İbrahim Tatlıses, Türkiye'nin önde gelen tanınmış sanatlarından biri. Urfa kökenli. Sıra dışı, kalender, eli açık ve farklı özellikleri olan bir kişilik olarak biliniyor. Bir taraftan insanları etkileyen sesi, evlilikleri ve kız arkadaşları ile gündeme yerleşirken; diğer taraftan sahnede dua etmesi; ezan, ilahi ve Kur'an okuması ile de tanınıyor. Dini alanda, sadece namaz kılıp imamlık yaptığını bilmiyorum. Yani, dini ritüelleri çok sık kullanıyor.
Sayın Tatlıses'in sanatçılığı ve yukarıda saydığım özellikleri beni çok fazla ilgilendirmedi. Kendi değerleri ile Batı tipi hayat tarzı arasında bocalayan bir kişilik olarak yorumladım. Benim üzerinde durup düşünmeme sebep olan olay, onun silahlı bir saldırıya uğramasından sonra basında yer alan sözleri oldu.
Bilindiği gibi, sayın Tatlıses 13. 3. 2011 günü Beyaz TV'deki programından çıkışında uğradığı silahlı bir saldırı sonucu 11 kurşunla başından vurulmuştu. Olay sonrası başlayan tedavi süreci basında çok konuşuldu. Olay öncesi son konuşmasında "ölüm"den söz etmiş, "Mevlam neylerse güzel eyler!" ifadesini kullanmış, terör ve kardeş kavgasından şikayetle "Irk ayrımı yapılmamasını" istemiş, "Araya koydu sırat köprüsü" parçasını seslendirmişti. Bunlar bir raslantı mı, yoksa içine doğan hislerin dışa bir yansıması mı? Bana, ikincisi daha mantıklı geliyor.
Yine, sayın Tatlıses'in olay öncesi günlerde, İslami söylem ve tefekkürü öne çıkardığını öğreniyoruz. "Ezan okununca ona yöneliyoruz; o ses seni de çağırıyor" sözlerinden sonra, şu ifadeleri kullanıyordu:
"Değerlerimize sahip çıkalım. Onların kıymetini elimizden gittiği zaman anlarız. Makam, mevki, para, yakışıklı olmanın ne önemi var? Hepimizin gideceği yer aynı arkadaş! Neyi paylaşamıyoruz? Bir lokma ekmeğimiz varsa onu da birlikte paylaşalım."
Söz ve yaşantı uyumlu olmalı
İşte, yukarıdaki sözler benim bu yazıyı kaleme almama yol açtı. Bugünkü sanatçıların düşünce ve hayat tarzlarına katılıp katılmamak ayrı bir konu. Onlarla birlikte, aynı ülkede yaşıyoruz. Bu ülkenin insanı olduklarından dolayı, onlara karşı da sorumluluklarımız var, diye düşünüyorum. Biz, bu ülkede her kesimden insanla iletişim kurabilmeli, düşüncelerimizi birlikte tartışabilmeliyiz. Doğru bir çizgide buluşabilmek için karşılıklı fikir alış verişi yapabilmeliyiz.
Peygamberler şehri, evliyalar yatağı olan; tarihi ve tabii dokusuyla bir sanatçıya ilham kaynağı olabilecek her şeyin bulunduğu Urfalı İbrahim Tatlıses gibi bir kişinin İslami bir duyarlılığa sahip olmasından daha tabii bir şey olamaz. Ancak, İslami hayat tarzını ilke edinmiş olanlar da çok iyi bilirler ki, sayın Tatlıses'in İslami düşünce ve hayat tarzı, söz ve yaşantı uyumu açısından yerine oturmuş ve netleşmiş değildir. Onun da yaşantısı, sanatçı tabir edilen pek çok kişinin çarpık yaşantısına çok benzemektedir. Yani, genel gidişat onu da kuşatmış bulunmaktadır.
Ezan ve ilahi okuyan, sahnede dua eden, İslami argümanları bol bol kullanan böyle bir sanatçıya bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum. Önce, bu yaptıklarını inanarak yapan bir samimiyette olduğunu düşünüyorum. Bu üslup ve söylemin gerektirdiği düşünce ve hayat tarzını netleştirmek ilk adım olacaktır, diye inanıyorum. Bu konuda Diyanet yetkilileri ile liyakat ve ehliyet sahibi hocalarımızdan bilgi ve destek alabilirsiniz. Kurşunlara karşı dayanıklı olduğunu söylemek, yıl başında ekibine sahneye çıkmaya hazırlanmaları mesajı göndermek, herkesin bildiği sağlığı elvermeyen görünümüyle milletvekili olmak için müracaat etmek gibi şov ve hava atmaya dayalı bir anlayışla yapıldığını akla getiren, ağır başlılığı zedeleyen söylemlerden kaçınmalı; baştaki sözlerinizin gerektirdiği tevekkül ve teslimiyet içinde olmalısınız. Çevrenizde ve basında büyük çalkantılar meydana getiren hastanedeki yeni evlilik üslubunun da aynı kaygılarla hoş olmadığı görüşündeyim.
Yaşadıklarınızdan ders ve ibret alın!
Sayın Tatlıses! Sizlere Allah'tan şifa ve afiyetler diliyorum. Her müslüman bilir ki, dünya bir imtihan alanıdır. Hayat tek düze ve süt liman değildir. İniş ve çıkışlar hayatın vazgeçilmez cilveleridir. Hepimiz çeşitli vesilelerle imtihan halindeyiz. Elbette, bu dünyanın bir de ötesi vardır. Burası, fani ve sanal alemdir; ahiret ise, gerçek ve ebedidir. Sizin de büyük bir imtihanla karşı karşıya bulunduğunuzu düşünüyor, bu imtihandan yüz akıyla çıkmanızı diliyorum. Bu hain komployu hazırlayanların durumları bir tarafa, silahlı saldırının sizin için ciddi bir manevi uyarı olduğuna inanıyorum. Bu istenmeyen olaydan ders almalı, bundan sonraki hayatınızı sizi ve hepimizi yoktan var eden Rabbimizin uygun gördüğü Kitap ve Sünnet çizgisinde İslami bir yaşantı içinde geçirmelisiniz. Yunus Emre, Mevlana misali. Sanatınızı da bu yönde kullanmalısınız. Sizin için en hayırlı olan budur. İbrahim (a.s) ve Eyyup (a.s)'ın manevi atmosferinde yetişmiş ve başta alıntıladığım sözlerin sahibi olan kişiye -eğer söylediklerinde samimi ise- yakışan da ancak bu olabilir!
Gerçekte bütün sanatçılarımız için de temennim budur. İslam üstündür, ondan üstün hiç bir şey yoktur. İslam'a teslim olan en büyük şerefi elde etmiş olur. Şer güçler, Türkiye ve dünyada maalesef daha çok sanatçıları kullanarak insanlığı ifsat etmeye çalışıyorlar. Bu toprakların sanatçıları ifsat için değil, ıslah için çalışmalıdırlar. Geriye dönüp baktığımızda bu konuda pek çok güzel örnekle karşılaşırsınız. Sanatçılarımız, hangi ülkenin evladı olduklarını bilmeli, sanat ve hayat anlayışını ona göre devam ettirmelidirler.
Bu yazımı, ülkem ve insanıma karşı duyduğum sorumluluk sebebiyle yazdığım bilinmelidir. Selam ve dua ile... Allah'a emanet olunuz!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



