İletişim araçlarının küçülttüğü modernleşme sürecinde toplumlar fena halde savrulmuş bulunmaktadır. Aslında farkında olmadığımız bir kıyameti yaşıyoruz. Menfaatleri için kimse kimseyi tanımıyor. İnsanın vazgeçilmez olarak gördüğü birtakım değerler, kişisel menfaatlere hizmet ediyorsa, onları elde etmekte kullanılabiliyorsa itibar görüyor.
Bu bağlamda bir medeniyet ve medenîlik ölçeği olarak iletişimin en bariz göstergelerinden biri hiç kuşkusuz komşuluk ilişkileridir. Aile mahremiyetinin simgesi olan evimizin kapısını "sosyal hayat"a açtığımızda komşumuzun / komşularımızın kapısıyla karşılaşıyoruz. Sürekli yüz yüze olduğumuz bu insanlarla ilişkilerimizin düzeyi toplumsal yapımızın olduğu kadar bireysel ilişkilerimizin de bir yansımasıdır.
Mekân yakınlığı, herhangi bir ihtiyacın giderilmesi, bir fincan kahvenin paylaşımı, herhangi bir yardıma ihtiyaç duyulduğunda ilk başvurulacak kapı olması gibi günlük hayatın zorunlu ve dostane ilişkilerinin tezahür ettiricisi hiç kuşkusuz komşudur.
Canınız mı sıkıldığında, ya da bir mutluluğunuzu paylaşmak istediğinizde, sıcağı sıcağına ilk müracaat edebileceğiniz dost kapı komşu kapısıdır. Düzenli ve sürekli ilişkiler insanların ruh sağlığı için bir şifadır.
Dostlarınızın, sizinle herhangi bir şekilde ilgilisi olan kimselerin, size bir şey ulaştırmak istenip de evinizde bulamadıkları zaman çalacakları ilk kapı komşu kapısıdır. Aile bireyleri hakkında herhangi bir referans söz konusu olduğunda bilgisine müracaat edilecek ilk kişilerden birisi yine komşularımızdır.
Bu arada gözden uzak tutulmaması geren bir husus da, siz ne kadar iyi davranırsanız davranınız, karşınızdaki kişilerin zihinsel tutumları, hayat anlayışları, insan ilişkilerine bakışları çok önemlidir. Sizin iyiliğinizi isteyen de vardır, istemeyen de...
İnsanlar büyük şehir hayatına alışamadı. Küçük mekânlarda herkes birbirini tanıyıp sorumluluklarını bilip, imkânlarını paylaşırken şehir hayatında maddî imkânları elde edenler her şeyi para ile halledebileceklerini sanarak çevresine / komşusuna karşı oldukça hoyrat bir şekilde davranmaktadır.
Komşu var komşu var. Hatta kendinizi, çoluk ve çocuğunuzu zararlarından korumanız gereken komşular vardır. "Ev alma komşu al" demiş atalarımız, fakat bugün komşunuzu siz seçemiyorsunuz. Maddî imkânlar veya imkânsızlıklar istemediğiniz / istemeyeceğiniz kişilerle yan yana oturma zorunluluğu doğuruyor. Zarar görmeye başlayıp da çok ileri giden olumsuzluklarda da evinizi satıp gitmek zorunda kalan siz oluyorsunuz.
Komşuluk ilişkilerinde karşılıklı gidip gelmeler zaten yok oldu. Apartmandan içeri girip çıkarken karşılaştığınızda bırakınız selâmlaşmayı, karşılıklı olarak "iyi günler, iyi akşamlar" dahi diyemiyorsunuz. Hal hatır zaten soramıyorsunuz. Herkes burnunun doğrultusuna gidiyor.
Cenâb-ı Hak buyuruyor: "... Anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve size hizmet eden kimselere ihsan ile muamele edin, iyi davranın..." (Nisâ 4/36).
Resûlullah buyurdular: "Cebrâil bana, sürekli olarak komşu hakkını tavsiye ederdi. Öyle ki, komşuları birbirine mirasçı kılacak zannetmiştim!" (Buhârî, "Edeb", 28; Müslim, Birr, 140). "Allah katında arkadaşların en hayırlısı, arkadaşlarına en hayırlı olandır. Komşuların en hayırlısı da komşusuna en hayırlı olandır" (Tirmizî, "Birr", 28).
Peygamber Efendimiz komşu haklarını şöyle açıklıyor: "Bir kişi, ehline ve malına gelecek kötülükten korktuğu için kapısını komşusuna kapalı tutmak zorunda kalıyorsa, o komşu, gerçek mümin değildir. Aynı şekilde şerrinden emin olunmayan komşu da gerçek mümin değildir.
Komşu hakkının ne olduğunu biliyor musun?
Senden yardım dilediğinde yardım etmen, borç istediğinde vermen, muhtaç olduğunda ihtiyacını görmen, hastalandığında ziyaret etmen, bir hayra kavuştuğunda tebrik etmen, musibete uğradığında tâziyede bulunman, öldüğünde cenazesine katılman, izni olmadıkça binanı onun binasından daha yüksek yapıp rüzgârına mani olmaman, çorbandan az da olsa ona da göndermek suretiyle tencerenin kokusuyla onu rahatsız etmemendir. Bir meyve satın aldığında ona da hediye et, eğer bunu yapamazsan meyveyi evine (komşuna göstermeden) gizlice götür. Çocuğun da onu dışarı çıkarıp, komşunun çocuğunu özendirmesin" (Ahmed b. Hüseyin el- Beyhak_ [ö. 458 / 1066], Şuabü'l-îmân, nşr. M. Saîd b. Besyûnî Zağlûl, Beyrut 1410 / 1990, VII, s. 83).
Özellikle fıtratın gereği olan kurallar, yerine getirilmek içindir. Ne kadar iyi olursa olsun uyulmayan kurallar zamanla unutulur ve arkaikleşir. Allah "kardeş" olduğumuzu söylüyor. "Kardeşlik" ilişkileri bağlamında yaşamaktan kimse zarar görmez. Elinde imkânı olan kardeşine yardım ettiği, muhtaç olan kardeşin de ihtiyacı giderildiği için karşılıklı gönül rahatlığı yaşanır, kalplerin ilâcı "dua" devreye girer.
Allah birbirinize karşı merhametli, anlayışlı olun; küfürden, kavgadan, uzak durun; insanların arasını açmayın, fitneye, geçimsizliğe vesile olmayın. Akrabalık ilişkilerinizi "karşılıklı yardımlaşmalar"la koruyup gözetiniz buyuruyor. Böyle bir ilişkiden kim zarar görür ki? Hiç kuşkusuz bu kurallar "önce insan, sonra müslüman olanlar" içindir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



