Mizah dergileri ülkemizde son yıllarda önem kazandı. Özellikle kapak tasarımları gündeme renk katmakta... Kimi espriler meselenin "bam" telini yakalarken, kimi karikatürler gündemi bir çizgide özetliyor.
Ama bazen ölçü kaçıyor. Terazi şaşıyor. Mizah yaptığını sananlar "kutsal" değerlere saldırıp adına "özgürlük" diyor.
Bu topraklarda yaşayan herkes özgürdür. Anayasal çerçevede sınırlar bellidir. Ama "özgürlük" başkasının hukukuna tecavüz etmek veya başkasının özgürlüğünü ihlal etmek hiç değil.
Limon Dergisi, "Leman" sonra da "Le/manyak"a dönüştü. Mutasyon geçirdi. Buradan ayrılan bir grup çizer, Penguen dergisini kurarak yeni ufuklara yelken açtı. Ancak karikatüristlerin tarzı değişmedi. Kimi bazı tiplemeleri devam ettirdi, kimi çizgilerini...
Bir mizah adamı olarak Oğuz Aral'ın yönetimindeki Gırgır dergisini takip ettim yıllardır. Kendine has, bağımsız ve reklâm almayan tek dergiydi. Ancak ne zaman benim "mukaddes" saydığım değerlere saldırmaya başladı. Hemen tepkimi dergiyi almayarak gösterdim ve bu kişisel reaksiyonumu halen sürdürmekte kararlı olduğumu söylemeliyim.
Belki bu yüzden sonradan çıkan mizah dergilerine hep "mesafeli" yaklaştım. Nitekim gerek Limon dergisinde, gerekse Penguen'de benzer esprileri görünce bir kez daha "haklı" çıktığımı anladım. Zaman zaman bazı konferanslarda bu dergiyi öven gençlere karşı onların yaptıkları "absürd" karikatürleri hatırlatarak, "Size söven bir derginin nesini beğeniyorsunuz? Adam sana sokağın ortasında küfretse, bu hiç komik olur mu" diye soruyorum.
Zaten Cumhuriyetin kuruluşundan sonra eline kalem alan mizah adamları, bu canım ülkemin insanlarına hiçbir zaman değer vermedi. Hep küçük ve hor gördü.
Ne garip, hayatında camiye gitmemiş ama cami imamlarını "çukur gözlü, kırçıl sakallı, üstü başı kir, pasaklı" ve üstünde sinekler uçuşan garip yaratık gibi çizenler, gün geldi o musalla taşına uzanarak, böcek gibi gördüğü imamın son sesiyle toprağın altına uğurlandı.
Yıllardır gençlerin süfli duygularını tırmalayarak, belden aşağı yaptıkları çizimlerle gençlerin duygu aşınmasına sebebiyet veren bu çizerlerin, hangi ortamda çalıştıklarını biliyorum. Burada detaya girmek istemiyorum.
Ancak şu var ki, içimizdeki Danimarkalılar, yıllardır bu topraklarda yaşayan insanlara sövüyor. Kutsala saldırıyor ve bunun adına da "tabu yıkmak" diyor.
Bahadır Baruter'i Leman Dergisi'nden beridir takip ederim. Baruter, profesyonel bir karikatürist. Ustalıkla ele aldığı konular çizimle bütünleşince gerçekten ortaya bir "sanat" eseri çıkıyor.
Belki de onu "şımartan" yani egosunu şişiren unsur, kendini artık "sanattan" da üstün görmeye başlamış olması.
Zaten "ressamlar" bu yüzden kafayı sıyırmıyor mu?
Son olarak çizdiği karikatür gazetelerde yer aldı. Cami cemaatinden biri cep telefonuyla güya Allah'a sesleniyor ve iki rekât daha az namaz kılma talebinde bulunuyor. İmamın bulunduğu yere de gizlice iliştirdiği bir yazı var: Allah yok. Din yalan!
Şimdi kimse kalkıp "Beni hedef gösteriyorlar" yahut "Penguen dergisine linç girişimi başlattılar" zavallılığını sergilemesin. Burada düpedüz "inanç özgürlüğüne" bir saldırı sözkonusu. Hem namaz kılan insanlara hakaret edeceksin, hem cami figürlerini cinsel objelere benzeterek kutsal mabedi kirleteceksin, hem de buna "özgürlük" diyeceksin! Sonra da zırıl zırıl "sanatçı hakkı" veya "entelektüel"leri anlamıyorlar masalı uyduracaksın. Yemezler!
Zaten bu karikatürü çizen Bahadır Baruter geçenlerde de tuhaf bir başlıkla da gündemdeydi. Osmanlı padişahlarını "böcek" kılığına soktuğu karikatürleri görmenizi istemem. Türkiye, ekranlarda "Muhteşem Yüzyıl"ı tartışırken, Baruter bırakın Padişahları Osmanlı'nın tümüne hakaret içeren çizimlerle gündeme gelmişti bile. Klasik Batılı kraliyet figürleri yerine Osmanlı Padişahlarını böcek biçiminde çizerek ilginç (!) bir buluşa imza attı.
Radikal gazetesine konuşan Baruter bu fikri nasıl yumurtladığını da söylüyor:
"Aklıma ilkin çok kolay bir fikir geldi. Avrupa saltanat figürleri yerine Osmanlı'nınkileri resmetmek... Ancak ham haliyle yavan ve basit bir buluştu bu. Bu fikri daha zengin bir boyuta taşımalıyım diye düşündüm. O an doğdu kafamda, saltanat ve haşarat imgelerini çakıştırma fikri."
Kendisine yöneltilen eleştirilere de "sanatçı ve entelektüel" düşmanlığının kanıtları" diyerek geçiştiriyor.
Bahadır Baruter, aslında yıllardır bazı çevrelerin ısrarla karaladığı Osmanlı'ya hakarete farklı bir boyut getirdi. Elbette tarihini seven ve tarihine sahip çıkanlar onu "aziz" ilan edecek değildi. Tepkisini göstermesi gayet tabii değil mi?
Osmanlı dönemine hakaret etmek, küçümsemek, böceğe indirgemek bu topraklarda yaşayan bir sanatçı için çok ayıp şeyler.
Sanatını doğru yoldan kullanabilen sanatçı büyür. Ama yok, kutsala saldırmak, hakaret etmek, insanları çizgilerle küçük görmek, o insanı asla büyütmez.
Hani, "çizerler şefkat ve en azından makul düzeyde hoşgörü gördüğüne inanmış insanlar"dı? Peki, senin okura "hoşgörün" nerede birader?
"Entelektüelliğimizin nasıl bir tiksinti ve nefretle karşılanabileceğini görmek beni bir hayli sarstı" diyorsun.
Sen insanların ibadet ettiği yeri kirletiyorsun, alay ediyorsun, adına da mizah diyorsun... Bu mu entelektüellik?
Evet, Baruter iyi bir çizer ama entelektüel derinliği yok. Öyle kendine "kültürlü bir azınlık" numarası çekmesin, boşuna. Sevgi ve hoşgörüden bahseden çizer, o topluma karşı da aynı hoşgörüyü göstermeli.
Bu topraklarda yaşıyorsanız, bu toprakların üzerinde yaşayan insanlara saygı göstermek en tabii haktır. Dine ve insanların kutsal bildiği değerlere saldırırsanız, geriye ne kalır? İnsanın tarihine küfrederseniz, bir sonrakiler kime saygı gösterecek?
Tabuları yıkmak adına, değerleri tar-ü mar edemezsiniz. Çizer bir "sanatçı"dır. Küstah değildir. Karikatür öyle basit çizgilerle yapılmış figür değildir. Bir çizgiyle bir ülkeyi ateşe verebilirsiniz. Bir çizgiyle de yangını söndürebilirsiniz.
Bu ülkenin insanlarına hakaret etmeden mizah yapmak, pekâlâ mümkün. Mizah yapanın da kimse önünde engel değil. Yeter ki, sanatçı bu sanat dalına bir şeyler katabilsin. Özellikle gençler mizahı "hakaret" ve "belden aşağı" olarak algılamamalı. Zaten bizim kültürümüz "mizah"la iç içe... Ne kültürümüzü mizahtan ayrı düşünebiliriz, ne de mizahı kültürümüzden ayrı...
Bu seviyesiz karikatürü sayfalarına taşıyan Penguen Dergisini kınıyorum. Açıklamalarını da "yeterli" bulmuyorum.
Bu seviyesiz karikatürü çizen Bahadır Baruter'i kınamak en tabii hakkım. Kimse benim mukaddes değerlerimle alay edemez. Bu benim inanç özgürlüğüme terstir.
Sayın Baruter'in inancını yargılayacak değilim. Ancak, onun inanç özgürlüğü nerede başlar ve nerede biter, çok merak ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



