Bugüne kadar Türkiye'nin saygın kabul edilen profesörleri ile generalleri terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla bir kısmı hapiste yatarken bir kısmının mahkemesi dışarıdan görülmekte.
Gazetelerin köşe başlarını tutmuş yazar-çizerler de tuttuğu tarafa göre ahkam kesmekte, gün bu gündür diyerek bu toz duman havayı paraya çevirmekte.
Yani havanın suyu sıkılıp damacana gibi kitaplara doldurup evlere pazarlanmakta.
Siyasiler, kavgalarını hapishaneler üzerinden kızıştırarak taraftarlarını diri tutmaya çalışmakta.
Karganın kanadına kurşun değdi miydi değmedi miydi?
Değdiyse kimin kurşunu değdiydi?
Kurşunun sahibi belliyse kurşunun markası ve seri numarası neydi tartışmalarını sürdürürken davaya bakan hakimlerin bile dikkatini dağıtmaya çalışmaktalar.
Öğretileni öten, güdülmeden yem bulamayan, kanat çırpmayı görmediği için kanatlarını açamayan, verileni yutan, öğretileni tutan kafes kuşu gibi, sera bitkisi gibi aroması ve tadı olmayan bir kısım insanlarımız da bu davanın sonucunun ne olacağını da kendi bildiği halde bir de başkasından öğrenmek ister.
Türkiye hapishanelerinde yatan bütün vatandaşlarımızın hiç biri gökten paraşütle ülkemize atılmış insanlar değiller.
Profesöründen çobanına kadar herkes hiç değilse bu ülkenin İlkokulundan mezunlar.
Terörist başı, bu ülkenin en kaliteli okulu olan Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde eğitim görmüş, Türk ve Kürt ırkından kırk bin insanın ölümüne sebep olmuş biri.
Terör örgütü iddiasıyla yargılanan general ve profesörler en üst düzeyde eğitim almış insanlar.
Bunlar üzerinde siyaset veya para ticareti yapanlardan bir tanesinin çıkıp da "Yahu bunların okuduğu okulların programlarını bir gözden geçirelim" demiyor.
Düz liseler, meslek liseleri, askeri liseler ve bütün fakültelerin, harp okullarının eğitim programlarında eksik bir şeyler var.
Meclis'ten, Genelkurmay'dan, üniversitelerden, yüksek yargı kurumlarından, Milli Eğitim'den, Diyanet'ten, sivil toplum kuruluşlarından... verilecek üyelerden meydana gelen bir heyet oluşturup eğitimdeki eksikliğin giderilmesi gerekir.
Malazgirt'te Alpaslan, harp meydanında yendiği Romen Diyojen'i bile linç etmeyip serbest bırakırken bizim bugünkü eğitimimizden geçen insanlar kendi dininden ve ülkesinden olan insanlara karşı hınçla hareket ediyor ve kişilerin kimliğine karşı linç uyguluyor.
Dışarıda dayak yiyipte eve gelince hanımını döven mıymıntı adamalar gibi gavura karşı gres yağı gibi, kendi milletinden olanlara karşı granit gibi olan adam yetiştiriyoruz.
Ülkemizi kendi ülkesi gibi gören, dilediği yerde gizli hapishaneler kuran, havaalanlarımızı dilediği gibi kullanan, ülkemizde cirit atan ajanlara karşı sempatili, hoşgörülü ama onlara karşı engeller koyan, zorluk çıkaranlara karşı ise katı davranan bir nesil yetiştiriyoruz.
Haham veya papazı görünce yerlere kadar eğilerek reveransını tamamlayan ama hoca görünce gül görmüş sinek gibi yan çizen eğitilmiş görünümlü insan yetiştiriyoruz.
Hinliği, cinliği, hainliği öğretebiliyoruz ama özgüveni, yiğitliği, vefayı, kahramanlığı, cömertliği öğretemiyoruz.
Kelek adam olmayı öğretebiliyoruz ama Melek adam olmayı öğretemiyoruz.
Terörün de, hortumun da, cinayetin de, tecavüzün de, hıyanetin de önünü almak istiyorsak güvenlik güçleri ile yargıdan önce eğitim gözden geçirilmeli.
Bütün tartışmalar eğitim üzerine olmalı.
Bütün güvenlik güçleri de yargı elemanları da eğitim kurumlarımızdan geçerek yerlerine gelmektedirler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




