Hicret'ten 18 ay sonra, Şaban ayının 10'uncu günü orucu bizlere farz kılan Âlemlerin Rabbi, ayet-i celilesinde şöyle sesleniyor: "Ey iman edenler! Sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı..." (Bakara, 183)
İşte tufan artığı nefislerin efsunlu rüyâdan uyandığı o gün, bugündür.
Ân; ibadetlerimizin zirveye ulaşmasıyla, Allah'ın üzerimize dalga dalga gönderdiği rahmet sağanağı altında sevinç gözyaşlarına boğulma ânıdır.
Ân; içinde "Bin Aydan Hayırlı Kadir Gecesi" bulunan Ramazan'ın şuuruna varma ânıdır.
Ve o ân; risaletin zirveye ulaştığı, manevî iklimin göz bebeği "Oruç", "Kur'an" ve "İbadet" ayı Ramazan'dır.
Ramazan; "Kur'an-ı Azimmüşşan"dır.
Çünkü O; sözleriyle, hükümleriyle, müjdeleriyle, mucize oluşuyla insanları hidayete sevkeder. Hakk ile batılın, doğru ile yanlışın, hidayet ile delaletin ne olduğunu açıklar.
Ramazan; "Oruç"tur.
Çünkü O; kul olmanın gereği, iman etmenin sonucudur. Günahlara karşı perde, Cehennem'e karşı kalkandır. "Oruç benim içindir. Onun mükafatını ben vereceğim" dedirtecek kadar özeldir.
Ramazan; "İbadet"tir.
Çünkü Ramazan'ı ihyadan maksat; bol bol namaz kılarak tevbe ve istiğfarda bulunmak, hayırda yarışmak, mü'minlerin dertleriyle dertlenmek, yetimlerin başını okşamak, iyiliği emretmek, kötülükten men etmek ve "infak" deryasında kaybolmaktır.
Ezcümle, Ramazan yanmaktır. Yanarken rahmete hasret topraklar gibi; arınıp günahlardan Rabbine iltica etmektir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



