse hiç hoş gelmeyen cihadın insana sevdirilmesidir. Seve seve ölüme giden insanların önünde kim durabilir ki? Bunun için önce yürekler cihada "evet" demelidir. Yürekler evet derse ayaklar ona koşarak gidecektir. İnsanın istenilen bu hale gelmesi için bilinçaltının bencillik ve korkaklık gibi hastalıklarından kurtulup cihada hazırlanması şarttır. Biz burada bilinçaltı tedavisi derken bunu kastediyoruz. Siz buna korkak sinelerin sökülüp yerine kahraman yüreklerin yerleştirilmesi de diyebilirsiniz. Ama görürsünüz ki netice de asıl mesele bir nefis mücadelesidir. Bunun içindir ki Efendimiz nefisle mücadele etmeyi büyük cihat olarak nitelendirmiştir. Nefsi ile mücadele etmeyenlerin yani büyük cihada güç yetiremeyenlerin küçük cihada yürekleri de yetmeyecektir.
İnsanın bilinçaltında bulunan potansiyel halindeki nankörlük ve korkaklık gibi duygular etkisiz hale getirilmeden yerlerine adanmışlık ideallerini yerleştirmek mümkün olmaz. Surede tasvir edilen; cesurca düşmanın ortasına ansızın dalan ve tozu dumana katan atların fotoğrafı, zihinsel ve kalbi bir hazırlığın sağlanması için çok güzel bir fotoğraftır. Bu fotoğrafın sunulduğu ayetlerle bir eğitim gerçekleştirilmiş; böylece o zayıf ve güçsüz insanların birer İslam kahramanı mücahit olabilmeleri için gerekli alt yapı sağlanmıştır.
Adiyat suresinin ilk beş ayetinin bilinçaltındaki hastalıkları bir şok etkisiyle tedavi ettiğini tespit ettikten sonra bu durumun insan psikolojini ilgilendiren bir durum olduğunu da tespit etmeliyiz. Nitekim Yüce Allah ayetlerin devamında; "Şüphesiz insan Rabbi'ne karşı çok nankördür. Ve kendisi de şahittir buna. Gerçekten o hayrına olan şeye pek düşkündür." (Adiyat, 6-8) buyurarak insan psikolojisine ait bir durumdan bahseder. Yüce Allah insanın bilinçaltındaki zaafları böylece açıklar. Demek ki insan bilinçaltındaki bir nankörlük duygusunun etkisi altındadır. Kimileri bunu açığa çıkarırken, kimileri de buna müsaade etmez ve onu bir potansiyel olarak barındırır. Burada insanın kendisini yaratan için malını ve canını vermek istememesi nankörlüğün ta kendisidir.
Müfessirler sekizinci ayetteki "hayr" kelimesinin mal ve mülk olduğunu söylerler. Demek ki insanoğlunun en önemli zaaflarından bir tanesi de mala mülke olan meyli ve zenginlik tutkusudur. İnsanların sürekli kendi hayrını ve geçici yararını düşünme gibi bencilce duyguları vardır; bu yüzden Rabb'i için savaşmaktan çekinirler. Dünyalıkları elinin tersiyle itemedikleri için din uğruna canını ve malını vermek istemezler. İcabında savaşın getirdiği bir takım korkular da söz konusudur. Savaş meydanlarında kol ve kelle vermek kolay değildir. Bu iş inanmış ve adanmış kimselerin işidir.
Unutmayalım fitne kalmayıp din yalnızca Allah'ın oluncaya kadar mücadele etmek Kur'an'ın üzerimize yüklediği bir vazifedir. (Bkz. Bakara 193) Demek ki bu dava bizlerden içimizdeki mücahidi uyandırmamızı ve yeniden Ammarlar, Yasirler ve Sümeyyeler olmamızı ister. Efendimizin sebepsiz yere cihada gitmeyen ve düşmanlarla mücadele etmeyen kimselerin yüzlerine bile bakmaması bize bu konuda çok önemli bir ölçü verir. Nitekim Yüce Allah'a nankörlük yapanların Efendimizin gözünde de bir kıymeti yoktur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




