Filistinli entelektüel Mourid Barghouti, 1967 Arap-İsrail savaşı nedeniyle otuz yıl süreyle Filistin dışında yaşamak zorunda bırakılan dünyaca ünlü bir Arap Şairi. Barghouti, bir yandan memleketine kavuşma anını ve uzun bir aradan sonra yeniden kavuştuğu memleketinin durumunu satırlara döküyor, bir diğer yandan da sürgünde geçirdiği otuz yılda Filistin siyasetin dönüm noktaları hakkında kayda değer tespitlerde bulunuyor.
Sıcak bir tarihin, üzerine güneş doğulmasına müsaade edilmeyen bir ülkenin toprak kokusunu yüreğimize getiren, iç dünyasında biriktirdiği güzelliklerden, umutlardan bahseden, baharlardan başka yaslanacak bir şeyleri olmayan insanların iç dünyasındaki güzellikleri sunan, karanlıklar içerisinde bırakılmış olanların kendi iç aydınlıkları ile ışıttıkları bir dünyanın tasviri Şairin Filistin'i kitabı. 1944 doğumlu Filistinli Arap Şair Mourid Barghouti, yıllar sonra ülkesine tekrar dönebildiğinde gördüklerini, hissettiklerini, bağrına kara taşlar bastığı taşların diliyle, Edward Said'in ifadesiyle, hayat bahşeden bir şiirsellikle yazıyor bu tarihi.
"İşgal, meçhul bir sevgiliye âşık nesiller yarattı bizden: uzak, çetrefil, muhafızlarla, surlarla, nükleer füzelerle ve katıksız bir terörle çevrilmiş bir sevgili..."
Bu cümleyi bir mermi gibi gözlerimizin ve idrakimizin namlusuna süren Şair, otuz yıl boyunca doğduğu Filistin topraklarına geri dönüş hikâyesini özlemle, hasretle, gözyaşıyla, gençliğinden itibaren yüreğinde sakladığı kifayetsiz kelimelerle anlatıyor. Bu geri dönüş, ailenin birkaç bireyi ile toparlanması, her ne kadar Şairi coşkulandırsa da, sevinç yerini yüreğinde zerre zerre demlenmiş, hayatına ilmek ilmek işlenmiş hüzne bırakıyor. İşgal sebebiyle hayatının ne hâle getirildiğini şöyle anlatıyor Şair: "İşgal kendi işlerinizi kendi usulünüzle görmenizi engeller. Hayatın ve ölümün her cephesinde musallat olur; özleme, öfkeye, arzuya ve sokakta yürümeye musallat olur. Herhangi bir yere gitmenize ve oradan geri dönmenize karışır, markete, hastanenin acil servisine, kumsala, yatak odasına, ya da uzak bir başkente."
Kendisine yabancılaşmanın tecrübesini acı bir şekilde tadan, her şeyin belirsiz olduğunu, belirsizlikler içerisinde hayatı yaşamanın zorluğunu, şiirden/vatanından koparılışını şöyle anlatıyor: "Ve şimdi sürgünümden dönüyorum, dönüyorum onların vatanına? Benim vatanıma? Batı Şeria ve Gazze'ye? İşgal edilmiş bölgelere? Judea ve Samarya'ya? Özerk hükümete? İsrail'e? Filistin'e? İsimleriyle bu derece akıl karıştıran bir başka memleket biliyor musunuz? Geçen sefer her şey netti; ben de nettim. Şimdi muğlâk ve belirsizim. Her şey muğlâk ve belirsiz. Bu yermukeli asker belirsiz değil. En azından silahı çok parıltılı. Silahı benim şahsi tarihimdir. Benim yabancılaşmamın tarihidir. Silahı, bizi şiirin memleketinden kopardı ve ardında bize memleket şiirini bıraktı. Ellerinde dünyayı tutuyor; bizse, ellerimizde bir serap tutuyoruz."
1967 sürgününün üzerinden 22 yıl sonra 1979 Arap Yazarlar Birliği'nin Şam'daki bir toplantısında Kuneytera şehrinden geçerken, arabadan inip teller arasından Golan Tepelerinin işgal edilmiş topraklarında elini bir fundalığa atar ve şöyle der Şair: "İşte işgal edilmiş topraklar. Ebu Nizar, onu elimle tutabiliyorum!"
İşgal bu kadar acıdır, üzerinden onca sene geçmesine rağmen Şair, ruhunda hâlâ inanamadığı, hâlâ hayalini kurduğu, hâlâ özlemle ailesini, arkadaşlarını, dostlarını sayıkladığı rüyaların etkisinden kurtulamamıştır. Yıllar sonra köprüden Filistin tarafına geçeceği sırada, o an itibariyle işgalin hayatında gerçek olduğunu anlamaya başlamıştır Şair: "Şimdi ayaklarım nehrin Batı kıyısında. Köprü ardımda kaldı. Bir an, öylece duruyorum tozun toprağın üstünde, Kolomb'un yanındaki denizcilerden biri değilim ki ölmeme ramak kalmışken bağırayım: "Kara! Kara! Kara!" Arşimet değilim ki haykırayım: "Evreka!" Yeri öpmek için eğilen muzaffer bir asker hiç değilim. Yeri öpmedim. Üzücü değildi, ağlamadım."
"Bir insana bir kere köklerinden sökülüp atılma tecrübesi yeter, sonsuza kadar köklerinden sürülmüş olması için." diyor şair Barghouti. Ölümün kokusunu hissettiğin halde ölümün insandan nasıl uzak olduğunu, sonsuza kadar; şairin ifadesiyle gözün gözyaşına uzaklığına kadar sürgünün trajik boyutu, şairin ruhunda derin izler bırakmıştır: "Şu dışarıya baktığım pencere, otuz yıl uzakta duruyor; otuz yıl ve dokuz cilt şiir kitabı. Biz gözün, gözyaşına uzaklığı kadar..."
Barghouti, kitapta, sanattan felsefeye, siyasetten kültüre kadar hayatın her alanına dokunuyor. Bir kez daha, şiir ve ahlak, şiir ve toplum, şiir ve erek arasındaki ilişkileri belli belirsiz zihinde uyandıran bir etkisi var kitabın.
Yurtlarından sürülmüş bir neslin hazin öyküsünü anlatmaya, ifade etmeye çalışmak, aynı zamanda mücadele etmek zor olsa gerektir. Şair, hem şiir yazmak, hem de yazdığı şiirlerle direnişi dirilişe çevirmeye çabalama gayretinde olduğundan dolayı, aslında içinde bulunduğu durum şairi olaylara varoruşsal yaklaşmasına ortam hazırlamıştır: ": " Bir fikir uğruna şarkı söyleme düşüncesi beni rahatsız mı ediyor? Bu yüzden mi şiiri bir şarkı olarak değil de bir yapı olarak görüyorum daha çok?"
"Şairin Filistini" duygusal bir yapıt. Burada çevirmeni de anmak gerekiyor. Mütercim A.Melis Hafez, müthiş bir dille, üslupla, akıcılıkla çevirmiş kitabı. Mourid Barghouti, hüznün şiirini okumak, hüzün yağmurlarıyla ıslanan yetim toprakları tanımak, o topraklarda açan bir gülü koklamak adına bizleri vicdanımızın sesiyle unuttuğumuz gerçeklere çağırıyor. Öz vatanında bitki yetiştirememiş, nenelerini ocağın önünde zeytinyağına bandıracağı bir somun ekmek hazırlarken görememiş insanlarla tanışmaya, muhabbet etmeye, "bir" olmaya, sürgünü okumaya değil; sürgünü yaşamaya; ölüme arkadaş olmaya davet ediyor...
Şairin Filistini
Mourid Barghouti
Klasik Yayınları


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



