İnsan hareketlerinin belirli prensiplere göre ele alınması şarttır. Gelişi güzel, rastgele tarzında yapılacak değerlendirmelerin sonu hüsran değil mi?
Korku dediğimiz sosyo psikolojik olgunun ahlak ve hukuka göre şekillenmesini dile getirerek çekinme, uzak durma biçiminde ortaya çıkan yapının sosyal yapıyı ne şekilde etkilediğini gözler önüne sermeliyiz.
Varlık yapısında korkunun yeri nedir?
Hangi korkular insan tarafından daha korkunç boyutlarla ifadelendirilmektedir. Şeklinde yaklaşımın bu konuyu açacağını düşünüyorum. Varlık harcından biridir korku. Kutsal kitaplara baktığımızda korkunun psikolojik etkenler kadar dini, inanç boyutuyla da ele alındığını görmekteyiz. Ölüm- varlık şeklinde tezahür eden anlam kaygılarının yol açtığı durum ortada. Ebedilik arzusunun Adem Peygambere neler yaptırdığı bilinen bir gerçek.
Hayatın yaşandığı sosyal zeminde korkunun ortaya çıkış biçimleri değişebilmektedir. Cezalandırılma yanında korkunun yol açtığı ürperti daha büyük olmaktadır. İnsanın malı, canı, aklı, nesli için korkması olağan sayılır ve bu değerlerin insanlar arasında da üzerine titrendiği görülür.
Ahlak nasıl korkutur?
Ahlak'ın bir üst boyutu olan hukukta korku ile ilgilendirilmelimidir? Hemen evet yada hayır diye bir cevap vermektense ahlak ile hukuktan yola çıkarak sosyo-psikolojik bir durum olan korku ile hukuk arasındaki ilişkileri konuşmalıyız. Ahlak'ın örfi bir yaptırımı var. Hukukun ise kanuni cebir durumu söz konusu. Kişisel vicdanlar da farklı değerlendirmelere yol açan bu durum uygulayıcıların elinde kişiler üzerine bazı zorluklar yüklemektedir.
Vicdan azabı, işte bu tespitim insanı özünden kavrar ve onu cenderelerin içine atar. Vicdan azabının yaptırımları büyüktür. Hiç kimsenin ulaşamadığı vicdan kendini pişmanlıklar kuşatmaya başladığında dile gelir ne pahasına olursa olsun hakikati belirtir. Hukukta korkuyla yakından ilgilidir. Tercihlerin yapıldığı birinin diğerine üstün tutulma gibi sonuçları olan davalara baktığımızda bu dediğim apaçık kendini gösterir. Hukuk kaideleri uygulanma biçimleriyle caydırıcılık taşır ama bu caydırıcılıkta zorlamanın, engel olmanın da çok önemli bir yeri vardır.
Hukukta ki korku nereye dayandırılmalıdır? Kanunun direkt kendine dayandırılmalıdır? Kanunun direkt kendine dayandırılması mı yoksa daha büyük bir güce mi?
Her türlü tartışmaya açık olan bu alanın cevabını çok değişik açılardan ele alarak ülkemiz fikir hayatına yeni katkılarımızın olması şarttır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



