Muhacirlerin sayısının artması üzerine endişeye kapılan Kureyşliler, Ashame en-Necaşi'ye bir heyet gönderip Müslümanların iadesini istediler. Hz. Cafer (R.A.), Habeş Kralı huzurunda şu konuşmayı yaptı:
- Ey hükümdar! Biz, cehalet içerisinde yaşayan bir toplum idik. Putlara tapıyor, ölmüş hayvanların etini yiyorduk. Zina yapıyorduk. Akrabalarımızla ilgimizi kesiyor, komşularımızla iyi geçinmiyorduk. Kuvvetli olanlarımız, zayıf olanlarımızı eziyordu. Biz bu halde iken yüce ALLAH bize acıdı. Bizden öncekilerde olduğu gibi bize de içimizden, soylu, asil, doğru, güvenilir, şeref ve namus ehli olduğunu bildiğimiz birisini peygamber olarak gönderdi. O bizi, yalnız ALLAH'a ibadet etmeye, atalarımızın taptıkları putları terk etmeye çağırdı. Bize doğru söylemeyi, emanete riayet etmeyi, komşularımızla güzel geçinmeyi, haramdan, adam öldürmekten sakınmayı öğütledi. Bizi, yalandan, yetim malı yemekten ve namuslu kadınlara iftira etmekten sakındırdı. Yalnız bir olan ALLAH'a ibadet edip, O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı, namaz kılmayı, oruç tutmayı emretti. Haram dediğini haram bildik, helâl dediğini helâl bildik. Bundan dolayı halkımızın bir kesimi bize düşman oldu, bize türlü türlü işkenceler yapmaya kalktılar. Biz de onlardan kaçarak ülkenize sığındık. (İbn Hişam, Sîretü'n-Nebî, 1/359.)
Bu konuşmada, bir yönüyle hicret sebepleri açıklanırken, diğer yönü ile de İslâm'ın insanlığa neler getirdiği ifade edilmekte, her yönüyle bozulmuş ve tüm değer ölçülerini yitirmiş bir toplumu nasıl tekrar hayata kavuşturduğu anlatılmaktadır. İşte kısaca hicret olayı budur.
Diğer tarafı da dinleyen Necaşi müşriklerin teklifini ve hediyelerini reddetti. Müşrikler de bir netice alamayınca bunun intikamını Mekke-i Mükerreme'de kalan Müslümanlardan aldılar. Artık Mekke-i Mükerreme'deki Müslümanlar çok daha kötü şartlarda var olma mücadelesi veriyorlardı.
Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz Mekke-i Mükerreme'de tebliğ görevini sürdürürken Kureyşliler de inkârlarında diretiyorlardı. Müslümanlara ve Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi koruyan Haşimoğullarına karşı uygulanan üç yıllık boykotun ardından Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizin en büyük destekçisi olan amcası Ebu Talib'in ölümü, müşriklere fırsat verdi, onların işkence ve baskıları dayanılmaz hale geldi. Bizzat Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de birçok hakarete ve sataşmalara hedef oldu. Böyle bir ortamda İslam'ı tebliğ edemeyeceğini anlayan Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Taif'e giderek yeni bir çevrede İslam'ı anlatmaya çalıştı. Fakat Taifliler de Kureyşliler gibi inkârcılık da direnmişler ve Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimizi taşa tutmak gibi çok sert bir tepkide bulunmuşlardı. Bunun üzerine Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz Mekke-i Mükerreme'ye dönmek mecburiyetinde kaldı.
Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz onların bu cahilce hareketleri karşısında yılmamıştır. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke-i Mükerreme'de Müslümanlar barınamaz hâle gelmişlerdi. Bu sebeple Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz İslâmı yaymak için merkez olabilecek bir yurt arayışı içindeydi. Kabe'ye yapılan senelik hac görevi, Arap yarımadasının bütün noktalarından, Arapları Mekke-i Mükerreme'ye getiriyordu. Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bu insanlarla görüşüyor, onlara İslam'ı anlatıyordu. Kendisine sığınma imkanı ve peygamberlik vazifesini yerine getirme izni verecek bir kabile bulup, ikna etmenin yollarını arıyordu. Birbiri ardınca, yanlarına gittiği onbeş kabilenin temsilcilerinin hepsi de az çok kaba bir şekilde kendisini geri çevirdiler. Umudunu hiç kaybetmedi.
Son olarak bir gün Akabe mevkiinde Medineli altı kişi ile karşılaştı. Onlara Kur'an-ı Kerim okudu ve İslâm'a davet etti. Medineliler Peygamberimiz ile konuştuktan sonra durumu kendi aralarında değerlendirdiler. Yahudi ve Hıristiyanların komşuları olan bu kişiler, peygamberler ve ilâhî vahiyler kavramına yabancı değillerdi. Üstelik onlar, bu kutsal kitap sahiplerinin, bir Peygamberin, son bir müjdecinin gelmesini beklediklerini de biliyorlardı.
Çünkü Medinelilerle araları açılan Yahudiler onlara "Bir peygamber gönderilmek üzeredir. O peygamber gelince biz ona tabi olacağız. İrem ve Ad kavimleri gibi sizin kökünüzü kazıyacağız." diyorlardı.
Bu sebeble Yahudilerin geleceğini bildikleri ve kendisiyle bizi korkuttukları peygamber bu olmasın, dediler ve bu konuda başkalarından önce davranmak fırsatını kaçırmak istemediler. Yahudilerden önce Müslüman olmanın gereğine inanıp derhal Hz. Muhammed (S.A.V.) Efendimize inandılar, kendisine Medine-i Münevvere'de diğer inananlar bulmaya çalışacakları ve gereken desteği vereceklerine dair söz verdiler.
Akabe'de Müslüman olan Medineliler memleketlerine gittiklerinde bu durumu yakınlarına aktardıktan bir yıl sonra, daha önceki Müslümanlarla birlikte oniki kişilik bir topluluk hac için Mekke-i Mükerreme'ye geldi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



