Sivas’tan sonra Yağdonduran’ı aşınca tepeleri sayıyorsunuz Kurusırt’a varmak için. Kurusırt; hüzün ve sevincin başlayıp bittiği kesişme noktası, Kangal’ı bilip soluyanlara. Burası bazen gurbete açılan heybetli bir kapı, bazen de sevdikleriyle vuslata ermenin nişanesi yüreklerde. Biraz ilerde ise sizi bağrına basmak için sabırsızlıkla bekleyen kavruk yüzlü Anadolu
Geçtiğimiz günlerde 8’incisi düzenlenen “Uluslararası Kangal Çoban Köpeği Festivali” etkinliklerine davet edilmemiz bizi bir hayli heyecanlandırmıştı. Gerçi etkinliklerin hangi ahvalde olacağına dair tertip komitesi tarafından elimize bir program bülteni tutuşturulmamıştı. Yapılacak etkinlikleri cazip kılmanın, katılımı tetiklemenin inceden inceye hesaplanmış formülü belki de burada yatıyordu. Hemen hazırlıklara başlayıp Sivas’ın şirin ilçesi Kangal’ın yolunu tuttuk. Dünyaca ünlü “Kangal Çoban Köpekleri”ni görme bahanesiyle, halkın arasına karışıp, Anadolu’nun ücra köşelerinde neler olup bitiyor; sosyal, kültürel, ekonomik, siyasi konjonktürün rotası nereye gidiyor gibi soruların da cevabını bulabilmenin, en güzel fırsatıydı bu festival.
Âşık Ruhsatî’ye vefa
Kangal’a iner inmez festivalin açılış startının Deliktaş köyünden verileceği haberini alınca hem kendi adımıza hem de Âşık Ruhsatî adına sevindik. Çünkü aylar önce Ruhsatî’nin unutulan yaşam öyküsünü gazetemizin sütunlarına taşımış, “Ölülerine kıymet vermeyenler, dirilerine sahip çıkamazlar” diyerek başta Kültür Bakanlığı olmak üzere, duyarlı olan herkese çağrıda bulunmuştuk. Görünen o ki, bu çağrı yankı bulmuş ve Kültür Bakanlığı’nın nezdinde Sivas İl Kültür Müdürü Sayın Kadir Pürlü beyin de gayretleriyle güzel şeylere imza atılmaya başlanmıştı.
Bunların başında, Âşık Ruhsatî’nin fikri dimağımıza kattığı zenginliklerin tekrar hatırlanarak, festivalin temel taşının kültürel değerler olduğu vurgusunun ön plana çıkmış olmasıydı. Ana rahminden mânâ alemine giden yolda Ruhsatî’nin dizelerini ve yaşantısını simgeleyen anıt mezarın mimarisi, ölüme dair sırlar veriyordu sanki. Ruhsatî aradan yıllar geçmesine rağmen bugün bizi hâlâ nasıl düşündürüyorsa, anıt mezarın projesini çizen mimar da, bir Ruhsatî sevdalısı olarak hislerini taşlarda mânâlaştırmıştı.
Ruhsatî’nin harabeye dönen evinin müzeye dönüştürülmesi kapsamında yapılan çalışmalar ise, herkesi sevindiren bir diğer önemli gelişmeydi. Bu yıl elimize tutuşturulan Sayın Doğan Kaya’nın Ruhsatî’yle ilgili kaynak kitabının yerine, gelecek yıl yapımı bitecek olan bu müzede seminer ve sempozyumların yeni nesillere ışık tutacağı ümidiyle Deliktaş köyünden ayrıldık.
Tuhaf bir sürpriz!..
İnsan hep sevindiği olaylarla karşılaşmıyor tabi bu tip etkinliklerde. Bazen şok eden sürprizlere de tanıklık edebiliyor. Ruhsatî’yi anma programının ikinci ayağının Kangal ilçesi yerine Alacahan beldesinde olması gibi. Şöyle derinlemesine bir düşünüyoruz, bağlantı kurmaya çalışıyoruz; işin içinden çıkamıyoruz. Ve bir bilene soruyoruz. Cevap ise hayli şaşırtıcı: “Sempozyum için Kangal ilçe merkezinde konukları ağırlayacak yeterli kapasitede bir yerin bulunmaması sebebiyle, Alacahan beldesinde yapılıyor.” Ortada bir tuhaflık vardı anlayacağınız. Ya bir bilen bizi yanıltıyordu, ya da bu şehri yönetenler. Deliktaşlı Âşık Ruhsatî’yi, Alacahan beldesinde anmak bize bir hayli garip gelmişti. Çünkü Kangal ilçesinin 1901 yılında ilçe olduğu göz önüne alınırsa bunların şimdiye dek çoktan aşılmış olması gerekirdi. Aşılamamış olmasının sebeplerini orada yaşayanların bir kez daha gözden geçirip, gelecek yıl düzenlenecek etkinlikler için, şimdiden icranın başındaki makamlardan brifing almalarını önermekten başka da bir şey gelmiyor elimizden.
Ulaştırma Bakanı’nın itirafı
“Soğuğu sert, yiğidi mert” bu şirin Anadolu ilçesinde festival boyunca gördüklerimizi sizlere tarihî veriler ışığında aktardıkça, şaşırmaya devam edeceksiniz.
İlk çağlardan beri çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapan ilçe, M.Ö. 1400 yıllarında Hitit Krallığı’na, daha sonra Romalılara ve ardından da Selçuklu Hükümdarı Alparslan’ın 1071’de Bizanslılarla yaptığı Malazgirt Savaşı’ndan sonra Türk topraklarına katılmış. Rivayet odur ki, ilçe adını Anadolu’ya ilk yerleşen Oğuz Türklerinin “Kangar” boyundan alarak, zamanla değişime uğramış ve şimdiki adı olan Kangal’a dönüşmüş.
3700 km2 yüzölçümü ve merkezi nüfusu 15.000’e yaklaşan ilçe, Sivas-Malatya yolu üzerinde olup, Sivas’a 86 kilometre uzaklıkta. Demiryollarının ulaşım aracı olarak popülerliğini yitirmesi ve çağa ayak uyduramayan hantal yapısından dolayı, bir zamanlar şâşaalı günler yaşayan ilçeye bağlı Çetinkaya beldesini de olumsuz yönde etkilemiş.
Festival öncesi bir dizi incelemelerde bulunmak üzere Sivas’a gelen ve Çetinkaya’da düzenlenen “2. Ray Şenlikleri”ne iştirak eden Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım, 33 yıldır tamamlanamayan Tecer-Kangal Varyantı Projesi’nin hazin hikayesini şöyle özetlemiş: “Sultan Abdulhamit 33 yılda 2 bin 400 kilometre demiryolu yapmış. Biz ise 1973 yılında başlayan 50 kilometrelik Tecer-Kangal Varyantı Projesi’ni 33 yılda yapamamışız. Önümüzdeki Nisan-Mayıs aylarında bu projeyi mutlu sonla noktalayacağız.”
İlerleyen zaman içinde Sayın Ulaştırma Bakanı Yıldırım’ın bu hazin hikayeye son verip veremeyeceğini hep birlikte göreceğiz.
Ne olacak bu memleketin hali
Festivalin ikinci gününde hummalı bir koşuşturma ve ilçe merkezinin adeta “ölü şehir” görüntüsüne bürünmesinin sebebini çevremizdekilere sorduğumuzda, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener’in ilçeye gelmek üzere olduğunu öğreniyoruz. Biz de olup bitenleri anlamak üzere Kangal Gündem gazetesinin bürosundan bir gurup arkadaşla olay yerine hareket edecektik ki, Kangal eski Kaymakamı Mehmet Sarıcan teşrif ettiler. Konu konuyu açtıkça konuklar çoğaldı, konuklar çoğaldıkça hasbihal koyulaştı. Türk Halk Müziği sanatçısı Ünal Taşlık sanat camiasının sorunlarını dillendirirken, Kangal Gündem gazetesinin Yazıişleri Müdürü Orhan Üngör siyasi arenadaki istikrarsızlığın boyutlarını açıklamaya çalışıyor, Show TV’den Mehmet bey ise festivalden ilginç haberler çıkarmanın planlarını yapıyordu. Bana da bu koyu sohbeti sonlandırmak adına “ne olacak bu memleketin hali?” demek düşmüştü. Kaymakam bey: “Esnaf bir memleketin vitrinidir. Ne zaman vitrin düzelirse o memlekette işler yoluna girer” cevabıyla meseleyi özetlemişti adeta.
“Popülizm” kokan açılış
İçimizden birinin “Sayın Bakan’ı unuttuk yâ!” demesiyle birlikte sohbet mahallinden ayrılarak Abdullatif Şener’in (Tecer-Kangal Varyantı Projesi’nin hikayesinden pek de farkı olmadığı ifade edilen) Kangal Sanayi Siteleri’nin açılış töreninin yapılacağı alana gittik. Devlet Bakanı Şener, açılışı yaptıktan sonra festival alanına rüzgâr gibi geçmişti. Hem de arkasında “popülizm”in belge ve fotoğraflarını bırakarak. Açılışını yaptığı Kangal Sanayi Sitesi’nin camları kırık, duvarları rutubetten perişan, yerler pislik içinde. Sayın Şener, bırakın Sanayi Sitesi’nin kapısını açmayı, şöyle dönüp arkasına bir bakabilseydi her şeyi bizim gördüğümüz netlikte görebilirdi. Hatta yetkilileri çağırıp böyle bir şeye kendini alet etmelerine kızar, bu sanayi sitesini açmaktan imtina ederdi. AKP’nin şaşaalı kurdela kesme törenleri ve hizmet anlayışı hep böyleyse vay memleketin haline.
Maksat “Gönül” almak
Başbakan Yardımcısı ve Devlet Bakanı Abdullatif Şener; Sivas Valisi Hasan Canpolat, Sivas Milletvekili Osman Kılıç, Kangal Kaymakamı Yılmaz Doruk, Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın, Kangal Belediye Başkanı Tahsin Arslan ve partililer yanında olduğu halde festival alanında yaptığı konuşmada, kah (yapımı yılan hikayesine dönen) hastane için gönderilen ödenekten, kah herkesin can kulağıyla dinlediği Doğrudan Gelir Desteği ödemelerinden bahsetti. Politik arenanın toz dumana büründüğü şu günlerde, festival alanı da bütünlüğü bozmamak için sözleşmişti sanki Şener’le. Her fırsatta Nazım Hikmet’in dizeleriyle mesajlar vermesine alıştığımız Bakan Şener; Ruhsatî’nin dostluk, kardeşlik, birlik çağrısını yineledi. Festival meydanında her ne kadar Ruhsatî’nin “Gönül”ünü hoş etmeye çalıştıysa da bir burukluk vardı yüzünde. Kim bilir, belki de yeri geldiğinde haksızlıklara; taşlamacılığı ve iğneleyici dizeleriyle meydan okuyan Ruhsatî’nin duruş ve tavrı gelmiştir aklına zahir. Nokta.
Hüzünle sevincin kesiştiği nokta
Festivalin üçüncü gününü izlemek için gittiğimiz “Kangal Çoban Köpeği Yetiştirme Çiftliği”nin bulunduğu ve yarışmaların yapıldığı Kurusırt mevkii, Aşık Veysel’in şu dizelerinin özetiydi sanki:
“Karnın yardım kazma ile bel ile
Yüzün yırttım tırnak ile el ile
Yine beni karşıladı gül ile
Benim sadık yarim kara topraktır”
Kurusırt mevkii bozkır olması dolayısıyla adeta bir çöl görünümü arzediyormuş. Fakat yapılan çalışmalar sonucu, bu bozkır alan yemyeşil bir vahaya dönüştürülmüş. “Kurusırt”, hüznün ve sevincin hem başlayıp, hem bittiği kesişme noktasıymış, Kangal’ı bilen ve soluyanlar için. Burası bazen gurbete açılan heybetli bir kapı, bazen de sevdikleriyle vuslata ermenin nişanesiymiş yüreklerde.
Medeniyetlere beşiklik yapan bu şehrin dünyaca tanınmasında muhakkak ki, Kangal Çoban Köpekleri ve Balıklı Kaplıca’nın çok büyük katkısı olduğu ortada. Orada yaşayanlar da bu konuda hemfikir. Fakat medya ve insanların ilgisine aralanan bu kültür kapısından, açılım sağlanmakta biraz geç kalınmış gözüküyor. Örneğin; festival kapsamında tarihî mekanlara, doğal güzelliklere, otantikliğini koruyan yerleşim yerlerine vs. turlar düzenlenerek burayı ziyarete gelen yerli ve yabancı konuklara alternatif seçenekler sunulabilirdi.
Bu görüşlerimizin bir kısmını Türkiye’nin ilk belgesel kanalı olma özelliğini taşıyan İz TV’den meslektaşlarımızla paylaşma fırsatı bulduk, festival alanında. Ve onlara Kangal Çoban Köpekleri’nin dünyaya tanıtılmasında önemli çalışmalara imza atan Doğan Kartay’la yaptıkları görüşmelerden sonra; Balıklı Kaplıca, Alacahan Taşhan, Halil Rıfat Paşa Köprüsü, Tekke Samut Baba Türbesi, Kangal Çoban Köpeği’nin varoluş sebebi Kangal Akkaraman Koyunları, modernizme direnen el dokuması halı ve kilimlerin ilmek ilmek işlendiği ücra köyleri gezmelerini vs. gibi birbirinden ilginç konuları işlemelerini önererek yanlarından ayrıldık.
Hâ unutmadan!.. Bizler İstanbul’un yoğun trafiği ve şantiyeye dönen yollarından bir nebze kurtulmak için “8. Uluslararası Kangal Çoban Köpeği Festivali”ne gittiğimizde rahat bir nefes alacağımızı zannediyorduk. Ama yanılmışız. Çünkü yağmurdan kaçarken doluya yakalandık. Neden mi? Çünkü burada da Kangal Belediyesi’nin ana arterlere döşediği bordür taşlarının arasından keklik gibi seke seke gezmek zorunda kaldık. Ve yakıcı sıcaklardan bunaldığımız anlarda otantik olarak düzenlenen mahalle çeşmelerinin sularından içerek, bütün yorgunluğumuzu unuttuk.
Kangal’ı gezmeye gelenlerin ufkunu açması bakımından, Kangal’ın girişindeki köpek figürünün yerine; Âşık Ruhsatî, Buğday Başağı, Kangal Koyunu, Balıklı Kaplıca ve Kangal Çoban Köpeği figürlerinin yer aldığı bir anıtın dikilmesinin daha faydalı olacağı kanaati uyandı bizlerde. Bizden sadece önermesi.
Coşkular sessizliğe büründü
Festival, üç gün boyunca akşamları insanları bir araya toplayan halk konserlerinin sunucusu Hasan Keşkek’in esprili sunumu, Kader, Oğuz Yılmaz, Ünal Taşlık, Metin Çiftlik ve Engin Nurşani’nin yanık ve içli türkü sadalarıyla son buldu. Alkışlar hüzne, coşkular sessizliğe büründü, bir sonraki buluşmayı iple çekercesine.
Bizler, zengin kültürüyle dünyanın ilgisinin üzerinde olduğunu düşündüğümüz Kangal’ın, hak ettiğinden daha güzel yerlere geleceği umudunu canlı tutmaya çalışacağız hep içimizden.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



