Hz. Ali sahabelerin öncülerinden biridir. Fazilet bakımından Hz. Peygamber'in sıralamasına göre halkanın dördüncüsü... "Allah'ın arslanı" diye nâm salmış, Hz. Peygamber tarafından kendisine cengaverliğinden dolayı "Zülfikar" ismindeki meşhur kılıç hediye edilmiştir. Zaten bizim kuşak da onun "Cengâverlik destanlarını" okuyarak büyümüştür. Kimi zaman onun Hayber Kalesi'nin kapısını tek elle kaldırması, düşmanlarını tarumar etmesi gibi... Fakat Hz. Ali'nin biyografisini yazmak isteyenler onun bu savaşçı yönünü değil de, mutlaka ilim yönünü öne çıkarmalıdırlar. Onun bilgeliği, cengâverliğini gölgede bıraktıracak niteliktedir. Nitekim Sıffin Savaşı'nda Arapların yedi dâhisinden biri olan Amr bin As'ın, Hz. Muaviye'nin ordusunun yenileceğini anlayınca bir harp hilesi olarak askerlerin kılıçlarına Kur'an sayfalarını taktırması karşısında, Hz. Ali'nin, askerlerine verdiği şu emir çok önemlidir: "Dini bilen benim, savaşın!"
Doğrudur, Hz. Ali, Hz. Peygamberden tarafından diğer sahabeler gibi özel surette eğitilmiştir. Tam tamına 23 sene boyunca Hz. Peygamber'in yanından hiç ayrılmamıştır.
Bu noktada elbette Hz. Ali mi haklı, yoksa Hz. Muaviye mi haklı, şeklinde gündemi yıllar yılı meşgul etmiş bir soruya cevap arama diye bir niyetimiz yok. Maksadımız yalnızca hakkı teslim etmekten ibarettir. Hz. Ali, Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa tarafından risaletin başından sonuna kadar eğitilirken, Hz. Muaviye ancak son üç sene bu eğitimden nasiplenebilmiştir. Haklı olan kimdir, sorusunu İmam Azam'ın o meşhur cevabı olan "En iyisini Allah bilir" şeklinde cevaplamak en tercihe şayandır.
Mevzua gelirsek, Peygamberimiz'in ifadesiyle "İlmin kapısı" olan Hz. Ali'nin yazdığı mektuplardan bahis açmak ve bazı örnekler sunmak istiyoruz. İlk örnek olarak Hz. Muaviye'ye hitaben yazdığı çok çarpıcı bir mektupla başlamak istiyoruz. Şöyle ki:
"İçinde olmadığın cilbablar açıldığında - süsüyle güzelleşen ve lezzetiyle aldatan - seni çağırdığında çağrısına icabet ettiğin, sana liderlik yaptığında uyduğun, sana emrettiğinde itaat ettiğin dünyada ne yapacaksın? Neredeyse seni ondan bir kalkanın kurtaramayacağı şeyde, bir durduran durduracak. Bu işten uzak dur! Başına gelecekler için başını sıva! Ayartanların konuşmalarına kulak asma! Sana söylediklerimi yapmazsan, gaflete düştüğünü bildireyim: Sen, Şeytan'ın senden alacağını aldığı, ümidine ulaştığı, sende ruhun akması gibi aktığı, (Bir hadiste, "Şeytan, âdemoğlunda kanın aktığı gibi akar" buyrulmaktadır.) rahatlık içinde olan birisin.
"Ey Muaviye! Ne zamandan beri, önceliğiniz ve yüce bir şerefiniz olmadan tebaanın lideri ve ümmetin işinin sahibi oldunuz? Önceki sıkıntıyı ısrarla sürdürmekten Allah'a sığınırız. Seni, emelin gururunda ısrarcı davranmak ve zâhiri ile bâtını bir olmamak (münafıklık) hususunda uyarıyorum.
"Savaşa çağırıyorsun. İnsanları bir yana bırak. Hangimizin kalbinin yenik ve basireti örtülü olduğunun bilinmesi için bana karşı çık ve iki tarafı da savaşmaktan muaf tut..."
Hz. Ali'nin, Hz. Muaviye'ye yazdığı mektup bu şekilde sürüp gidiyor...
Bir valisine gönderdiği çok kısa, lakin çok veciz satırlarla örülü mektup ise şöyledir:
"... Şiddeti biraz yumuşaklıkla karıştır. Yumuşaklığın daha iyi olduğu yerde yumuşak ol. Şiddetten başka bir şey yapamadığın zaman şiddete karar ver. Tebaa için kanadını indir; yüzünü yay... Bakışta ve görünüşte, işarette ve selamlaşmada onlara eşit davran ki ileri gelenler de senin yanlışına tamah etmesin: zayıflar adaletinden ümit kesmesin. Vesselam..."
Hz. Ali'nin, arkadaşlarından biri olan meşhur fakihlerden "el- Haris el- Hemdâni"ye gönderdiği mektup ise içerik olarak tam bir yol haritası ölçeğindedir. Bu mektubun bazı bölümleri şöyledir:
"Kur'an'ın ipine yapış ve nasihatini dinle, helalini helal, haramını harap yap. Haktan geçmiş olanı tasdik et. Dünyadan geçmiş olandan, kalanı için ibret al. Zira onun bazısı diğer bazısına benziyor. Sonu başına yetişiyor. Hepsi geçici olup uzaklaşacaktır... Ölümü ve ölümden sonrasını çok hatırla. Sağlam bir şart olmaksızın ölümü temenni etme. Sahibinin, kendisi için razı olup Müslümanların geneli için hoşlanılmayan her amelden sakın... Sahibine sorulduğunda inkâr ettiği ya da ondan dolayı özür dilediği her amelden sakın. Onurunu, sözün oklarına hedef yapma. Her duyduğunu insanlara anlatma. Yalan olarak bu yeter! İnsanların sana anlattıkları her şeye karşı çıkma. Cahillik olarak bu yeter! Öfkeye hâkim ol. Güç yetirdiğini affet. Kızgınlık sırasında yumuşak huylu ol. Galebe sırasında bağışla ki, akıbet senin olsun. Allah'ın sana ihsan ettiği her nimeti iyi karşıla. Allah'ın nimetlerinden hiç birini zayi etme. Allah'ın sana verdiği her nimetin izi üzerinde görünsün.
"Bilmiş ol ki, müminlerin en üstünü, nefsinden ve malından harcayandır. Hayırdan sunduğun şeyin stoku senin olur; bıraktığın şeyin hayrı ise başkasının olur. Görüşü zayıf olan ve ameli yadsınan kişiyle arkadaşlık yapmaktan sakın. Zira arkadaş arkadaşıyla itibar görür. Büyük şehirlerde ikamet et; zira buralar Müslümanları toplayan yerlerdir. Gaflet ve nefretin bulunduğu, Allah'a itaat üzere yardım edenlerin az olduğu yerlerden sakın. Seni ilgilendirmeyen konularda görüş belirtme... Kendisinden üstün kılındığın kişilere çokça bak; zira bu şükrün kapılarındandır... Bütün işlerinde Allah'a itaat et. Allah'a itaat, onun haricindeki şeylerden üstündür... Ölüm sana gelirken, dünyayı istemek için Rabbinden kaçıyor olmaktan sakın. Fasıklarla arkadaşlık yapmaktan, kötülüğe tabi olmaktan sakın. Allah'a saygı göster. O'nun sevdiklerini sev. Kızgınlıktan sakın; zira kızgınlık, İblis'in ordularından büyük bir ordudur..."*
Evet efendim, bugün dağarcığımızda bunlar vardı. Paylaşalım istedik. Allah'a emanet olun... Vesselam...
* Eş- Şafi er- Radî, Hz. Ali, Nehcü'l- belâğa, Çev: Adnan Demircan, İstanbul 2006, s. 263, 329.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




