Hz. Ali (ra), “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” diyor. İnsanın bu hakimâne söz üzerinde biraz düşünmesi lazım: Bir insan, kendisine ufacık bir daire vereni nasıl sever, nasıl muhabbetle yâd eder değil mi? Şayet bir ilim erbâbı size, Cennet gibi bir saltanata kavuşturacak yolu göstermişse, Cennet’e liyakat kesbettirecek iman ilminin ve Şer’î ilimlerin anahtarını vermişse, ona nasıl minnettar olmazsınız. Bu yazılarımda hocalarımdan bazılarını yâd etmek istiyorum.
Mahmud Hocam: 5-6 yaşlarında iken ve daha sonra ilkokula gidince her yaz devresinde bana Kur’an-ı Kerim, Tecvid ve temel dinî bilgiler derslerini veren hocamdı. İlk dersimi aldığım bu hocamı hiç unutmadım, her memlekete gidişimde mutlaka ziyaret edip elini öptüm.
Çocukluk devresinde, Ahmet Çelebi Kur’an Kursun’daki hocalardan ders aldım. İmam-Hatip’te okurken, Hasan Tahsin Feyizli Hocam’dan Kur’an-ı Kerim ve Tecvid dersi aldık. Yıllar sonra buluştuğumuzda müşterek hatıralarımızı yad ettik. İşte bir tanesi: Bir arkadaşımız peltek “se”yi, “ze”yi bir türlü söyleyemiyordu. Hocamız âniden bir arkadaşımıza dönerek, “Git bana çaycıdan şeker maşasını getir!” dedi. Hepimiz merak ettik, hocamız maşayı ne yapacaktı? Hocamız getirilen maşayı aldı, o arkadaşımıza, “çıkar dilini!” dedi ve o maşa ile yavaşça dilini iki dişi arasında tutup, “şimdi söyle bakalım” dedi. Böylece o arkadaşımız bu temel kaideyi öğrenmiş oldu.
Merhum Adil Özbek Hocamız, hem Kur’an-ı Kerim, hem Arapça derslerine girerdi. Biz onun dersleri ile yetinmez, vaaz ettiği camilere giderdik. O da vaazdan önce 10-15 dakika, tıpkı Abdussamed gibi kendine has tarzı ile dinlemeye doyamayacağımız Kur’an-ı Kerim ziyafeti verirdi.
Ahmed Akdeniz hocamız, Fen derslerine gelirdi. Konuları anlatırken, defterindeki notlardan bizlere her bir ağacın, otun, canlının, Cenab-ı Hakkın hangi isimlerinin tecellisini aksettirdiğini naklederdi. Sonraları lisede okurken hocamızın sohbetlerine devam ederdik. İlk önce hadis-i şerif okuyup sonra tefsir dersi vermesi çok hoşumuza giderdi.
Ortaokul ve lise yıllarında, sarf, nahv ve tefsir derslerinden ve sohbetlerinden istifade ettiğim, Molla Tâhâ’yı, Molla Sadık’ı ve merhum Nâzım Gökçek ağabeyi unutmam mümkün değil.
Üniversitede, sahasında otorite simalardan ders aldım. Lisans tezi hazırladım. İşte hepsinin ünvanı “Prof. Dr.” olan hocalarımızdan bazıları: Mehmet Kaplan, Abdulkadir Karahan, Sadettin Buluç, Muharrem Ergin, Faruk K.Timurtaş, Faruk Akün, Ali Alparslan, Mehmet Çavuşoğlu, Kemal Eraslan, Necmettin Hacıeminoğlu, Osman Sertkaya, Nuri Yüce.
Cenab-ı Hak lütfetti, şer’î ilimler sahasında derya gibi olan, âlim ve fâzıl hocalarımla tanıştım. Akâid, Sarf, Nahv, Usul-u Fıkıh, Fıkıh, Tefsir, Usul-ü Hadis, Hadis, Mantık, Bedi’, Beyan, başta olmak üzere temel ilimlerde kendilerinden ders aldığım, ilimlerinden istifade ettiğim bu muhterem hocalarım kendilerinden bahsedilmesinden hoşlanmaz. Ama ben her zaman kendilerini hürmetle, muhabbetle yâd edeceğim, İnşaallah duâlarımda unutmayacağım. Duâ eden kimsenin, başlarken ve bitirirken Peygamber Efendimize (asm) salât u selam getirmesi, anasına, babasına ve ilimlerinden istifade ettiği hocalarına duâ etmesi, duânın kabulüne vesiledir. Cenab-ı Hak bu değerli insanların sayısını arttırsın...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



