Bu kelimenin hepimiz için bir anlamı var. Coğrafyamız dağılıp her millet kendi kaderine razı olduğundan beri bu kelime bizim için gittikçe küçülen ve daralan bir sınırı işaret eder oldu. Hudut ile bölündü milletler, hudut ile kurtlara teslim edildi halklar. Komşularımızı sayarken aramıza hudut koymamaya, millet ilişkilerinde o dikenli çizgiyi görmezden gelmeye itina gösteriyoruz. Hudut, içeriden gidecek için sonsuz bir özgürlüğü çağrıştırsa da, dışarıdan gelen için aşılması güç bir kale olarak durur.
Türkiye, ne yazık ki, komşuları ile değil, hudutları ile dünya sisteminde bir yer edinebilmektedir. Aramızda Şam ile, Tahran ile, Bağdat ile geçilmez hudutlar var. Dünya sistemi, bizden komşumuzu değil hududumuzu gözetmemizi istiyor. Üstelik aynı sistem yabancısı olduğu bir coğrafyaya nizamât verirken, bizim hududumuzun dışına çıkmamıza rıza göstermiyor.
Türkiye’nin güney hududunda Irak, İran ve Suriye var. Şimdi bu üç ülkenin başı dünya sistemi ile belada. Irak kapanın içinde, kurtuluş çaresi arıyor. İran yakasını paçasını kurtarmaya çalışıyor bu kurtlardan. Suriye şimdilik bir nefes alsa da, dünya sistemine boyun eğmediği takdirde boynunun vurulacağını biliyor, bunun için manevra kabiliyetini geniş tutmaya çalışıyor. Bütün bu çemberin başında ise biz varız. Aslında biz’in kim olduğu çok önemli. Biz, güneye yüz mü döneceğiz, sırt mı? Sırt dönersek, oralarda işlenecek cinayetleri göremeyeceğiz. Yüz dönersek, haçlı birliği bizden merhametini keseceğini ilan edecek. Üstelik bununla da kalmayacak, başımıza her türlü melanet çorapları örülecek. Bizim yönümüze göre dünya sistemi buralara yeniden bir dizayn verecek. Maksat belli, İsrail’in güvenliği ve dünya yüzünde kafirlere karşı duracak bir İslâm ülkesinin var olmaması.
Suriye ile aramızda komşuluk ilişkisinden çok, insanlık ve kardeşlik ilişkisi var. Şam ile İstanbul aynı iklimin rüzgârları ile dirilen şehirler. Şam, bize Birleşik Devletler’den daha mı uzak? Yakın olduğunu hepimiz biliyoruz ama siyasetçiler buna hiç de inanmıyor.
Suriye, Hatay’dan beri bizim düşmanımız(!) Kim ihdas etti bu düşmanlığı? Galiba Antep ve Maraş’ı işgal eden Fransızların Hatay’dan çekilirken ki son armağanı. Bu işgalcilerle çoktan dost ve müttefik olduk ama şu Suriye düşmanlığını bir türlü üzerimizden silemedik. PKK bir dönem oralarda yuvalandı. Onun da acı hatırası var. Aynı PKK şimdi müttefiklerimizin himayesi altında yuvalanıyor, besleniyor, idare ediliyor; fakat bundan hareketle kimsenin aklına bu müttefikliğin bir hududu yok mu sorusunu sormak gelmiyor? Hem müttefik hem de subaylarımızın başına çuval geçiriyor.
Şam’a gitmek nasip olmadı. Fakat beni oralara götüren bir kitabı okumanın sevincini duyuyorum şimdi.
Taha Kılınç bir yaz tatilinde yabancı dilini, yabancı dil dediysem o kadar da yabancı değil (Arapça), ilerletmek için soluğu Şam’da alıyor. Sonra pek de yabancılık çekmediğini, biraz gurbetlendiğini ama oradaki hayatın buradaki hayattan uzak olmadığını görünce Şam’ı vatanı gibi hissediyor. Şam’ın kabuklarını erittiği dönem. Hafız Esed ile toprağa verilen Baas katılığının yerini Beşşar Esed ile birlikte müjdeli yeni bir dönem almaktadır. Onun sevindirici haberlerini İstanbul’da ve Ankara’da hep birlikte yaşadık. Bütün samimiyeti ve iyi niyeti ile Beşşar güven tazelemek ve yeni bir sayfa açmak için ülkemizi teşrif etmiş idi.
Şam-ı Şerif’te önce tanıdık yüzler buluyor. Kendisinin bir yabancı olmadığını, ilim öğrenmek, Arapça’sını ilerletmek için buraları tercih ettiğini anlatması güç olmuyor. Kendini evinde hissediyor; bu ev Hak dinin emirlerini anlamak, öğrenmek ve yaşamak için barındıkları bir ev. Şam’da gelişmekte olan İslâmî yaşantı ve eğitim, insanların kendine güven duygusunun gelişmesinde aslî unsuru oluşturuyor. Üstelik baba Esed’in bıraktığı olumsuz havanın oğul ile bertaraf edilmesi insanlara yeni güvence yolları sunuyor.
İsrail ve Amerika yönetimin ve halkın baş düşmanı. Hayat çarkı bunun üzerine dönüyor. Bu ikisi için her türlü muhalefet tarzını devlet teşvik ediyor. Şam’da yasak olan temel bir şey varmış, Amerikan doları. Şimdi yavaş yavaş devlet buna göz yummaya başlamış. Amerika da saldırı planını böylece ertelemiş.
Ülkede iyiye giden işlerin başında din adamlarına olan saygı ve hürmet geliyor; Said Ramazan el-Bûtî, Şeyh Râtib en-Nâbulsî, Nureddin Itr, Cevdet Said bu isimlerden bir kaçı. Şam’a dair bir kardeşlik bağı taşımak, gönlümüzde ona bir yer açmak, sevgimizin hududuna onu dahil etmek yüreğimizdeki insanlık damarını kuvvetlendirecektir şüphesiz.
Şam Kitabı*nın yazarının gördükleri, bizim de görmemiz için bir yol sunuyor, hududa takılmayıp Şam topraklarına bir selam iletmek için. Kitaptan yaptığımız iki alıntı onların bize bakışını özetliyor. Bundan sonrası bize düşüyor, bakalım hududun ötesindeki bu dostluğu görmek için bir çaba sarf edecek miyiz?
*Şam Kitabı, Taha Kılınç, Fide Yayınları


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



