Türkiyemizde bugün meclis dışı müdahalelerle Güney Amerika tipi üçüncü sınıf bir demokrasi yaşanmaktadır.
Kim ne derse desin: Peygamber Ocağı kabul edilen Ordunun içinde örgütlenen illegal BÇG, Ergenekon, Jitem ve bazı halkı ve halkın inancını aşağılayan din düşmanı generaller, tamamen siyasallaşan Yargı ve güdümlü-akredite Basın günümüzde yaşanan cürmün failleridir.
Demokrasilerde silahlı kuvvetler daima sivil otoritenin emrindedir.
Yargı önce Hakkın, sonra da halkın yanındadır.
Medya baskı ve tehdit değil bir eğitim aracıdır.
28 Şubat sürecinin ardından şimdi aynı olaylar mutasyona uğrayarak yaşanıyor.
CIA'nın manüplasyonları ile sahnelenen gelişmeler AKP'nin gücü hatta başbakanın karizması olarak sunuluyor. Oysa sahnelenen drama, Hükümeti de Başbakanı da aşar. "Sonuna kadar gideceğiz!" avazesinde bir gram yerli inisiyatif yoktur.
Talimata dayalı sadakatle yapılan Ev Ödevi vardır.
Açılım ve atılımlar tartışılırken ansızın Tokat-Reşadiye'de katledilen sekiz Mehmetçiğin katli önce havada kaldı. Üç gün sonra İmralı'da misafir edilen Öcalan'a sahipletildi. "Biz yaptık, yani PKK yaptı" beyanatıyla üstlendirdiler.
Kuzey Irak'ta Türk askerlerinin başına çuval geçiren ABD generali Türkiye'ye geliyor. Aziz bir konuk olarak misafir ediliyor, bir diplomat gibi ağırlanıyor ve uğurlanıyor. Yaptıkları yanına kâr kalıyor.
Hükümet her atılım ve açılımda ev ödevi yapıyor. Hükümet sözcüsünden daha çok Başbakan konuşuyor ki; çözüm üretmiyor, üretemiyor. Ama her konuya maydanoz!
Hükümet olarak, sömürge ahlakı üzere ev ödevleri yapıyoruz.
Hangi yandan bakarsanız bakın, uluslar arası işbirlikçiliğin feriştahını görürsünüz.
AKP ve hormonlu hükümetler
Stratejik kurumlar dâhil kâr getiren fabrikaları da -üstelik yabancılara- sattığı halde gırtlağa kadar borca batan AKP hükümeti, Mesut Yılmazlı ANAP'ın akıbetine doğru hızla gidiyor. Fakat faturasını millete ödetiyorlar.
Tamamen yerli ve milli tavrıyla on aylık iktidarında hem Türkiye'de banka sistemine bağlı büyük hırsızlıkların önlendiği, hem de İslam dünyasını, Kapitalizmin soygun alanı olmaktan kurtaran D-8 kuruluşuyla Dünya İslam Birliği projesini hayata geçiren 54. T. C. Hükümeti başbakanı Necmeddin Erbakandan bütün siyasilerin alacağı dersler var.
Hocanın talebesi olabilmek ancak bir onur vesilesidir.
"Hocanın talebeleri iktidara geldi!" diye seviniyor, İslam ülkelerinde ziyaret ettiğimiz dostlarımız.
"Hayır diyoruz, Domuz Gribi virüsü gibi mutasyona uğradı bu talebeler. CİA östrojeniyle hormonlandı ve şiştiler. Düşüşe geçtiğinde, Mecliste gurubu bulunan muhalefetin acemi çıkışları AKP'nin canına minnet, onu daha da şişiriyor.
Eski öğrenciler, Erbakanı örnek alacak cesareti gösteremediler. Onlara iktidar olma imkânını veren Amerika'dan çok korkuyorlar.
Başbakan "Borç yiğidin kamçısıdır!" diyerek ve faizlerini dahi ödeyemeyecek kadar dış borç alıyor.
Oysa Erbakan hoca, kendi döneminde meşhur Havuz sistemiyle iç borcu kontrol altına aldı ve hiç dış borç almadı. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 700 bin işçiyle grevsiz-lokavtsız anlaşma imzaladı. Faizler düştü, enflasyon düştü, memur, işçi ve emeklinin maaşları en yüksek tavanla arttırıldı.
Türk ekonomisinin sırtında kambur olan KİT-Kamu İktisadi Teşekkülleri Refah iktidarı döneminde kâr'a geçti. Anadolu kaplanları yani Anadolu'da özel sektör tam bir atılıma girdi. Gaziantep'ten Kayseri'ye, Bursa'dan Denizli'ye ve Karaman'a değişik kentlerde tekstilden gıda sanayine kadar 200-yazıyla-İkiyüz yeni fabrika işletmeye açıldı.
Dış siyasette D-8 atılımıyla Dünya İslam Birliği'ne girişin pratiği hayata geçirildi.
Köprünün altından çok sular aktı.
Kusuru nisyan ile malul olan beşer hafızasına yüklemek kolaycılık olur.
Elli dördüncü Hükümette Başbakan yardımcısı sayın Gül, bugün Cumhurbaşkanı, yine Milli Görüş'ün İstanbul Büyük şehir belediye başkanı Erdoğan Başbakan yani icranın, yaptırımın, uygulamanın bir numarası. Açılışlarda kurdele kesmeden, Hindistan'dan İspanya'ya kadar ülke ziyaretleriyle çok meşgul olduklarına TV ekranları şahit.
Ama ikisinin de Ülkenin ve Ümmetin istikbali için ufukları kapalı. Halkın ihtiyaçlarına ve beklentilerine cevap veremiyor, dertlerine derman olamıyorlar. Bol demagoji ve kaos üreterek günü kurtarmaya çalışıyorlar. Hedef 811 rakımlı tepe. Çankayaya çıkabilen postu kurtarıyor.
Sayısal çoğunluğa dayalı gücüyle İhtilal dönemi Anayasasını değiştirmek yani Anayasayı sivilleştirmek ilk görevi olmalıydı. Tam sekiz yıldır tek adım atamadılar. Hatta geri adımlar attılar. Tam sekiz yıldır "Toplumsal Mutabakat" mazeretinin arkasına sığınıyor, saklanıyorlar.
Namus sözü verildiği halde ne başörtü sorunu ne de sekiz yıllık kesintisiz eğitim problemi çözülmedi. IMF'nin müdahale ettiği Latin Amerika ülkeleri iflas ettiler ve halk marketlere saldırıp yağmaladı. AKP Hükümeti IMF bağımlılığını Havuz sistemine tercih etti. Gizli - açık sekiz milyon işsiz genç sokakları ve cezaevlerini dolduruyor.
Bugün 1764 faili meçhul, toplatılan 61 kitap, kapatılan 14 sivil toplum örgütü, yazılarında doğal hakkı olan ifade özgürlüğünü kullandığı için hüküm giymiş 18 gazeteci ve yazarıyla, 8 milyonu bulan işsizin kul hakkı AKP hükümetinin boynundadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



