İstanbul Belediyesi, soğukların arttığı, sıfırın altına düştüğü günlerde İstanbul'un her tarafında evsiz barksız yaşayan insanları arabalarıyla toplayıp önceden tespit edilen yerlere yerleştirir. Temiz mekanlarda sıcacık ortamlarda, tertemiz yataklarda, onları misafir ederken kahvaltıları, öğle ve akşam yemekleri de lokantaları aratmayacak derecede güzelmiş. Belediye bu hizmetleri verirken hizmet verdiği bu mekanların etrafına korumalar da yerleştirip kaçmalarını ve soğukta donup ölmelerini engellermiş. Çünkü bir kısım insanlar köprü altında tattığı lezzeti burada göremediğinden, aradığı baliyi bulamadığından kaçmaya çalışırmış.
İsterseniz etrafınızda tanıdığınız bu türden bir insana yardım elinizi uzatınız ve sizin iyi ve güzel bildiğiniz şekilde yardım ediniz.
Mesela üzerindeki kirli elbiseyi çıkarıp atınız en değerli kumaştan elbise alıp giydiriniz.
Köprü altından alıp köşke yerleştiriniz.
Şarap yerine şerbet veriniz.
Bali veya esrar yerine bal, tereyağı, et, sebze ve meyveler veriniz.
İsterseniz Beethoven'in dokuzuncu senfonisini dinletin, isterseniz Zeki Müren'i dinletiniz.
O, her an saraydan kaçmanın, baliye ulaşmanın yollarını arayacaktır.
Halil Ürün beyefendi 26 Mart 1989'da yapılan seçimlerde @'ın üzerinde oy alarak Refah Partisi'nden Konya Büyükşehir Belediye Başkanı oldu.
Ancak o günlerde yeni kurulan özel bir televizyonda Konya'lı aydın kadınlar adına konuşan bir Bayan "Konya'yı ipek halı gibi işliyorlar. Bugüne kadar hiç yapılmayan, aklımızdan geçmeyen iyi hizmetlere imza atıyorlar ama biz, bunları yutmayız. Bunların yapmak istedikleri başka..." diyordu.
Bütün kainatın/evrenin Yaratıcısı, Yaşatıcısı ve Yöneticisi olan Rabbimiz, Kur'an-ı Kerim'ini indirmeye başladığında bu bütün insanlığın kullandığı uyuşturucu hakkında tek kelime söylememiş.
Önce onların gönüllerini, kalplerini Yaratan'a bağlamış.
Onları tedavi etmiş.
Gönüllerindeki putları kırmadan Ka'be'deki putları kırmamış.
Balilerini, viskilerini, esrarlarını almamış.
Gönülleri ısındırılan insanlara "Rabbin huzuruna gelirken sarhoş gelmeyin" denmiş.
Akşam ve gece son haberlerinde Doların yükselişi ve alçalışı haberleriyle terörün yükselişi ve alçalışı haberleri verilmeye devam ettikçe, siyasilerimizden hükümette olanlar ekonomik gelişmelerle hava attıkça, muhalefette ekonomik bozukluklar üzerinden vurdukça ülke düzlüğe çıkmayacak demektir.
Bir gün haberlerde yıllara göre rüşvetin düşüş grafikleri verilmeye başlarsa. Bu sene kazancına hiç haram karıştırmadan şu başarıyı sağlayan işadamları... haberleri çoğalırsa, Mekke Üniversitesine Tefsir hocası gönderdik haberleri artarsa ülke iyiye gidiyor demektir.
Gavura yaranamazsınız.
Şeyh Sadi Şirazi anlatıyor; Karga ile bülbülü aynı kafese koymuşlar. Bülbül susmuş kalmış. Karga da ellerini ovuşturmuş, la havle çekmiş ve "hey Allah'ım ne günah işledim de böyle uğursuz, çirkin bir cüceyle aynı yerde kalma cezasına çarptırıldım" demiş.
Son günlerde bizim kesimde gâvura yaranma, şirin görünme, sırıtma operasyonları başladı.
Kur'an-ı Kerim müşriklerin neces pislik olduklarını haber verirken (Tevbe 28) kâfirler hayvanlardan da aşağıdır derken (A'raf 179) İslâmcı aydınlarımız gâvura yaranmak için "Filan beyin kitabında, falan beyefendinin dergisinde, feşmekanın panelde dediği gibi" diye başlayan sözleriyle gâvurcukların mikrop kutusu kitaplarını, gencecik delikanlılarımızın tertemiz yüreklerine yerleştirdiler.
Hiç birimiz Peygamber Efendimizden daha adil, daha merhametli, daha şefkatli olamayız. Çünkü onun ahlakı Kur'an'a göreydi. Büyük bir ahlak üzerine idi.
Buna rağmen O'nun Medine devletinde yaşamakta olan münafık kâfirlerden haber verirken "Eğer bir sığınak, mağara veya girecek bir yer bulsalar oraya çabucak giderler" buyuruyor. (Tevbe 57)
Yani rahmet Peygamberinin yönetiminden sıkıldıklarını haber veriyor Rabbimiz.
Mü'min ışık gibidir. Kâfir karanlık gibidir. Işık yanarsa küfür ya nura dönüşür veya çeker gider. Veya kuytu bir yerde gizlenir, nurunu söndüreceği zamanı kollar.
- Peki, bu imansız kâfirlerle ilişkilerimizi kesersek onları kim kurtaracak?
- Hayır, İlişki kesilmesin. Onlara, doktorun hastasına baktığı gibi bakınız. Aids, verem, veba, kanser hastalığı insanın bu dünyasında geçici bir zaman için zarar verir. İmansızlık hastalığı, insanın sonu gelmez senelerde cehennemde yanmasına sebep olur. Ateşe doğru koşan bir çocuk veya deli görseniz malınızı, mülkünüzü, namazınızı bırakıp onu kurtarmaya koştuğunuz gibi, malınızı, mülkünüzü harcayın onların imansızlıktan kurtulması için gayret gösterin. Namazlarınızın ardından dua edin.
Saygın bir kişi olduğunu söylerseniz imansızlığından memnun olmasını sağlarsınız.
Doktor hastasına "Sen beyninden rahatsızsın. Hastahanede yatacaksın ve seni tedavi edeceğiz" diyor. Hasta da hastalığını kabul eder, hastahanede yatar, ilaçları kullanırsa fayda verir. Bizimkiler, imansızı kendilerinden yukarıda görüyor. Değerli yazar, düşünür, sayın gibi ifadelerle gayet sıhhatli olduğunu söylüyor. Sonrada o sıhhatli adama faydalı olacağını zannediyor ve kendisine hastalık bulaştırıyor.
Allah korusun bu hastalıkla da ölürse Kur'an'ın ifadesiyle "Keşke filanı dost edinmeseydim" der. (Furkan 28) Gelin eyvah demeden Allah diyelim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




