Bu başlıkla yazdığımız bundan önceki yazılarımızda, şehirlerin içinde yaşayan insanların karakterlerini bezendiğini, şehirlere ruhunu, güzelliğini ve karakteristiğini veren şeyin insanların o şehirle olan ilişkileri, duruşları ve algıları olduğunu ifade etmiştik. Şehirler sadece bir coğrafya parçası değildir. Önemli olan o coğrafya parçasına hakkaniyetle, bilimsel çerçeveler ışığında ve insanların yaşamlarını kolaylaştıracak en güzel niteliklerde şekil verebilmek, insanların içini aydınlatabilecek bir kimliği bulabilmektir. Daha önce de yazdığımız gibi, her medeniyetin kendisine ait bir şehir kimliği vardır. Avrupa ülkelerinin ve batı medeniyetinin şehirleri kasvetlidir. Şehirlere sıfatını ve kimliğini kazandıran yapılar insanın içini bunaltan, daraltan bir yapı organizasyonuyla inşa edilmiştir. İslam medeniyetinin şehirleri ise aydınlık yüzleriyle karşımıza çıkar. Ferahtır, insanın yüreğini açar, gözünü, gönlünü zenginleştirir. Bağdat, Mekke, Medine, Şam, Kudüs, İstanbul...
Bu şehirler, İslam medeniyetinin aydınlık ve ferah yüzünün sembol şehirlerindendir. Bulundukları coğrafyanın tüm güzelliklerini yansıtan yapı bloklarıyla doludur. Külliyeler, medreseler, camiler, şadırvanlar, kasırlar, saraylar...
Şimdi gelelim bugüne. İslam medeniyetinin sembol şehirlerinden İstanbul, nicedir kasvetli, yürek burkan, içimizi daraltan, bunaltan bir yapı bloğuyla çirkinlik abideleriyle doldurulmuş bir görüntü sergiliyor. Cumhuriyet tarihi boyunca yapılan her yerel seçimlerde "Af" müessesesinden yararlanmak isteyen gözü açık, gönlü kapalı birileri, kaçak yapılaşmanın en çirkin örneklerini vererek, bir gecede gecekondular inşa ederek İstanbul'un "İmar Planlarını" içinden çıkılamaz ve değiştirilemez, dönüştürülemez bir boyuta taşıdılar. Yerel yönetimlerin üç paralık oylar için göz yumduğu bu süreç, İstanbul'un coğrafik güzelliklerini bitirdiği, tükettiği gibi insanların da bu şehrin güzelliklerinden faydalanamadığı garip bir dönüşüm boyutuna taşındı.
Önceki gün Belediyeler Birliği toplanarak, Van depreminden sonra yapılması gerekenler noktasında kararlar aldı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Van depreminin kendileri için milat olduğunu belirterek, bu noktada şehir için büyük bir rehabilitasyon çalışmasının başlatılacağını belirtti.
Öncelikle sormak gerekiyor, "Kadir Topbaş, kaç senedir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nı yürütüyor?" ve "1999 depreminden sonra geçen zaman içinde ne yapıldı?"
Milat olarak kabul edilmesi gereken afetimizin Gölcük depremi olması gerekmez miydi?
Bununla birlikte İstanbul'un silüeti, güzelliği, harika coğrafi konumu azar azar tüketilirken, şehrin göbeğine altyapısı kaldırılamaz boyutta olan gökdelenler dikilirken, Zeytinburnu'nda tarihi silüetimizi bozan gökdelenler yükselirken Büyükşehir Belediyesi olarak sizler neler yaptınız? Rehabilitasyon çalışmaları, sadece şehrin yapı bloğunun yarınlara taşınmasını sağlamak, insanlarımızın depremden korunmasını gerçekleştirmek için olmamalı. Aynı zamanda bu şehrin kimliğini, silüetini, güzelliğini korumak, bu şehrin İslam medeniyetinin ferah ve aydınlık boyutunu sergilemesini devam ettirmek için de olmalı.
Her hülakarda başınızı sokacak bir dört duvar bulabilirsiniz. Ama, başınızı soktuğunuz dört duvarın, hangi şehirde olduğu, o şehrin diğer şehirler arasındaki farklılığı ve farklı kimliği herşeyden önemlidir?
Ne diyordu Üstad, "Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar
Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar"


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



