Başlığı okuyanlar, "Bunu bilmeyecek ne var, elbette hocalarımızın yeri camidir" diye düşüneceklerdir, sanırım. Bildiğiniz gibi, hocalarımızın toplum hayatında çok önemli bir yeri var. Milletimizin maneviyat dünyasını imar ediyorlar. Onlara ne kadar teşekkür etsek azdır.
Hocalarımız yalnız camide değil; düğün, cenaze, nikah, hastalık, nişan ve benzeri münasebetlerle halk ile iç içe oluyorlar. Fakat, Türkiye bugün ciddi bir süreçten geçiyor. Bazı mihraklar, Türkiye'nin etnik köken ve mezhep farklılıklarını kullanarak, halkımızın huzurunu kaçırmak, bölüp parçalamak istiyor. Bu oyun ve tuzaklara karşı en etkin gücümüz, halkımızın ortak değerlerini oluşturan inançlarımızdır. İslam dinini doğru bir şekilde anlatmakla Türkiye'nin üzerinde dolaşan kara bulutları dağıtabiliriz.
Yüz bine ulaşan Diyanet kadrosu, Milli Eğitim'de görevli İlahiyatçı öğretmenler ve ilahiyat fakültelerinde görev yapan akademisyenlerle birlikte yurdumuzun her köşesine yayılmış büyük bir potansiyel var. Bunlara, kanaat önderleri ve İslami grupları da eklersek gücümüzün derecesi daha iyi anlaşılır. Birlik, barış ve kardeşliğe davet eden İslam dini gibi hak bir dine mensup olan bir millet, önündeki zorluk ve engelleri aşmakta zorluk çekmez.
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu 15.11.2009 günü, ülkemizde oynanan oyunlar ve çözümü konusunda şöyle uyarmıştı: "İslam dini birlik dinidir. Bütün ayrımların her biri oyundur, her biri bir tezgahtır. Doğulu, Batılı diye ayrım yapılıyor. Onlara karşı uyanık olmalıyız. Asırlardır bu topraklarda, hep böyle birliktelik içinde yaşadık. Çanakkale Savaşı'na böyle girdik. Ayrılmaya bir sebep yok. Yeter ki, dışarıya karşı kapılarımızı kapatalım, dış sesleri dinlemeyelim."
Türkiye insanının ortak paydası, en vazgeçilmez ortak değeri İslam'dır. Bunu yöneticilerin iyi analiz etmesi gerekir. Türkiye halkının belki İslam dini konusunda bilgi eksikliği vardır ama kesinlikle İslam'la bir problemi yoktur. Bu millet, İslam'a öylesine bağlıdır ki, dinini ve inancını her zaman etnik kimliğinin önünde tutmuştur. Ümmetin ortak değerleri olan ilim ve devlet adamlarının etnik kimliği söz konusu edilmemiştir bile... Mesela; Kürt etnik kökene mensup Selahaddin-i Eyyubi ve Bediüzzaman Said Nursi hangi ölçüde bu milletin ortak değeri ise; Türk etnik kökene mensup Fatih Sultan Mehmet ve Mevlana da aynı ölçüde bu milletin ortak değeridir. Buna hiç kimsenin bir itirazı yoktur. Arnavut etnik kökene mensup Mehmet Akif Ersoy'un, milletimizin varlık yokluk mücadelesi verdiği günlerde; camide, gazetelerde, cephede halkı uyaran heyecanlı ve samimi sözleri, milletin tamamı tarafından kabul görmüş, onun kavmi mensubiyeti kimsenin aklına gelmemiştir bile...
Birlik ve bütünlüğümüz için, halkın ortak değerlerini oluşturan reçete bellidir. Kum, çakıl, su ile bir araya gelen çimento, onların hepsini kaynaştırdığı gibi; İslam kardeşliği de, bütün etnik grupları birbiriyle bütünleştiren en güçlü harç görevini yapmaktadır. Bütün iş, İslam'ı öğrenme ve öğretme seferberliğine girişmekte... Bu görevi, en geniş anlamda, Diyanet mensubu hocalarımız ve Milli Eğitim'e mensup öğretmenlerimiz yapabilecektir. Bu, aynı zamanda halkımızın ortak talebidir. Hocalarımız, üzerlerine düşen görevi büyük bir hassasiyetle yerine getirmeleri gerekir. Bu, içinden geçtiğimiz dönemde milletimize yapılabilecek en büyük görev olacaktır.
Peki, bu görev yalnız camide mi yapılacak? Hayır! Her yerde. Çünkü, bir hoca, cami dışında da hocadır. Gittiği her yere bu ünvanını da birlikte götürür, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu 9.6.2008 günü Diyanet mensuplarına şöyle seslenmişti: "Dini camilere hapsetmeyin. İslam'ın mesajını her tarafa ulaştırın!."
Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, 29.10.2008 günü Bakanlar Kurulu bilgilendirme toplantısında şu teklifi yapmıştı: "İyi yetişmiş din görevlileri, terörle mücadeleye katkı sağlayabilirler." Sayın Başbuğ, Reşadiye'de askerlerimizin pusuya düşürülmesinden sonra; PKK'ya karşı "Halkın ortak değerlerinde birleşilmesini" dile getirmişti.
Yılmaz Erdoğan da "Doğu ve Güneydoğu'da kanaat önderleri ve İslam dininin birleştirici özelliğinin devreye sokulmasını" önermişti.
Şurası açıktır ki, milletin ortak inanç, duyuş ve hafızası İslam'dır. Din bağı, kan bağının önündedir. Bu reçete mutlaka kullanılmalı ve bu iş için hocalarımız seferber edilmelidir. Kur'an-ı Kerim'in birlik, barış ve kardeşliğe davet eden şu ayetleri her şeyi anlatmaya yetmiyor mu?:
"Hep birlikte Allah'ın kopmaz ipi olan İslam'a sımsıkı sarılın, parçalanmayın." (Al-i İmran, 103)
"Ey iman edenler hep birlikte barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o,apaçık düşmanınızdır." (Bakara, 208)
"Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, esirgenesiniz." (Hucurat, 10)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




