Bu yıl sinemamız açısından bereketli ve özel bir dönem. Sistem eleştirisi ve uluslararası sorunlara değinen yapımlar, sinemamızın önemli bir damarındaki zayıflığı giderecek cinsten. "Kurtlar Vadisi-Filistin" ve "Hür Adam: Bediüzzaman Said Nursi", ele aldığı konular açısından kıymete değer. Daha önce bu sayfada mevzuyu derinlemesine irdelemiştik.
Ancak her iki filmle ilgili olarak da söylenecek lakin daha sonraya bırakılacak hususlar olduğunu belirtmiştik. Galiba şimdi o hususları ifade edebiliriz.
Önce Hür Adam'dan başlayalım...
Filme konu ola şahsiyet ve Mustafa Kemal sahnesi, başlı başına filme değer katacak cinstendi. Fakat bir de konuya bakmadan filme sanatsal ve estetik değerini katacak noktalar vardı. Daha doğrusu bu açıdan ele alınacak ancak maalesef Hür Adam'da noksan olan meseleler.
Senaryosu kesinlikle vasatı aşamamıştı. Aslına bakılırsa senaryo namına bir şey yoktu. Bediüzzaman'ın hayatının ilgili kısımları seçilmiş ve olduğu gibi aksettirilmişti. Bazı yerlere müdahale edilmiş ancak bu müdahaleler sırıtmıştı. Örneğin, Bediüzzaman'ın Mustafa Kemal ile konuşurken ayak ayak üstüne atması... Ve ağacın tepesine çıkıp haykırması... Bunlar tarihi gerçekliği zedeleyen ve filme de olumsuz yansıyan unsurlardı.
Filmle ilgili çokça eleştiri yazısı kaleme alındı. Genel olarak da doğru eleştirilerdi. En önemli nokta ise propagandist ve didaktik dildi. Hem diyaloglar hem de görsel dil açısından bu nokta oldukça itici bir noktaydı. Ve filmin dört haftada 900 bin kadar izlenmesinin asıl sebebi ise yapımcısının bazı tavırlarıdır. Sert çıkışları ve mikrofon fırlatma olayı -haklı olsa da- olumsuz etki yapmıştır.
Gönül isterdi ki her bakımdan kalıcı değer içerecek bir eser ortaya çıksın. Ancak Beyaz Sinemacıların genel dezavantajlarının çoğunluğunu filmde gördük.
Ve şunu yine eklemek isterim ki herşeye rağmen film kesinlikle izlenmeli.
Geçelim Kuratlar Vadisi-Filisin'e...
Birçok bakımdan film izlenmeye değer. Öncelikle ele aldığı konu Türkiye'de bir ilk. Ve genel olarak Kurtlar Vadisi dizisinin ve filmlerinin yaklaşımını hazzetmesem de bu filmin kesinlikle ve kesinlikle izlenmesi gerektiğini ifade etmiştim. Aynı fikirdeyim.
Bir haftalık süreçte filmle ilgili ilginç eleştiriler yapıldı. Aslına bakarsnız beklediğimiz yaklaşımlardı. Sinematografik olarak her türlü eleştiriyi saygı le karşılamakla beraber, filmin antisemitizmi hortlatacı gibi eleştirilere -önceki yazımda da ifade ettiğim gibi- katılamayacağım. Olsa olsa bu filmin siyonizm ve İsrail gerçeği noktasında uyanışa sebep olabilir.
Evet, filmde doğru düzgün bir konu yoktu. Sadece bir intikam meselesi. Neredeyse yüzde sekseni çatışmayla geçiyor. Evet, şiddetin bu kadarı fazla gibi. Fakat aksiyon filmlerinin esası bu değil mi?
Ve evet, sanatsal ve estetik açıdan filmin bir özgünlüğü, sinemamıza kattığı bir şey yok. Aksiyon sahnelerindeki başarısı yıllardır pratik ettikleri alan ve paraya kıymalarından kaynaklanıyor.
Dili didaktikti. Propagandistti. Estetik olarak noksandı. Ama bu noktalar izlenmemesi için gerekçe olduğu kadar, ele aldığı husus ve ilk olması hasebiyle de izlenmesinin gerekliliği daha ağır basıyor.
Neticei kelam; propagandist sinemamız yolunda gidiyor.
Gönül ister... Gönül, sanatsal ve estetik olarak çokça değerli fimler yapılmasını ister. Bahsi geçen filmleri 'ilkler' olması açısından ayrı bir noktaya koyuyoruz. Bundan sonra yapılacakların bu şansı olmayacak.
Fakat her iki film de bir yol açmıştır. Bu kadarı da onlara kıymet vermemiz açısından yeterlidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




