Hz. Enes, daha bilinen adıyla Enes b. Mâlik, Hz. Peygamber'e on yıl boyunca hizmet etmiş bir sahabe'dir. Özellikle de çocukluk yıllarında Peygamberimizin yanında bulunması, bir başka ifadeyle dizinin dibinde yetişmiş olması nedeniyle Hz. Peygamberle ilgili pek çok önemli konuda bilgilenmemizi sağlar. On yıl boyunca Hz. Peygamber ona hiç kızmamış, yaptığı hataları görmezden gelmiş, ondan şefkat ve merhametini eksik etmemiştir. Bir başka deyişle, torunları Hz. Hasan ve Hüseyin'e gösterdiği ilgi ve şefkati, torunlarından önce Hz. Enes'e göstermiştir.
Hz. Enes, Hz. Peygamberin hizmetine girişini şöyle anlatır: "Hz. Peygamber (sav) Medine'ye geldiği vakit ben on yaşında idim. Annem elimden tutarak Resûlullah (s.)'a götürdü ve "Yâ Resûlullah! Ensâr'dan - Medineli Müslümanlardan - herkes Sana bir hediyede bulundu. Ben ise şu oğlumdan başka Sana hediye edecek bir şeye sahip değilim. Bunu al, istediğin hususta Sana hizmet etsin." dedi.
"Bundan sonra ben on yıl boyunca Resûlullah'a hizmet etim. Bu müddet sırasında beni ne dövdü, ne azarladı, ne tahkir etti, ne de bir defacık surat astı."*
Hz. Peygamber'in hizmetinde bulunduğu yıllarda ondan bir çok hususu öğrenmesi, uzun hayatı boyunca Resûl-i Ekrem'den öğrendiklerini öğretmeye çalışması Enes b. Malik'in en önemli yönünü teşkil eder. Resûl-i Ekrem'in eğitim ve öğretim tarzına, insanlara hoşgörüsüne ve diğer ahlâki davranışlarına dair bir çok bilgi onun vasıtasıyla rivayet edilmiştir.** Nitekim aşağıdaki hatırat da bunun bir misalidir:
"Bizzat Enes (r.)'den nakledilen bir rivayette Hz. Peygamber'in kendisine ilk tavsiye ettiği, ilk öğrettiği hususlar şunlardır:
"Bana ilk tavsiyesi: SIRRIMI KİMSEYE FAŞ ETME. GÜVENİLİR OL" demek oldu. Annem ve Resûlullah'ın zevceleri (zaman zaman) benden Resûlullah'ın sırrını sorarlardı, ben onlara söylemezdim, Resûlullah'ın sırrını asla kimseye söylemedim.
"(Bir seferinde şunu) söyledi: "Oğulcuğum! ABDESTİNİ TAM AL, tâ ki hafaza/ koruyucu melekleri seni sevsin ve ömrünü uzatılsın."
"(Bir seferinde de şunu) söyledi: Ey Enes! CENÂBETTEN GUSLEDERKEN MÜBÂLAĞA ET!" Böylece yıkanma mahallinden ayrılırken üzerinde günah ve hatalardan arınmış olarak çıkarsın." "Yâ Resûlullah" dedim "mübalâğa nasıl olur?" Cevaben: "Saç diplerini ıslat ve deriyi de arındır" dedi.
"(Bir seferinde de): "Ey Oğulcuğum! ELİNDEN GELDİKÇE ABDESTLİ OL, zirâ bu takdirde melekler daima sana rahmet okurlar" dedi.
"(Bir seferinde): "Ey Oğulcuğum! ELİNDEN GELDİĞİ NİSBETTE NAMAZI BIRAKMA, zira bu takdirde melekler daima sana rahmet okurlar" dedi.
"(Bir seferinde): "Ey Enes: RÜKU EDİNCE ELLERİNLE DİZLERİNİ SIKI TUT, parmaklarını birbirinden ayır, dirseklerini yanlarını yapıştırma; Ey Oğulcuğum! Rükûdan doğrulunca her uzvun tam olarak yerine gelsin, zirâ Cenâb-ı Hâk, kıyâmet gününde, rükû ve secde arasında bellerini tam doğrultmayana nazar etmez; Ey Oğulcuğum! Secde edince de alın ve ellerini yere tam koy. Horozun yeri gagalaması gibi (secdeden çabuk kalkarak) gagalama, (secdede kollarını yere sererek) köpeklerin veya tilkilerin yatışı gibi yere serilme. NAMAZDA SAĞA SOLA NAZAR ATMAKTAN SAKIN...
"(Bir seferinde de): "Ey Oğulcuğum! EVİNDEN ÇIKTIĞIN ZAMAN EHL-İ KIBLEDEN GÖRDÜĞÜN HERKESE SELÂM VER, böylece mağfur olarak eve dönersin. Ey Oğulcuğum! Kendi evine girdiğin zaman da kendine ve ev halkına selâm ver" dedi.
"(Bir seferinde de): "Ey Oğulcuğum! "KİMSEYE KARŞI KALBİNDE KÖTÜLÜK TUTMADAN SABAHLAMAYA, AKŞAMLAMAYA ÇALIŞ. Zirâ bunda muvaffak olabilirsen, hesabını çok kolay verirsin, sana ölümden daha sevgilisi olmaz".
"... Müslümanların büyüklerine hürmet, küçüklerine merhamet et..."
"Ey Oğulcuğum! DUAYI ÇOK YAP. Zirâ dua muhakkak kazaları bertaraf eder.
"Ey Oğulcuğum! İŞTE BU BENİM SÜNNETİMDİR. Kim benim sünnetimi ihyâ ederse beni ihyâ etmiş olur; beni ihyâ eden de cennette benimle olur."*
Diğer taraftan Hz. Peygamber (sav)'in genellikle Enes b. Malik'e "yavrucuğum" diye hitap ettiği, bazen "iki kulaklı" diye takıldığı da yine onun tarafından rivayet olunmuştur...
* İbrahim Canan, Peygamberimizin Sünnetinde Terbiye, İstanbul 2004, s. 140.
** Bkz. "TDV İslâm Ansiklopedisi, "Enes b. Malik", c. 11, İstanbul 1995, s. 234- 235.
*** İ. Canan, age, s. 141.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



