Baskı, zulüm, sefalet, yolsuzluk... aklınıza gelebilecek bütün kötü özellikleri bünyesinde barındıran Mısır'daki Mübarek yönetimine karşı milyonlarca insanın yürütmekte olduğu başkaldırı ile alakalı olarak söylenebilecek çok söz, yapılabilecek çok yorum vardır muhakkak...
Hayatlarını oldukça zor şartlar altında sürdürmeye çalışan yaklaşık 80 milyon Mısırlı'nın, hangi görüşten olurlarsa olsunlar artık sabırlarının sınırlarına geldiklerini ve ne pahasına olursa olsun Mübarek yönetimini devirmek için harekete geçtiklerini söylerseniz, bu gözler önündeki gerçeğin net bir ifadesi olur.
Tutup, Yeni Dünya Düzeni ya da meşhur Genişletilmiş Ortadoğu ve Afrika Projesi kapsamında tezgahlanan bir oyunun; ya da enerji üretim merkezleri ve nakil yolları üzerinde bulunan ülkelerle alakalı olarak yürütülen uluslararası geniş çaplı bir planın parçası olduğunu da söyleyebilirsiniz; doğruluk payı olabilir...
Haritaya bakıp, Süveyş Kanalı'nın geleceğine matuf olarak yapılan birtakım hesaplarla da bağlantı kurabilirsiniz hatta...
Mısır'daki yönetimden sıkılan ve artık onları aynı şekilde taşımak istemeyen batılıların, bir şekilde onlardan kurtulup, yerlerine yenilerini getirme ve böylelikle o ülkenin insanlarını bir süre daha oyalama niyetlerinden bile bahsedebilirsiniz.
Ama Mısır'da olup bitenler ve laikliği yan yana getiren açıklamalar yapmaya kalkışırsanız, işler fena karışır...
Söylediklerinize katkı maddesi olarak, despot bir idare altında hayatları çürüyen insanların demokrasiye ulaşabilmek için önce laiklikle tanışmaları gerektiğini ilave ederseniz, birileri 'ne alaka' diye sormak ihtiyacı hissederler...
Mısır'da yaşanmakta olanlarla laiklik arasında bir bağlantı kurulacaksa eğer; bu bağlantı herhalde tam tersinden mevcuttur: Yani Mısır'ın bu hale gelmesinin önemli sebeplerinden birisi de, halkın inançlarını hiçe sayarak, batı tarafından arzu ediliyor diye, yöneticiler tarafından 'laikçilik' oynanması ve insanların dinleriyle alakalı en sıradan taleplerinin bile, Türkiye'den iyi bildiğimiz 'gericilik' ve benzeri suçlamalarla karşılanmasıdır...
Mısır'da olup bitenlerle ilgili olarak fikri sorulan bir milletvekili: 'Mısır'da bir geriye gidiş olduğunu ve bunun sebebinin de Müslüman Kardeşler Örgütü'nün yarattığı baskı ortamı olduğunu' söylemiş... Gülmek mi yoksa ağlamak mı lazım geldiği bir türlü kestirilemeyecek bu sözlerin sahibi, milletvekili olmanın yanında, bir de emekli büyükelçi...
NTV'de Mısır'la ilgili olarak görüşlerini açıklayan CHP'li Onur Öymen: "Biz gittik gördük, üniversiteye gittik orada da gördük. İnsanlarla konuştuk ve gördük ki Mısır çok geriye gidiyor. Bu geriye gidişin nedeni Müslüman Kardeşler örgütünün yarattığı baskı ortamıdır. Bunun bir ucu da HAMAS'tır. Mısır'ın çağdaş bir demokrasiye geçmesi kolay olmayacaktır. Ama demokrasiye ulaşmanın en etkili yolu yine demokrasidir" demiş...
Uluslararası gözlemciler, Mısır'daki Müslüman Kardeşler Örgütü'nün faaliyetlerinin ağırlıklı kısmını, büyük bir çoğunluğu fakirlikle boğuşan Mısır halkına hayatlarını idame ettirebilecek yardımlar sağlamanın oluşturduğunu söylüyorlar.
Bahsi geçen örgüt, gücü yetecek olsa da, Mısır halkının diktatöre karşı olan başkaldırısını tamamen sahiplenmeye kalkışmıyor; önceliğin Mısır'ın hürriyete, insanlarının da ekmeğe kavuşması olduğunu vurguluyor...
İnsanların inandıkları gibi, hür ve bu arada ülkenin zenginliklerinden hak ettikleri payı da alarak hayatlarını sürdürme arzularının ne kadar makul olduğunu anlayabilmek, çok mu zordur acaba?..
Emekli büyükelçi olsalar da CHP'lilerin bunu anlaması zor anlaşılan ama Mısır'da yaşanmakta olan işte tam da budur...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



