Gazeteci Hrant Dink Davası'nda mahkemenin verdiği karar hemen her kesim tarafından eleştirildi.
'Cezalar hafif kaldı' dendi..
Mahkemenin 'örgüt yok' kararı 'vicdanları kanattı'yorumları yapıldı.
Doğrudur...
Karar, kamuoyu beklentisini karşılamadı.
Ama bir de şöyle düşünün;
Burası Türkiye.
Antidemokratik 28 Şubat sürecini başlatmak için bahane olarak kullanılan ünlü Kudüs Gecesi'nde ve sonrasında yaşananları gözünüzün önüne getirin.
Açıklamalardan anlıyoruz ki; bu tiyatroda rol alanlar topluca hakim karşısına çıktıklarında, savunmalarına bile lüzum görülmeden 'atın bunları içeri' denmiş..
Neden!
Konjonktür efendi böyle buyurmuştu da ondan.
Peki ya şimdi...
Sözde Ermeni Soykırımı iddiaları Türkiye üzerinde bu denli baskı aracı olarak kullanılmasaydı mahkemeden yine de böyle bir karar çıkar mıydı, acaba?
28 Şubat sürecinde alınan kararlar ne kadar yanlışsa Hrant Dink kararı da o kadar tartışmalı...
Ah o konjonktür efendi!
Ve de devlet refleksi!
Nelere kâdirsin sen...
Öldükten sonra Facebook hesaplarınız ne olacak?
SOSYAL medya hayatımızın bir parçası oldu.
Bu alanın dikkatli kullanılması gereken bir mecra olduğunu öncelikle not etmekte fayda var.
Bıçak gibi düşünün; doktor kullandığında şifa, katil kullandığında felakete yol açabiliyor.
Mayınlı bir tarla adeta.
Özellikle gençlerin..
Gençlerin facebook hesaplarını ele geçiren kötü niyetli kişilerin nasıl da hiç umulmayan sonuçlar getirdiğinin öykülerini okuyoruz...
Örneğin Face'de şahsen tanımadığınız kişileri asla arkadaş olarak eklemeyin...
Bu bir önlem.
Bir de hesaplarınızın tümünü genele açmayın.
Herkes, her şeyinizi görmesin, sınırlayın.
Geçenlerde çok hoşuma giden bir benzetme okudum; Facebook'a yüklediğiniz fotoğrafların sapıklar tarafından incelendiğini, araştırıldığını düşünün! Ne yaparsınız bu durumda?
Dikkat!
Sosyal medyada paylaştığınız her bir değerin, içinde sürücü olmayan araçların hızla seyrettiği otobandan farkı yok!
Dikkatle karşıya geçmeye çalışsanız bile nafile! Her an biri gelip size toslayabilir.
***
Yeni Aktüel Dergisi'nde Destan Harmancı'nın sosyal medya ile ilgili çok çarpıcı bir araştırması yayınlandı;
"Öldükten sonra Facebook hesaplarımız ne olacak?"
Facebook, Twitter ya da bir başka sosyal medyada hesabınız var, sayfanız var. Rahmeti Rahmâna kavuştunuz. Bu hesaplar ne olacak? İşte o araştırmadan bazı sonuçlar:
Facebook: Kullanıcının öldüğü resmi belgelerle kanıtlanırsa Facebook hesabı kapatılıyor ama içerik yakınlara verilmiyor. Eğer istenirse Facebook duvarı açık kalabiliyor. Böylece kullanıcının sevenleri duvarına mesaj bırakabiliyor.
Gmail: Kullanıcının öldüğünü kanıtlamak için resmi belge ve kimliğini istiyor. Ama e-postaların içeriğini ileteceğine dair garanti vermiyor.
Linkedln: İçeriği vermiyor ama kullanıcının öldüğü resmi belgelerle kanıtlanırsa hesap kapatılabiliyor.
Twitter: Kullanıcının öldüğüne dair resmi belge ya da herhangi bir gazetede yayınlanmış ölüm ilanını istiyor. İçeriği değil ama herkes tarafından görülmesine izin verilen tweet'ler yakınlarına veriliyor. Ayrıca hesap kapatılabiliyor.
Youtube: Kullanıcının öldüğüne dair resmi belge ve hesaba erişmek isteyen kişinin mirasçı olduğunu kanıtlayan belge istiyor.
Yahoo: Hiçbir şekilde yakınlara e-postaları verilmiyor. Ama mahkeme kararı ile alınabilen vakalar var.
Hotmail: 270 gün dokunulmayan hesaplar otomatik olarak siliniyor. Kullanıcının mirasçıları 270 gün içinde resmi evrak ile başvurursa içerik verilebiliyor.
Myspace: Bu konuda herhangi bir politikası yok. Vakalara göre hareket ediyorlar. Ancak hiçbir şekilde içerik verilmiyor. İsteniyorsa sadece hesap kapatılabiliyor.
Özlü sözler
Bugün Pazar... Birçoğumuz evde.
Hep siyaset, hep güncel konular mı?
Bir de insanlar yaşadıkça kulaklarına küpe olması gereken değerler/sözler var; geçmişten günümüze süzülüp gelen...
Koltuklarınıza kurulun ve bir de bu sözlere kulak verin:
·Herkes, dışını süslemeye çalışırken, sen içini, kalbini süsle!
· Herkes, dünyadaki faydasız şeyleri imar ederken , sen âhiretini imar et !
· Herkes, başkasının ayıbını araştırırken , sen kendi ayıplarınla meşgul ol !
· Herkes, insanlara yaranmaya çalışırken, sen Allah'ın rızasını kazanmaya çalış !
·Herkes, fanilerle dost olurken, sen baki olan Allah ile dost ol !
·Herkes, bir şeye güvenirken, sen Allah'a güven !
·Herkes, nefsini beğenirken, sen kötülemeye çalış !
· Herkes, mal toplarken, sen cömert ol !
· Kanaatten daha faziletli bir mal görmedim. (Hz. Ömer r.a.)
· Kanaatkar kişinin kalbi denizden daha zengin; münafığın kalbi ise, taştan daha katıdır. (Hz. Ali r.a.)
·Söz ilaç gibidir. Azı faydalı, çoğu zararlıdır. (Hz. Ali r.a.)
·Akıl gibi mal, iyi huy gibi dost, edeb gibi miras, ilim gibi servet olmaz. (Hz. Ali r.a)
·Ey oğul! Saadetin dört nişanı vardır: 1-Doğruluk 2-Edep 3-Tevazu 4-Emanete hıyanet etmemektir. (Lokman a.s.)
·Ey oğul! Şu dört şey geri gelmez : 1-Ağızdan çıkan boş laf 2-Yapılan iş 3-Hedefe atılan ok 4-Geçen gün (Lokman a.s.)
·İnsanlarla öyle iyi geçininiz ki, düşmanlarınız bile ölümünüze ağlasınlar. (Hz. Ali r.a.)
·İlmi olmayan bir beden, suyu olmayan şehre benzer. (Şems-i Tebrizi Rh. Aleyh)
·Veli kişi, toprak gibidir. Toprağa her kötü şeyler atılır. Ama, topraktan hep güzel şeyler biter.(Akşemseddin Hz'leri)
·Söz ilaç gibidir. Azı faydalı, çoğu zararlıdır. (Hz. Ali r.a)
·Malını sakındığın gibi dilini de sakın.
·Nafakanı tarttığın gibi sözlerini de tart.
·Sözünü ölçülü sarf et ve konuşurken çok dikkat et. Çünkü, bir tek sözün yersiz sarf edilmesinden bin altın liranın yersiz harcanması daha iyi olur.
·Her bir masiyet ki, sebebi, kaynağı şehvetten ise affı ümit olunur. Bir masiyet ki kaynağı kibirden ise affı ümit olunmaz. Çünkü iblisin masiyetinin aslı kibirden, Adem (a.s.)'ınki şehvettendi. (Süfyan-ı Servi Hz'lerinden)
·İnsanların sözlerine değil, işlerine bak! Herkesin sözüne aldanma! (Ahmed Namiki Cami)
·Başkalarını tanıyan zeki, kendisini tanıyan olgundur.
·İnsanı elbisesine göre karşılar, bilgisine göre ağırlarlar.
·Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurdu: "Şayet Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed'e azap etmeyi murad etseydi, Ramazan-ı Şerif ayını ve İhlas suresini onlara vermezdi.
NOT: Bugün 22 ocak 2012. Demirbank iyi günler diler. 2012 yılında yeni anayasa vaadini sıcak tutmak adına... 2012'den 22 gün daha eksildi. Oysa, yeni sivil anayasa adına atılan en küçük bir somut adım henüz yok. Takipçisiyiz...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



