Türkiye son yıllarda "Çok boyutlu" bir dış politika perspektifi ortaya koyuyor. Öncelikle komşularıyla geçmişe dayanan sorunlarını çözmeyi amaçlıyor; sorunların gölgelediği ekonomik, siyasi, kültürel ilişkileri yeniden canlandırmayı amaçlıyor.
Suriye ile vize uygulamasının kaldırılması, Ermenistan ile ileriye dönük işbirliği protokolünün onaylanması, geçtiğimiz günlerde Irak ile 50'ye yakın anlaşmanın imzalanması ve İran ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi yönünde atılan adımlar, kayda değer gelişmeler olarak yorumlanıyor.
Bu gelişmeler aynı zamanda tüm dünya tarafından da dikkatle izleniyor. Türkiye'nin bölgesinde etkin bir güç olma yolunda ilerlediği şeklindeki analiz ve yorumlar özellikle Batı basınında sıklıkla yayınlanıyor. Hatta bu yorumlarda, "Türkiye'nin Doğu'ya yaklaştıkça, Batı'dan kopabileceği" endişesi dile getiriliyor.
Sonuçta, Türkiye'nin yapıp ettiklerinin dikkatle izlenmesi gerektiği, Türkiye gibi önemli bir ülkenin "kendi başına bırakılamayacağı" vurgulanarak, "Batı ekseninde" tutulmasının şart olduğu görüşünde birleşiliyor.
Türkiye; komşularıyla sorunlarını çözmeye çalışarak, bölgesindeki ülkelerle ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel ilişkilerini geliştirmeyi amaçlayarak doğru bir iş yapıyor. Türkiye eğer, sahip olduğu potansiyeli akıllıca kullanmayı başarabilir ve çıkarlarını korumakta kararlılık gösterebilirse, kısa sürede bölgesinin en etkili gücü olabilir. Bölgesel bir güç olan Türkiye, bugün çok kutuplu yeni dünya düzeninin kutupbaşı ülkeleri arasında sayılan Hindistan ve Brezilya gibi küresel bir aktör olma yolunda hızlı adımlarla ilerleyebilir.
Ama bunu yapabilmesi için öncelikli olarak "Evinin içini düzene sokması" lazım.
Dış politikadaki gelişmeleri ve başarıları, iç politikadan soyutlayamazsınız, ayıramazsınız.
Dış politikadaki başarıların temelinde, ülke içindeki başarılı ekonomik, siyasal ve sosyal yapı vardır.
Siyasal istikrar vardır; güçlü ekonomi, toplumsal barış, demokratik hukuk devleti altyapısı, insan haklarına ve özgürlüklere saygılı bir düzen vardır.
Yargı bağımsızlığı, özgür basın, adaletli gelir dağılımı, kamu düzeninde şeffaflık vardır.
Toplumsal uzlaşma ve barış, farklılıklara tahammül, düşünceye saygı vardır...
Bakın bakalım, Türkiye'de bunların hangisi, ne kadar vardır?
Siyasetteki bu kısır çekişmelerle, kavgalarla, uzlaşmaz tavırlarla, vatan hainliğine varan çirkin suçlamalarla toplumsal bir barış ve huzur ortamı sağlanabilir mi?
Adaletsiz gelir dağılımımız, artan yoksulluk ve yolsuzluğumuz, inanç ve düşünce üzerindeki yasaklarımız, farklı olana tahammül gösteremeyen köhne zihniyetimiz, hangisini tutsanız elinizde kalan kurumlarımız ile nasıl bölgesel bir güç olarak ortaya çıkabiliriz ki?
Lütfen kendimizi kandırmayalım.
Dış politikada yapılan tüm açılımlar/anlaşmalar sonuçta iç politikadaki başarınıza, ülkenizin doğru ve iyi yönetilip yönetilmediğine gelip dayanıyor.
Halkınızı insan gibi yaşatamıyorsanız, ülkenizde demokrasiyi, insan haklarını ve özgürlükleri kökleştiremiyorsanız; dış politikadaki açılımların tümü ne yazık ki kağıt üzerinde kalıyor.
Türkiye öncelikli olarak evinin içine esaslı bir çeki-düzen vermeli; sivil ve özgürlükçü bir anayasa ile milletin önünü açmalı, uzlaşmayı, kardeşliği, sevgiyi ve barışı toplumumuza yeniden kazandırmalıdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



