Mübarek zamanların en mübareği hoş geldin!.. Hayır ve salah hilâli eşliğinde beldemize hoş geldin!.. Sana hicret etmeyi, sendeki faziletlerde vücud bulmayı ne kadar da özlemişiz. Tıpkı ilk gelişin gibi. Ve gidişinle, içimizde bıraktığın tatlı hüzün gibi. Gözümüzün nûru, kalbimizin süruru sende kalmıştı, bizimle en son vedalaştığında.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Seninle buluşamamak, koklaşamamak, rahmet ve mağfiret ziyafetinden nasipdar olamamak da vardı. Ruhumuz bedenimizi terk etmeden, bir fırsat olarak geldin hanemize. İlk günkü gibi taptaze, ışıl ışıl parlayan hilâlinle. Ve daraldığımız bir anda, yine her zamanki gibi rahmet, mağfiret ve müjdelerinle yetiştin imdadımıza.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Ey sultanlar sultanı!.. Ne çok hâtıran var bizde. Hele o ilk hâtıran... Onu unutmak, unutabilmek ne mümkün. Tarihler Miladi 610'u gösterirken, yine sen gelmiştin; acıları dindirmek, göz yaşlarını silmek, merhamet ve şefkat pınarlarını arş-ı âlâya ulaştırmak için. Sadece âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz fark edebilmişti, zifiri karanlık Mekke sokaklarından süzülen o eşsiz parıltını.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Ahhh o sokaklar!.. O'nu sıkan, bunaltan, ürperten hayasız ve hayırsız sokaklar!.. Zemzemi yerküreye, sahibinin yetimini yüksek kayalıklardaki şûleye firar ettiren sokaklar!.. Sapkınlıkların güzellikleri örttüğü, karanlıkların aydınlığa galebe çaldığı sokaklar!..
Ve onca kalabalıklar içinde, tahammülü tükenen sadece O. Tek çare var; o da firar etmek. Nereye? Şirkten Tevhid'e, kölelikten özgürlüğe, karanlıktan aydınlığa, en dipten en zirveye. Yani, her gece hilâlle rakseden Hira'ya.
Hira ve kutlu misafiri başbaşa. Bekliyorlar... Fakat umutsuz değil. Bekliyorlar... Fakat kendilerinden haberdar olandan habersiz değil. Ansızın, gözyaşı rahmete, suskunluk cûş-u hurûşa dönüşüyor. Yaradanına yakarana, yakardıkça yaklaşana perdeler birden bire açılıveriyordu.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Hira'nın kutlu misafirine, müjdelerin en güzeliyle bir misafir geliyordu; Cebrail (a.s.). Ve ardından; "Sen olmasaydın, Sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım" dediği sevgililer sevgilisine: "Ey Muhammed! Yaratan Rabbi'nin adıyla oku! O, insanı kan pıhtısından yarattı. Oku!.."(Alak Sûresi; 1-2) nidâsıyla sesleniyordu. Hira'da uhrevî nidâlar birbiri arkasına yankılanıyor, her yankılanışta Mekke ve dünya sokakları aydınlığa kavuşuyordu. Hazan yaprakları gibi dökülen ruhlar, "ilk vahiy" ve "Son Peygamber" muştusuyla derin uykudan uyanıyordu.
Ümitsizlik ümide, acımasızlık merhamete, şirk BİR'e iltica ediyordu. Müşrik ve putperestlerin sapkınlıklarıyla karanlığa gömülen dünya, seninle birlikte tekrar dalga dalga aydınlanmaya başlıyordu.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Sen rahmetsin, Sen mağfiretsin, Sen Cehennemden azad olmanın şifresisin. Sen "Bin aydan daha hayırlı Kadir Gecesi"nin banisisin. Sen Rahmet Peygamberinin "Resul"lüğünün şahidisin.
Sen tufan artığı nefislerin efsunlu rüyâdan uyandığı günsün. Sen ölümden dirilmeye, uykudan ferasete, cehaletten aydınlığa, şeytanın şerrinden Yüce Yaradan'a mî'rac etme ânısın. Ve sen; risaletin zirveye ulaştığı, manevî iklimin nûru "Oruç", "Kur'an" ve "İbadet" ayı Ramazan'sın.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Hoş geldin yâ Şehr-i Ramazan. İlk gelişin gibi, uhrevî diriliş ve davetini kabul ettik. "Kutlu Çağrı"nın ilk müntesipleri Hz. Hatice, Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Zeyid bin Haris gibi Sen'de "yanma"ya geldik. Yak bizi, ölümde dirilt bizi. Çünkü sen tutansın, tutturansın, mazlumların yüzünü güldürensin.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
Hoş geldin yâ Şehr-i Ramazan. Hiç gitme, kal yanımızda. Geçmişin derinliklerindeki hâtıraları hatırlat. Bize O en sevgiliyi anlat. Tut, tuttur senden güzellikler kalsın ruhumuzda.
Hoş geldin, 11 Ayın Sultanı!..
İslâm âleminin Ramazan-ı Şeriflerini kutluyor, bereketli geçmesini Yüce Allah'tan niyaz ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



